Sıkıntıyla kalktım yataktan. Elim ışığa uzandı, son anda vazgeçtim, karanlıkken de yeterince çirkindi dünya. Sanki dışarıda tatlı bir esinti varmış, sanki o güçlü yel bütün bu rezillikleri sürükleyip götürecekmiş gibi pencerenin önüne geldim. Elimi pervaza dayayıp pencereden başımı uzattım. Lambanın ölgün ışığında iyice hüzünlü görünüyordu mahalle. Ama ne rüzgar vardı sokakta, ne de küçücük bir esinti. Sadece yıldızsız, nemli bir gece. Beli çoktan bükülmüş yan yana sıraladığı bu eski sokak , kaç bin yıldan arta kalan bu kutsal semt, içten içe kıpırdanan bu kadim şehir, ürkütücü bir sessizlik içindeydi. Haliç'ten geçen teknelerden bile çıt çıkmıyordu. Mahalledeki bütün evlerin ışıkları sönmüştü. Sahiden uyuyor muydu bu insanlar? Belki de nemli yataklarında dönüp duruyorlardı. Bir çocuk ağlaması duyar gibi oldum, bir kız çocuğunun kesik kesik çıkan sesi.... kulak kesildim, yanılmıştım, ses seda yoktu koca mahallede, sessizce geri çekildim, pencerenin önündeki koltuğa oturdum.
Gitgide büyüyen bir karamsarlık vardı içimde, onca gücüyle yüreğime çöken bir ağırlık. Kalp krizi mi geçirecektim ne? Yok, sadece hayatın farkına varıyordum bir kez daha hepsi buydu...
Beni her toprağın altına gömdüğünde yahut dizlerim paramparça oluncaya kadar sürüklediğinde de tüm yaralarıma inat, ben, yalnız sürüklediğin yolda peşinden gelmek istiyorum. Bu bendeki aşk olmasa senin her mücadelen beyhude.
Yüreğimde sen olduktan sonra her şeye göğüs gerebilirim; mektup alamadığım günler korkunç diye yazdığıma bakma, doğru değil pek, zor geliyor , güç oluyor öyle günler, ağır geliyor, su alan bir kayık gibi , battı batacak ama yine de yüzüyor senin sularında. Yanlız bir şey göğüs geremem, senin yardımın olmadan bir şeyle başa çıkamam: "korku"yla! Bu konuda olabildiğine güçsüzüm, zayıfım, düşünmeye bile gücüm yetmiyor, batı vereceğim dibe.