İnceleme yazmaya üşensem de beğendiğim bu esere dair bir iki karalama yapma zorunluluğu hissettim.
Okuduğum ilk ATSIZ eseri..
Ruh Adam’ ı okurken pek çok yerde tüylerim diken diken oldu.
Okurken ruhunuzda gel-gitler oluşturuyor, heyecan, merak, önsezi ve empati kavramları arasında geziniyorsunuz. Bu gezinti kimi zaman yokuş, kimi zaman düz yolda ilerlese de, yazar için kolay olmasa gerek, yaşamış gibi yazmış. ATSIZ, bir oyun oynamış, bize bu oyunun zihinsel ziyafetini çekmiş.
-Ruh Adam ahirette,
-Ruh Adam meslekte,
-Ruh Adam aşkta,
-Ruh Adam sağlıkta...
Selim PUSAT, yüzbaşıdır. Selim hatasından dolayı yüzbaşılık görevinden atılmıştır. Artık yüzbaşı (üç yıldızlı) apoletinden mahrumdur. Selim, askerlik felsefesinden başka bir şey tanımaz. Başka bir üç ışık arasında, nefsiyle mücadelesi başlar. Tekrar hayata dönmüş yani (sanat, şiir, edebiyat) estetiği görebilmiştir. Eşi Ayşe, Gültülü ve Leyla arasındaki kararsızlıklar, Gültülü ye tutkusu kendine ızdırap ve ceza olarak dönmüştür.
Gültülü ye yazdığı şiirde sammimiyet dolu mısralar; Geri gelen mektup bir başka güzellikte:
️
“Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...”
Türk Edebiyatı’nda özel bir yeri olması gereken bir eser...