Zeliş

Zeliş
@okumasonrasi
Güçsüz biri olan sen, her çeşit iktidarın sahibi olan benim üzerimdeydin. Çünkü olaylara müdahale etmeden hepimizi gören, seyreden sendin. Seni ezdiğimizde ağlıyordun. Güçsüzlük belirtisi olarak yorumlanabilen bu şey aslında senin yaşamındı. Oysa biz taşlar kadar güçlü, bir o kadar da cansızdık. Gücün kendisinin ölüm olduğunu da senden böylece öğrendim. Çünkü seni seyrettim. Ah! Keşke dünyayı da senin gibi seyredip, senin ona baktığın gibi bakabilseydim!
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Peki, kadın değil de erkek istemiş olsalardı ne yapardınız, söyleyin de herkes işitsin. Kadınlar, etekleri zil çalarak, koro halinde bağırdılar, Söyleyin, söyleyin, erkekleri duvara sıkıştırdıkları için coşmuşlardı, kaçamayacakları kendi mantıklarının tuzağına düşürmüşlerdi onları, o kadar övündükleri erkek tutarlılığını nereye kadar götürebileceklerini şimdi görmek istiyorlardı, Aramızda eşcinsel yok, diye itiraz etmeye çalıştı bir erkek, Orospu da yok :) diye karşılık verdi o kışkırtıcı soruyu sormuş olan kadın, olsa bile burada sizin çıkarınız için bunu yapmak istemeyebilir.
Şimdi oraya gidip de Parlak ve nurlu olan Hz. Muhammed'e ait yasaların, bir kadını ve bir âcizi nasıl himaye ettiğini onlara gösteririm. Ve kendi malımdan bile bana para vermeyerek beni mahvetmeye çalışanlara parasız, gelirsiz olarak nasıl adam olup meydana çıktığımı, mektebin, devletin himayesi ve idaresi sayesinde bugün geçimimi temin ettiğimi onlara göstermek isterim! Ah, Șule! Mucip'e "Sen cahilsin!" diyerek aldığım intikamdan ne kadar hoşnut oldumsa, akrabama karşı böyle adam olup meydana çıktığımı ve onların benden esirgedikleri ekmeğe muhtaç kalmayarak kendi ekmeğimi kendim kazandığımı göstermekten o kadar zevk alıyor ve övünüyorum. Kazanalım, geleceğimizi temin edelim…
"Sözgelimi, bugün vedalaşırken kollarını boynuma dolayıp kürekkemiklerimi yokladı, kanatlarım güçlü mü diye bakıyormuş. 'Gelenek ve önyargı seviyesinin üstünde uçmak isteyen kuşun kanatları güçlü olmalıdır. Zayıf kuşların yara bere içinde, yorgunluktan perişan olmuş halde yere düştüğünü görmek çok acıklıdır,' dedi."
Farkındalık, gerçekliği de, ifşa edilenin keskinliğini de bir nebze olsun azaltmıyordu ne yazık ki. Geçmiş hiç yaşanmamış gibiydi; ciddiye almaya istekli olduğu hiçbir ders sunmuyordu ona. Gelecek ise asla adım atmaya yeltenmediği bir gizdi. Yalnızca bu anın bir anlamı vardı, yalnızca bu an onundu. Sahip olduğunu kaybettiği; tutku dolu, yeni uyanan benliğinin arzuladığının elinden alındığı duygusuyla, yalnızca bu an işkence edebilirdi ona, o sırada etmekte olduğu gibi.