hayriye mesel

hayriye mesel
@olaka

hayriye mesel

, bir kitap okudu
9/10
·232 syf.··
2025 4. kitabı
Dino Buzzati
8.2/10 · 19,9bin okunma
Reklam
9/10
·96 syf.··
2025 3. kitabı
Hay bin Yakzan’ı, Batı dünyasında Philosophus Autodidactus adıyla yankı bulduğunda, insan aklının tek başına Tanrı’ya ve hakikate ulaşabileceğine dair devrimsel bir manifesto olarak görülmüştü. Batılı bir eleştirmen gözüyle bu eser, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’sunun öncülü olmaktan çok daha öte; insanın kozmostaki yerini bir laboratuvar titizliğiyle inceleyen ilk "felsefi antropoloji" denemesidir. Hay bin Yakzan, sadece mistik bir keşif yolculuğu değildir; o, gözlem ve deneyin rasyonel bir zirvesidir. Batılı rasyonalistler için bu eserin en çarpıcı yanı, Hay’in hiçbir dış müdahale olmadan, sadece çevresini gözlemleyerek ulaştığı tümevarımsal mantıktır. Hay’in, kendisini büyüten ceylan öldüğünde onun kalbini parçalayarak "yaşamın sırrını" aradığı o meşhur sahne, Orta Çağ karanlığında bir otopsi cesareti ve modern tıp düşüncesinin embriyosu gibi. Orada yatan şey sadece bir ölü hayvan değil, madde ve mana arasındaki o ince çizgidir. Eleştirmenlerin en çok üzerinde durduğu nokta şudur: İbn Tufeyl, "dil" ve "toplum" olmadan düşüncenin mümkün olup olmayacağını tartışmaya açar. Hay, kelimelere sahip değildir ama kavramların özüne vakıftır. Hay’in gökyüzünü izleyerek gezegenlerin dairesel hareketlerinden yola çıkıp "İlk Hareket Ettirici"ye (Muharrik-i Evvel) ulaşması, Aristotelesçi fiziğin doğulu bir dahi tarafından yeniden yorumlanmasıdır. Burada gökyüzü, okunması gereken devasa bir kitaptır. Romanın sonunda Hay'ın toplumla karşılaşması ve onların yüzeyselliği karşısında adasına geri dönmesi, Batı edebiyatındaki "soylu vahşi" (noble savage) mitinin çok daha derin ve bilgece bir versiyonu gibi.
Hayİbn Tufeyl · Kumran Yayınları · 20222,221 okunma

hayriye mesel

, bir kitap okudu
9/10
·96 syf.··
2025 3. kitabı
İbn Tufeyl
8.7/10 · 2.221 okunma
10/10
·352 syf.··
2023 44. kitabı
Sular Üstünde Gökler Altında, tarihi kurgu ile büyülü gerçekçiliği ustalıkla birleştiren bir eser olmuş. 15. yüzyılın sonlarında, Osmanlı coğrafyasından Atlantik’in ötesine uzanan bir deniz yolculuğunu merkeze alan metin, genç haritacı Kalender’in gözünden anlatılıyor. Christophorus Columbus’un seferine katılan bu Osmanlı denizcisi, coğrafi keşiflerin kaotik aleminde yol alırken onun kişisel arayışlarını ve kendini yeniden inşa etme çabasını derinlemesine izliyoruz. Kaan Murat Yanık anlatımı, büyülü gerçekçiliğin klasik unsurlarını taşıyor: Gerçek tarihi olaylar (1492 seferi, Endülüs’ün düşüşü sonrası kültürel karşılaşmalar, denizcilik detayları) ile mitolojik ve düşsel öğeler –kakao-vanilya kokan ormanlar, ışıltılı kurbağalar, masalsı rüzgârlar– sorunsuz bir şekilde iç içe geçiyor. Bu yaklaşım, Latin Amerika büyülü gerçekçiliğini (García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ındaki gibi tarih ile mucizevi olanın karışımı) anımsatırken, Doğu-Batı karşılaşmasını postcolonial bir bakışla ele alıyor. Roman, Batı’nın “keşif” narratifini tersyüz ederek, bir Osmanlı bakış açısından Yeni Dünya’yı yorumluyor; böylece emperyalist tarih yazımına ince bir eleştiri getiriyor. Dil açısından Yanık, sade ama şiirsel bir üslup benimsemiş; denizcilik terimleri ve dönem detayları araştırmanın derinliğini yansıtırken, metin hiç ağırlaşmıyor. Karnavalvari renkli imgeler, okuru hem eğlendiriyor hem de derin felsefi sorulara yöneltiyor: Saflık yeniden keşfedilebilir mi? Aşk ve umut, okyanusun sonsuzluğunda nasıl var olur? Psikolojik açıdan en çarpıcı unsur, Kalender’in baba figürüyle olan karmaşık ilişkisi. Baba, hem otorite hem de kayıp bir idealleştirme nesnesi olarak, Kalender’in kimlik oluşumunda merkezi bir rol oynuyor. Bu bağ, Freudcu bir okumayla ele alındığında, klasik baba-oğul
Sular Üstünde Gökler AltındaKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20233,219 okunma
10/10
·78 syf.··
2023 64. kitabı
Şeriati’nin "eşekleştirme" olarak kavramsallaştırdığı durum, insanın cahil bırakılmasından öte, yanlış şeylerle meşgul edilmesi üzerine kurulu. Yazara göre asıl tehlike hiçbir şey bilmemek değil, önemli olanı görmemizi engelleyecek ikincil meselelerle zihnin tıka basa doldurulması denebilir. Şeriati, insanın bazen zorla ama çoğu zaman gönüllü olarak; eğlence, sığ tartışmalar veya yanlış din algısı ile asli sorumluluklarından uzaklaştırıldığını savunuyor. Çok şey bilmek, her zaman "bilinçli" olmak anlamına gelmez. Yazara göre, toplumsal sorumluluk ve özgürlük getirmeyen her türlü bilgi, kişiyi sadece "yüklü bir hayvana" dönüştürür. Eser onlarca yıl önce yazılmış olsa da, bugünün sosyal medya dünyasındaki "dikkat ekonomisini" ve bilgi kirliliğini o günden deşifre ediyor gibi. Tavsiye ederim.
Bilinç ve EşekleştirmeAli Şeriati · Fecr · 20131,325 okunma
Reklam