Gelincik çiçeklerinden bir dağmış meğer ölüm
Sığırcıklardan bir yayla bulutuymuş
Sinilerden gün çeken bir seher yıldızıymış
Öğle üstü gezinen bir dervişin gölgesiymiş
"Çok eskiden yaşadım bu anı ben" Dersiniz şaşkınlık içinde.
İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven,
Birden güneş vuran pencere,
Ve tam sırasında tiren düdüğü . . .
İşte böyle gelmişti siz dünyada
Değilken bir gün öğle üstü
Bu renklerle bu sesler bir araya.
Stelyanos Hrisopulos Gemisi, Burgaz Adası’nda fakir, yaşlı bir Rum balıkçının, ailesinden hayatta son kişi, hayal gücü denizler, balıklarla beslenmiş ve on iki yaşlarında torunu Trifon’un yaptığı, bir metre uzunluğunda, beyaza boylı, yelkenli bir gemidir; küçük bir kotra. Bir öğle üstü denize indirilir. Burgaz’ın bütün çocukları pusudadırlar. Gemi hafif yana yatmış pupa giderken, soba borusundan yapılmış bir top, çamların içinden patlar, atılan taş, geminin yanına isabet eder; bu taşı ötekiler izler.
Annemi kaybetmemin acısının henüz taze olduğu beşinci sınıfta ise, oturduğumuz sıralar belirli olduğu için, her öğlen yemekhanede Laney'in yanına oturmak zorunda kalırdım. Ben, hiç de iştah açıcı olmayan sıcak yemeğimi didiklerdim. Laney ise pembe pastel boya rengindeki beslenme çantasını açar ve annesinin onun için hazırladığı yemek ziyafetiyle herkesi etkilerdi.
Şirin şekillerde kesilmiş sandviçler, ev yapımı kurabiyeler, üstü süslü kekler... Tüm bunlar yoğun sevgiyle hazırlanmış olurdu ve çocuk yemeklerinin başyapıtlarından oluşan saklı birer hazine gibiydiler.
Ama beni asıl mahveden, notlardı. Annesi tarafından yazılmış bir notun olmadığı hiçbir öğle yemeği yoktu. Laney'in yüksek sesle okuduğu bu mektupların kenarlarında şapşal çizimler olurdu. Notun alt kısmına, etrafında kalp çizimleri olan "Sevgiler, annen" yazısına gözlerimin kaymasına karşı koymaya çalışırdım. Yoksa o kadar üzülürdüm ki yemek bile yiyemezdim.
“‘Çok eskiden yaşadım bu ânı ben’
Dersiniz şaşkınlık içinde.
İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven,
Birden güneş vuran pencere,
Ve tam sırasında tiren düdüğü...
İşte böyle gelmişti siz dünyada
Değilken bir gün öğle üstü
Bu renklerle bu sesler bir araya.
Yaşamak anımsamak mıdır yoksa?
Sanmam, biz de bir sestik belki
Birileri için yıllar önceki
Şaşırtıcı karşılaşmada.”