Özgür Gülsoy

Rusya'da sosyalizmin zaferi
Vladimir İlyiç Lenin ...tüm ülkelerin burjuvazisinin yalanlarına ve iftiralarına ve onların açık ve gizli uşaklarına (İkinci Enternasyonal “sosyalistleri”) karşın, bir şey tartışma götürmez – proletarya diktatörlüğünün temel ekonomik problemi söz konusu olduğu ölçüde, ülkemizde komünizmin kapitalizme karşı zaferi güvence altına alınmıştır. Dünyanın her yerinde burjuvazi Bolşevizm’e karşı öfkesinden ateş püskürmekte ve Bolşeviklere karşı askerî seferler, tertipler vb. örgütlemektedir çünkü toplumsal ekonomiyi yeniden kurmaktaki başarımızın, askerî güçle ezilmememiz kaydıyla, kaçınılmaz olduğunu çok iyi anlamaktadır. Ve bizi bu yoldan ezme girişimleri de başarıya ulaşmamaktadır. Proletarya Diktatörlüğü Çağında Ekonomi ve Politika, Pravda No. 250, 7 Kasım 1919
Tarih ve Siyaset
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ekonomik belirlemecilik üzerine
Ekonomik ilişkilerin hukuk ilkeleri biçiminde yansıması da ötekiler gibi tersyüzdür: Bu yansıma, onun bilincine vararak hareket eden kişi olmaksızın devam eder; hukukçu, a priori [önsel] önermeler çerçevesinde davrandığını düşünür; oysa o önermeler gerçekte yalnızca ekonomik yansımalardır; bu nedenle her şey başaşağıdır. Ve bu tersyüzlüğün, farkına varılmadığı sürece, ideolojik bakış dediğimiz şeyi oluşturduğu, karşılık olarak ekonomik temeli etkilediği ve belli sınırlar içinde, değiştirebildiği, çok açık görünüyor. Miras hakkının temeli, ailenin gelişme düzeyinin aynı olması koşuluyla, ekonomik bir temeldir. Ama örneğin İngiltere’de miras bırakan kişinin mutlak özgürlüğünün ve Fransa’da miras bırakan hakkında uygulanan sert ve çok ayrıntılı sınırlamaların, yalnızca ekonomik nedenlerden ileri geldiğini kanıtlamak yine de çok güçtür. Ama onlar da karşılık olarak ekonomik alan üzerinde çok dikkate değer bir etki yaparlar; çünkü mülkün dağılımını etkilerler. Daha da yükseklerdeki ideoloji alanlarına, –din, felsefe vb.– gelince, onların tarihsel dönemde önceden var durumda bulunup benimsenmiş, şimdi saçma diyebileceğimiz bir tarih-öncesi içeriği vardır. Doğa, insanın kendi varlığı, ruhlar, büyülü güçler vb. ile ilgili türlü yanlış kavramların temelin, çoğunlukla, olumsuz bir ekonomik etkendir; tarihöncesi dönemin zayıf ekonomik gelişiminin tümleyicisi, ve koşullayıcısı da, ve hatta nedeni, doğanın yanlış kavranmasıdır. Her ne kadar ekonomik gereksinim doğanın bilinmesinde kaydedilen ilerlemenin başlıca işleme aracı olduysa da, gittikçe de böyle olmaktaysa da, böyledir diye bütün bu ilkel saçmalığa ekonomik nedenler bulmaya kalkmak bilgiçlik taslamak olur. Bilim tarihi, bu saçmalıktan adım adım kurtulmanın ya da daha doğrusu onun yerine yeni ama daha az anlamsız bir
ENGELS’TEN BERLİN’DEKİ CONRAD SCHMIDT’E LONDRA, 27 EKİM 1890·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
V.I. Lenin Proletary, sayı 33, 5 Ağustos 1908
Vladimir İlyiç Lenin "Prolelaryanın uluslararası devrimci hareketi çeşitli ülkelerde eşit ve özdeş biçimde gelişmez, gelişemez. Ortaya çıkan olanaklardan tümüyle ve sonuna dek yararlanılması, ancak tek tek ülkelerdeki işçi sınıflarının mücadeleleri sonucunda gerçekleşebilir. Tek tek her ülke, ortak gidişe özel ve değerli katkılarını yapar. Ancak her ülkedeki hareket de kendi tek yanlılığından, kendi partisinin teorik-pratik yetersizliklerinden rahatsızdır.”
Tarih ve Siyaset
Lenin'den feodalizm üzerine
"Biz, ulusal bir başkaldırının bastırılmasına neden "bütün gücümüzle direnmeliyiz"? Kievski yalnızca bir neden ileri sürüyor: "...böylece can düşmanımız emperyalizmle savaşacağız." Bu savın bütün gücü, kuvvetli "can" sözcüğündedir. Bu, onun, güçlü savlar yerine güçlü sözcüklere, "burjuvazinin titreyen gövdesine kazık çakmak" gibi tantanalı ve Aleksinski'nin kullandığı türden sözlere duyduğu eğilime uygundur. Ama Kievski’nin bu savı yanlıştır. Emperyalizm, bizim kapitalizm kadar "can" düşmanımızdır. Bu böyledir. Ne var ki hiçbir Marksist, feodalizmle karşılaştırıldığı zaman kapitalizmin ilerici olduğunu, tekelcilik öncesi kapitalizmle karşılaştırıldığı zaman emperyalizmin ilerici olduğunu unutmayacaktır. Bundan çıkacak sonuç, bizim, emperyalizme karşı her savaşımı desteklememiz gerekmediğidir. Gerici sınıfların emperyalizme karşı savaşımını desteklemeyeceğiz. Gerici sınıfların emperyalizme ve kapitalizme karşı başkaldırılarını desteklemeyeceğiz. Sonuç olarak, yazar bir kez ezilen ulusun ayaklanmasını destekleme (bastırmaya "bütün gücüyle direnmek" ayaklanmayı desteklemek demektir) gereğini itiraf ettiği zaman, ulusal başkaldırının ilerletici olduğunu, başarılı bir ayaklanmanın doğuracağı ayrı ve yeni bir devlet, yeni sınırlar, vb. kurulmasının ilerletici olduğunu da itiraf etmiş oluyor.
Sayfa 66 - Sol Yayınları·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset