Düşünme Nedir?
İnsan, yalnızca yaşayan bir varlık değil, aynı zamanda yaşadığını fark eden bir varlıktır. Onu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri de genel olarak olup bitenleri anlamlandırma, sorgulama ve yorumlama yeteneğidir. İnsan, dünyanın gözünü açtığı andan itibaren duyar, duyar, hisseder. Fakat bütün bunların ötesinde düşünürler. Düşünmek, insanın kendisiyle, ortamıyla ve varlıklarla kurduğu en derin ilişkinin adıdır. Yaşamın içinde çoğu zaman düşünmenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark etmeyiz. Oysa bir sabah verilen küçük bir karardan, bir toplumun bireylerine büyük tercihlere kadar her şey düşünme faaliyetinin ürünüdür. İnsanın bazen geçmişini okuyabildiğini, bazen bugününü değerlendirdiğini, bazen de sürdürmesini inşa etmek için düşünür. Bu alanı düşünme, yalnızca zihinsel bir faaliyet değil; insanın varoluşunu anlamlandırma çabasıdır. Düşünün, en genel anlamıyla bireylerin karşılaştığı olaylar, koşullar ve değerlendirmeler, bunlar arasında yazılımların kurulması ve yaşanması sürecidir. Ancak düşünmeden bundan çok daha fazlasını ifade eder. Düşünmek; bilgiyi sorgulamak, karşılaştırma yapmak, analiz etmek, yorumlamak ve bazen de şüpheyi sağlamaktır. İnsanın zihni, karşılaştığı olay olduğu gibi kabul etmez; onu anlamlandırmaya çalışır. İşte düşünmenin özü de burada ortaya çıkar. Felsefe tarihi boyunca düşünme, insanın en temel yetisi olarak ortaya çıkmıştır. Aristoteles, insanın “düşünen varlığı” olarak kayıtlıken aslında insanın aklının varlığının gücünü vurgulamaktadır. Yüzyıllar sonra Seneca'nın “Düşünmek, yaşamaktır.” sözü de aynı hakikatin farklı bir ifadesi olarak ortaya çıktı. Çünkü düşünmenin olmadığı yerde yalnızca biyolojik bir varoluş vardır; anlamlı bir hayat ise ancak düşünceyle mümkün olur. İnsan düşüncesinin iki temel yolunda
Duygu ve Düşünce
İBDA'yı Okumaya Nereden Başlamalıyım?
“İBDA’yı okumaya nereden başlamalıyım?” Bu soruya genellikle dilin ağırlığı, eserlerin zorluğu veya hangi kitabın daha kolay anlaşılacağı açısından cevap aranır. Elbette bunlar bütünüyle önemsiz değildir. Çünkü İBDA dili ilk temas eden okuyucuya ağır gelebilir; kavramlar yoğun, cümleler girift, göndermeler geniş, meseleler sembollerle iç içedir. Fakat soruyu soranın öğrenmek istediği şey çoğu zaman yalnız bu değildir. O, aslında şunu sormaktadır: İBDA’nın vermek istediği ilk ders nedir? İBDA nasıl okunmalı? İBDA’yı nasıl doğru anlayabilirim? Buna karşılık, İBDA Külliyatı’nı okuyup anlama meselesi de yalnızca “şu kitaptan başla, sonra bunu oku, ardından buna geç” şeklinde liste sırasıyla çözülecek bir mesele değildir. Çünkü İBDA’nın da okuyucusundan talepleri vardır. Başlangıçta ilk öğrenilmesi gereken şey, kitap isimlerinden önce okuma tavrıdır. İBDA, roman gibi tüketilecek, akademik makale gibi fişlenecek, ideolojik broşür gibi ezberlenecek, tasavvuf risalesi gibi sadece zevk edilecek bir külliyat değildir. Çünkü İBDA okumak, malûmat toplamak değildir. İBDA okumak, düşüncenin merkezini değiştirmek, kavramlar arasındaki nisbeti görmek, meselelere İslâm’a muhatap anlayış zaviyesinden bakmayı öğrenmektir. İBDA okumak, bir dilin içine girmek, kavramların birbirine nasıl bağlandığını görmek, aynı meselenin farklı eserlerde nasıl yeniden açıldığını takip etmek, her kitabı kendi mevzuu içinde okurken bütünle irtibatını kaçırmamaktır. Külliyatın zorluğu da, bereketi de buradadır. Bu külliyata hangi kitaptan başlanacağı kadar, hangi tavırla başlanacağı da önemlidir. Hattâ daha doğru söylersek, tavır yanlışsa doğru kitaptan başlamak bile okuyucuyu doğru yere götürmeyebilir. **Bu yüzden meseleye “önce en kolay, en akıcı kitabı okuyun” diye cevap vermek
Tefekkürât
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Şu okunan sabah namazı var ya nasıl ruhu tedavi ediyorsa onun hürmetine Allah şöyle yıllarca ne bekliyorduysak hayırlısıyla verse var ya... Âmin
Güneşin gökyüzündeki vakur yürüyüşü, Allah'ın kudretinin her gün yeniden okunan bir ayeti gibidir. O, ne kendisi için doğar ne de karşılık bekler; Rabbinin emrine itaat ederek bütün mahlûkata ışığını ulaştırır. Her sabah doğuşunda, sadakatin, teslimiyetin ve emanet şuurunun sessiz bir dersini verir. Müminin kalbinde taşıdığı iman da böyledir; Allah'a güvenle yoğrulduğunda, ruhun en derin köşelerinde saklı kalan güzellikler birer birer ortaya çıkar ve kul, her şeyde Rabbinin tecellilerini görmeye başlar. Tevekkül, bir müminin kuşanabileceği en güçlü zırhtır. Fakat bu güç, kibirden değil; Allah'ın huzurunda eğilen bir kalbin tevazusundan doğar. Rabbine güvenen gönül, dünyanın fırtınaları karşısında sarsılmaz bir limana dönüşür. İnsanlar sözlerle değil, o gönülden yayılan emniyetle huzur bulurlar. Çünkü bilirler ki bu güven, fanilere dayanmanın kırılganlığından değil; Hayy ve Kayyum olan Allah'a dayanmanın sağlamlığından kaynaklanmaktadır. Allah sevgisiyle aydınlanan bir kalpte aşk, geçici arzuların dar sınırlarını aşar. Yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevmeye dönüşür. Bir kuşun kanadında, bir yetimin tebessümünde, bir gülün kokusunda ve bir damla yağmurda Allah'ın rahmetini seyretmeye başlar. İmanın olduğu yerde ümitsizlik tutunamaz; teslimiyetin olduğu yerde korku küçülür; merhametin olduğu yerde ise muhabbet çoğalır. Kalbindeki iman güneşini sabırla büyütenler, başkalarının karanlıklarına da nur taşır ve nice gönüllerin yeniden dirilmesine vesile olurlar. Ömür denilen yolculuk sona erdiğinde geriye kalan, gösterişli sözler ve büyük iddialar değil; Allah için yaşanmış samimi bir kulluktur. Güneş her akşam ufka çekilirken bile Rabbinin emriyle yeniden doğacağını bilir. Mümin de böyledir; sessizdir, vakurdur, gösterişten uzaktır. Fakat kalbinde taşıdığı iman nuru
Duygu ve Düşünce
E- kitap mı, basılı kitap mı?
PLOS ONE dergisinde yayınlanan bulgular, beynin basılı bir sayfada okunan içeriği okuyarak hikaye ayrıntılarını daha verimli bir şekilde işleyip bağlayabileceğini ortaya koyarken, e-okuyucunun harfleri ve resimleri statik bir ekranda sunması, okuyucunun bir hikayeyi kavramasına yardımcı olacak daha az fiziksel ipucu sağladığını gösterd
neler söylersiniz?
bir kitabı okuduktan sonra hala okumadan önceki halinizde misiniz?