Çünkü aşk bir ağaç gibidir: Kendiliğinden yetişir, kökleriyle tüm benliğimizin derinliklerini sarar ve yıkıntı halindeki bir yürekte yeşermeye devam eder. Bu tutkunun ne kadar körse, o kadar inatçı oluşunu açıklamak mümkün değildir. Kendi içinde tutarlı olmadığında daha da güçlüdür.
Uçurumun dibine ulaşmak sizi yaşayanlar âleminden çekip alır. Odanıza gelip gidenler belirsiz bir kalabalık oluşturur; size ulaşamadan yanınızdan geçerler. Siz onlara yaklaşamazsınız, onlar size erişemez. Mutluluğun ve umutsuzluğun soluduğu yerler farklıdır; umudunu kaybeden kişi başkalarının yaşamına çok uzaktan bakar; var olduğu hissini kaybeder, etten kemikten olması bir şey ifade etmez çünkü kendi gerçekliğini artık hissetmiyordur; kişi artık kendisi için bir düşten ibarettir.
Hayatı idrak etmeye çabalayan özgür ve derin düşünce, saçma dünyevi kaygıları tamamıyla hor görme; işte bu iki şey, insanın daha yükseğini göremeyeceği iki lütuftur.