Bir hocamın önerisiyle okuduğum psikolojik kitap. İkinci dünya savaşı sırasında toplama kamplarında yaşayan -yaşamak denirse!- gözlem gücü yüksek bir beyefendinin anılarından oluşuyor. Bu beyefendi ilerde logoterapi denecek tekniğin gelişme aşamalarını aktarmakta.
Kitabın akıcı ve sade bir dille yazıldığını ve ikinci bölüme kadar -logoterapinin bilimsel kısmını oluşturuyor burası- büyük bir heyecanla okuduğumu söylemem gerek. İkinci dünya savaşı atmosferine kapılıp yaşanan zorbalıkları ve insanların ne denli acılar yaşadığını tahayyül etmeye çalışmak bir hayli üzücü ve farklıydı. Çünkü bu insanların neler yaşadığını bizlere aktaran bir psikiyatrımız var. Hayattan vazgeçmiş bir insanı da savaştan sonra hayatta kalabilecek insanı da ayırabilen bu adam, sizin bakış açınıza katkıda bulunacağından şüphem yok.
Kitabın bana göre en mühim kısmı toplama kamplarında yaşanılanların aktarıldığı kısım. Umut, sefalet, acı, açlık, kan, gözyaşı. Ailesini bir daha göremeyecek olan babanın acısı, çocuğu gözleri önünde öldürülen annenin gözyaşları insanlık tarihinde niçin bunu yaşatan insanları sevmememiz ve daha unutmamamız gerektiğini hatırlatıyor.
En nihayetinde tüm acılara rağmen hayatta kalmayı, acıdan bir hayat felsefesi yaratmayı başaranlar toplama kampından sağ kurtulanları oluşturuyor. Viktor Frankl ise bu felsefeye logoterapi diyor.
Bu felsefik-psikolojik kitabı okumanızı tavsiye ederim.