BÜTÜN HAYVANLAR MASUMDUR..!!
Puan vermedi·248 syf.··
Beğendi
·
2025 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2025 13:49
Yaklaşık 10 sene önce... Öğrenci olarak yaşadığım İzmir'de sıradan bir yaz günü... Sıcaklık katlanılmaz derecede, İngilizce kursundan çıktım yürüyorum. Bir Alsancak havası aldıktan sonra kordon boyunca yürüyüp Konak iskelede biraz soluklanmak, denizi izlemek niyetindeyim. Alsancak meydana gelince arka arkaya dizilmiş 3 çift at görüyorum. Taksi durağı gibi. Onları kontrol eden binicileri, ellerinde kırbaçlar. Yanlarından geçerken gözüm en öndeki ata takılıyor. Yorgun, bitik, bunalmış, çaresiz. Bu lanet sıcağın altında, tam öğle sıcağının en kavurucu anında asfaltın üstünde, vicdanını unutmuş birilerinin para verip gelip kendilerini gezdirmek istemesini bekliyor. Kuyruğu çaresizce sallanıyor, arka bacaklarındaki sinekleri kovmak için, takati kalmamış artık. O kadar yorgun görünüyor ki içim acıyor. Ulan diyorum, nasıl oluyor da bu hayvanları bu sıcakta koşturuyorlar, boktan bir keyif için. At sabit bir şekilde yere bakıyor, çaresizce bekliyor. Belki artık ölmeyi istiyor, çünkü bu zindandan bu kırbaçlardan kurtulması imkansız. Ancak çok yaşlanması lazım, iplerinden kurtulup ''ormana atılmak'' için. ... 10 sene sonra... Nereden bilebilirdim o gün yaşadığım o korkunç duyguları ve acıma hissini bir kitapta bulabileceğimi... Elimde Anna Sewell isimli bir yazarın Siyah İnci isimli nahif kitabı. Yazarımız, bir kas hastalığına yakalanıyor ve yatalak oluyor. Ve geri kalan hayatında bir yerden bir yere gitmek için, iki tekerlekli bir at arabasına bağımlı kalıyor. Hastalığı ölümcül bir seviyeye gelip, öleceğini anlayınca bir kitap yazmak istiyor. Kitapta özellikle atlar üzerinden bir hayvan hakları haykırışı var. Siyah İnci başta olmak üzere kitapta birçok at var, hepsinin kaderi birbirinden farklı. Bazısı şanslı, ama birçoğu çok şanssız. Eziyet denen fiil, canlılar içinde bir tek insanda
Siyah İnciAnna Sewell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma
Puan vermedi·384 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
Dram kraliçesi Taylor Jenkins Reid yine döktürmüş. Yazarın en sevdiğim kitabı Evelyn Hugo’nun Yedi Kocası. Malibu’da Son Parti’yi de sık sık gördüğüm için Evelyn Hugo gibi çok seveceğimi düşündüm ama pek öyle olmadı. Kitap 1983’te meydana gelen bir yangınla başlıyor. Daha sonra hem geçmişteki Riva ailesini tanıyoruz hem de yangından önce Riva ailesi ne durumda okumaya başlıyoruz. Ortaya çıkan gerçekler, kardeşlerin hem birbirleriyle hem diğer insanlarla olan ilişkileri hem de Nina’nın yaşadıkları ön planda. Nina Riva sen bu ailenin en büyüğü, en güçlüsü, A’dan Z’ye bu ailenin her şeyisin. Her şeyden önce bütün takdirler,bütün yıldızlar senin için Nina Riva okuduğum en güçlü, en sağlam karakterleri kadınlardan biri. Ailesi ve kardeşleri için yaptığı fedakarlıklar, yeri geldiğinde kendini ve hislerini yok sayması okurken kalbimi kırdı. Jay, Hud ve Kit’in başına gelen en güzel şey sensin Nina Saatlerce Nina’yı ve yaptıklarını konuşabilirim o kadar çok sevdim… Nina’dan sonra en sevdiğim diğer karakter June —Anneleri— Nina küçük yaşından itibaren annesi gibi olmak zorunda bırakıldı. Yeri geldiğinde June’a çok kızsam da davranışları için, aldığı kararlar için çok da haksız diyemiyorum çünkü Mick Riva gibi bir kocası vardı Çocuklarıyla hayatta kalmaya çalışması, hayatla mücadele ederken de sevgisini vermeye çalışması vs okurken darmadağın etti beni. Hiçbir kadın onun yaşadıklarını hak etmez Mick gibi adamlar kapatılsın • Kitap boyunca sanki burnumda okyanus kokusu, tepemde öğle sıcağı vardı Riva’ların yaşadığı yer, evleri, işlettikleri restoran, okyanusta sörf yapmaları, kumda oturmaları her şeyleri gözümde canlandı. Kitabın atmosferi, hissettirdiği yaz mevsimi çok güzeldi. Kardeşlerin birbiriyle olan bağı, Nina’nın onlar için her şeyi göze alması, annelerinin onlara verdiği/
Malibu’da Son PartiTaylor Jenkins Reid · Yabancı Yayınları · 2022571 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2020 75. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2020 00:07
Eveet... Stefan Zweıg dört novelladan oluşan bir eserle; betimlemeler, psikolojik geçişler ve ruh tahlilleriyle dehşet içinde bırakan, son sayfaya kadar adeta elimi, kolumu, ayaklarımı bağlayıp, oto kontrol sistemimi tamamen ele geçiren, resmen esir eden bir kitapla benimleydi yine. Son sayfayı da az önce okudum. Kitabın kapağını kapattım ama hâlâ bir tür büyünün, bir sihrin, bir tılsımın etkisindeymişim gibi tuhaf bir esriklik halindeyim.. İlk öykü, kitaba da adını veren Mürebbiye adlı öykü idi. İki kız çocuğuna bakan Fräulein'in önce çocuklar, sonra da çocukların ebeveynleri tarafından farkedilen ruhsal durumunda, davranışlarında ve vücudundaki bazı değişiklikleri; tek başına sebep olmadığı bu değişikliklerin bedelini kadının tek başına ödemesini, Mürebbiyelik yaptığı çocuklarla aralarında oluşan duygudaşlığı iki "kız çocuğunun" gözünden aktarmış Zweıg. Bu novellada Zweıg'ı tamamen çocuk psikolojisine bürünmüş bir halde görüyoruz. Öyle ki, çok sevdikleri Fräulein'in başına gelen olay ve maruz kaldığı acımasız tutum karşısında kızların yaşadığı sarsıntıyı şöyle vurguluyor: "Çocukluklarının o neşeli rahatlığından bir uçuruma düşercesine çıkıverdiler!" Yanı başlarında yaşanan faciayı tam olarak kavrayamasalar bile hissettiklerince verdikleri tepkimeyi ruh mütehassısı Zweıg bakın nasıl gözlemliyor: "Suskunlukları, nüfuz edilemeyen o mutlak suskunlukları, bağırmadan, ağlamadan çektikleri sinsi acı onları herkese karşı yabancı ve tehlikeli bir hale getiriyor. Kimse yanlarına yaklaşamıyor, ruhlarına ulaşan geçit belki de uzun yıllar boyu kapalı kalacak. Onlar artık birer düşmandır, çevrelerindeki herkes bunu hissediyor, hem de affetmesi olmayan düşmanlar. Çünkü dünden beri birer çocuk değiller artık. O öğle sonrasında birkaç yaş birden büyüdüler!" İkinci öykü Yaz
MürebbiyeStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202132,9bin okunma
Puan vermedi
Yüzyıllık Yalnızlık Romanı Özeti Macondo (Makando), Buendia ailesinin (Bundiya) öncülüğünde kurulan, daha sonra kasabaya dönüşecek bir köydür. Melquia-des (Melkudes), Albay Aureliano Buendia’ntn (Aorliyano Bondiya) babası Jose Arcadio Bu-endia’ya (Hose Arkadyo Bondiya) çeşitli aletler getirir ve simya hakkında bilgiler verir. Jose Arcadio Buendia kendine bir iaboratu-var kurar, karısı Ursula (Uzula) ise bu duruma kızmaktadır Aşağıdaki bölümde Jose Arcadio Bu endi a’nın öncülüğünde nehre yakın bir yerde kurulan köyden daha iyi bir yere yerleşme arayışı ve bu arayışın başarısızlıkla sonuçlanmasıyla Macondo’ya yerleşme anlatılmıştır. Köyün gelmiş geçmiş en girişken insanı olan Jose Arcadio Buendia, evlerin nereye yapılacağını öylesine planlamıştı ki, ırmağa inip su taşımak için kimse kimseden fazla emek harcamıyordu. Sokakları öylesine bir sağduyuyla yan yana dizmişti ki, öğle sıcağı bastırdığında hiçbir ev ötekilerden daha fazla güneşin alnında kalmıyordu. Birkaç yıl içinde Macondo, üç yüz kişilik nüfusun o zamana kadar görüp duyduklarından çok daha düzenli ve çalışkan bir köy oldu çıktı. Burası, kimsenin otuzunu geçmediği ve kimsenin ölmediği gerçekten mutlu bir köydü. Köyün kurulduğu günden beri Jose Arcadio Buendia, kapanlar ve kafesler yapardı. Kısa bir süre içinde, yalnızca kendi evini değil, bütün köyü kanaryalarla, arı kuşlarıyla, nar bülbülleriyle doldurdu. Onca çeşitli kuşun bir arada şakıması öyle sinir bozucu bir hal aldı ki, Ursula cinnet geçirmemek için kulaklarına balmumu tıkar oldu. Melquiades’in obası, baş ağrısı için billur küreler satarak ilk geldiğinde, bataklığın uyuşukluğunda kaybolmuş bu köyü nasıl bulduklarına herkes şaştı da, (…) köyün yolunu kuş sesleriyle bulduklarını anlattılar. Bu toplumsal girişim ruhu, mıknatısların, gök bilim
Edebiyat
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 198446,5bin okunma
Puan vermedi·211 syf.··
2021 1099. kitabı
Sıcaktan dili dışarı düşmüş bir köpek sarsak, ağır ve bezgin adımlarla meydanı bir baştan ötekine geçip köşedeki kasabın önünde durur. Oracıkta dikilen kıdemli sokak kedileri kendilerine benzeyen bu yaşlı köpeği umursamaz. Kasap dükkanının gölgeli kapısında naylon şeritlerden, rengarek boncuklardan oluşmuş bir sineklik asılıdır. Sineklik kıpırdamaz. Havada en ufak bir esinti yoktur. Öğle sıcağı kasabının üzerine abanmıştır. Öyleki sanırsınız gökten kıvılcım yağıyor. Binalar, ağaçlar, insanlar ve açıktaki bilumum eşya bir ışık selinde yıkanmaktan bitap düşüp yerlere serilmiştir. Kaburgaları açlıktan birbirine geçmiş yaşlı köpek, kasabın kapısına mahmur bakışlarla bir göz attıktan sonra, yine öyle yalpalayarak köşeyi kıvrılır, top akasyanın gölgesine yatar.
Mavi KuşMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201114,9bin okunma
10/10
·310 syf.··
Beğendi
·
2020 57. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2020 14:21
“... Ama kavurucu öğle sıcağı geçer, akşam olur, gece gelir, acı çekenlerin yorgunların tatlı tatlı uyuyacakları sakin barınaklara dönüş zamanı gelir...” Turgenyev’in ölümsüz eseri, olayları tüm gerçekliğiyle okuyucunun yüzüne vuruyor. Karakterler bir o kadar basit ve bu basitlikle bir tezat oluşturur nitelikte çarpıcı. Yazıldığı dönemin sosyal dokusunu yansıtsa bile aslında günümüzde nefes almakta... Olaylar o kadar evrensel bir dille anlatılmış ve kurgulanmış ki her nesle hitap ediyor. Her nesil kendinden bir parça bulabiliyor. Sözlerimi Turgenyev’in sözleriyle noktalamak istiyorum: “... onlar bize, aynı zamanda, sonsuz bir uzlaşmayı, ölümsüz bir hayatı da anlatırlar...”
Babalar ve ÇocuklarIvan Turgenyev · Cem Yayınevi · 200255,9bin okunma