Offenbarung
"Aptallık, kendi halinden memnundur; bilgelik, soruları sormakla bitiremez."
Alıntı
BAŞLANGICIN FELSEFESİ VE ESTETiCi (KIERKEGAARD, SCHELLING) Wilhelm Schmidt-Biggemann başlangıç hakkında "geleceğin sü­ rekli kendini ortaya koyduğu bir süreç" demiştir.169 Başlangıcın kendine özgü belirtisi, kesin olmayanı kesin hale getiriyor olma­ sıdır: "Ayrımlaşmamış olan, her şeyi kapsayan ve tanımlanma­ mış bulunan burada ayrımlaşmış, sınırlan çizilmiş ve tanımlı bir hale gelir, gerçek Şimdi ve Burada'da somut bir bireysellik kaza­ nır."170 Schmidt-Biggemann'ın yaklaşımıyla değerlendirdiğimiz­ de, kötünün soykütüğü bu sınırlanmışlık durumunun kökenine yönelik bir bakış açısı kazandırır. Bundan böyle insana -kimlik ve özdeşliğinin önci.ilü olarak- sınırlanmışlık egemen olacakbr. Ne var ki, bu kökene dair felsefi açıklamalarda yatan iç çelişkileri hatırlayacak olursak. karşımıza başlangıç anındaki belirsiz olan ile belirli olan arasındaki ayrışmanın nasıl gerçekleştiği sorusu çıkmaktadır. Böylece yine aynşmamışlıktan aynşmışlığa, birlik­ ten ikiliğe geçiş sorunsalıyla karşı karşıya geliyoruz. N itekim ay­ rışma ve ikilik, kötünün kültürel anlamı ve Schelling'in deyişiyle "gizli kaynağı" bakımından belirleyicidir.171 Kaygı Kavramı'nda (184)4 Sören Kierkegaard, İlk Günah miti­ ni insanın ruhsal eğilimleri ve benlik inşasının temellerine bağla­ yarak ele alır. Yılan tarafından baştan çıkarılmayı, Adem'in ka­ fasında Tann'nın koyduğu bilgi ağacının meyvelerinden yeme 69 HER ŞEYiN BAŞLANGICI yasağıyla başlayıp ilerleyen ruhsal bir süreç olarak yorumlar.172 Camus'nün "bilmenin Don Juan'ı"173 dediği Kierkegaard, bu şe­ kilde yaratılış anlabsındaki köken ve motivasyon sorununu aş­ mayı denemiştir. Bir yandan da İlk Günah'a ilişkin kavramsal açıklamalardaki çelişkilerden kaçınmak için, suç ve masumiyet arasındaki fark meselesini insanın iç dünyasına aktarır. "Güna­ hın
1000Kitap
Reklam
„Für das Bürgertum des 19. Jahrhunderts war die Erotik fast vollstän dig in Angst gehüllt und wurde daher nur durch den Filter der Verdrängung zum Ausdruck gebracht. Alles sexuelle Handeln war von einem Gefühl des Verstoßes oder der Verletzung überschattet einer Verletzung des Körpers der Frau durch den Mann, einer Verlet zung des gesellschaftlichen Anstands durch die Liebenden, einer Verletzung noch tiefer verwurzelter Moralvorstellungen durch die Homosexuellen. Weite Teile der modernen Gesellschaft haben gegen die damit verbundene Angst und Verdrängung rebelliert, und das war gut so. Aber aufgrund der spezifischen Art, in der sich die Ideale der Intimität in der heutigen Vorstellungswelt niedergeschlagen haben, richtete sich diese Rebellion auch gegen den Gedanken, daß die körperliche Liebe ein Handeln ist, auf das sich Menschen einlassen, für das es, wie für jedes gesellschaftliche Handeln, Regeln, Grenzen und notwendige Fiktionen gibt, die dem Handeln erst seine spezifische Bedeutung verleihen. Statt dessen ist der Sex zur reinen Selbst Offenbarung geworden. Eine neue Sklaverei ist an die Stelle der alten getreten.“
Sayfa 21·Kitabı okuyor
(Herder'e göre) Tanrı, evrene belli ilkeler koymuştur ve evren, Tanrının koyduğu bu ilkelere göre belli bir evrim süreci içerisinde gelişir. Herder'e göre tüm bu gelişme sürecinde Tanrının etkisini, Tanrısal açınımı(offenbarung, revelation), hatta bizzat Tanrılığı görmek olanaklıdır.
Sayfa 75
Georg Trakl’ın şiirlerinden değil de, düzyazı şeklinde kaleme aldığı içli nazımlarında (otobiyografilerinde), bir diğer deyişle Offenbarung und Untergang’da, lime lime olmuş bu içerikleri takdire şayan ve trajik bir şekilde yansıtan ve sonu olmayan bir acının ve varoluşun psikotik dönüşümünü barındıran iki kesit alıntılayacağız. “Ve karanlık bir ses içime seslendi: Erguvan gözlerinden çılgınlık fışkırıyor diye, kara atımın ensesini gece ormanında parçaladım; karaağaçların gölgesi, pınarın mavi gülüşü ve de gecenin siyah tazeliği üzerime düştü, çünkü ben, vahşi avcı, bir kar şenliği avlıyordum; çehrem taşlı cehennemde soluyordu.” “Ama kayalık yoldan inerken, delilik beni yakalayıverdi ve ben gece vakti avaz avaz bağırdım; ve sessiz sedasız suların üzerine gümüş parmaklarla eğildiğimde, çehremin beni terk ettiğini keş­fettim. Ve beyaz ses bana seslendi: ‘Öldür kendini!’ Bir çocuğun gölgesi hıçkıra hıçkıra doğruldu içimde, billur gibi gözleriyle ışıltılı ışıltılı bakıyordu bana, öyle ki ben ağlayarak ağaçların, kudretli yıldızlı kubbenin altına kıvrılıverdim.” İçerdiği otobiyografik özellikler, düzyazı şeklinde yazılmış bu şiiri (ve de Aurelia’yı), altüst edici bir şeye çevirmektedir: Burada (Trakl’da hiç kuşkusuz depresif deneyim) psikotik deneyim şeklinde ortaya çıkan şey ile hastalık kaynaklı her öğeyi aşan ve yakıp kül eden şey büyüleyici bir biçimde iç içe geçmiş haldedir.
“Der Mythus vom König Ödipus, der seinen Vater tötet und seine Mutter zum Weib gewinnt, ist eine noch wenig abgeänderte Offenbarung des infantilen Wunsches, dem sich späterhin die Inzestschranke abweisend entgegenstellt. Die Hamlet-Dichtung Shakespeares ruht auf demselben Boden des besser verhüllten Inzestkomplexes.“