Batı dünyasının inşa ettiği dünya düzeni her türlü “üstünlük” iddiasının meşru bir kabulüne dayanarak ivmelendi. Bu ivme önüne geçilmediği ve en ciddi engeli olan Müslümanların yeniden kendi kimliklerini devreye sokmadıkları müddetçe
tüm dünyayı kasıp kavurmaya devam edecektir. Batılıların yürüdüğü yoldan yürüyerek süper güç olmak hakkının bu yöntemin telifi elinde olan Batı tarafından engelleneceğini anlamak için arif olmaya hacet olmasa gerektir!
Sömürgecilik sürecinde “emeğin fethi” ekonomik verimlilikten çok, Yahudi topluluğunu (Yishuv) kendi kendine yeterli hale getirme amacına hizmet etti ve bunu çevredeki Arap nüfusunun aleyhine gerçekleştirdi. Bu mücadele sonucunda yeni bir Yahudi kimliği şekillendi. Siyonist mimar Julius Posner’in
sözleriyle, “Anavatanı inşa etmeye ve onun içinde yeniden inşa olmaya geldik... Yeni Yahudi’nin yaratımı, aynı zamanda bu Yahudi’yi yaratan sürecin bir parçasıdır.” Böylece emeğin fethi, hem Yahudi toplumunun “goyim-rein” (Yahudi
olmayanlardan arındırılmış) bir bölge olarak hayal edilmesine hem de diasporada kalan Yahudilerin hâlâ kurtuluşlarını tamamlamamış olduğu inancına dayanıyordu.
İlk yabancılaşma hali unutma halinin başlangıcıdır. Çocuk mükellef değildir. Ancak ne zaman akıl-baliğ olunmuştur, teklife muhataplık başlamıştır. Burada hatırlama ve unutma sarkacına girmiştir artık insan. Elest bezminde verilen ahit imtihanın sırrı gereği tüm insanlara unutturulmuştur. Ancak dinin kendi, bu unuttuğunu unutmanın telafisi için gönderilmiştir. İlk yabancılaşma sınavı da bu anda belirir. Fıtri olana kulak vermek ihtiyacı insanı bu devreden itibaren ızdıraplar arası salınacağı bir hayata fırlatır.
Adına ister aydın, ister entelektüel
ister şair diyelim, kendiliğini milletin menfaatlerine raptedenler milleti adına konuşmaya en çok hak sahibi olanlardır.