Allah insanları zulüm altında yaşasınlar diye yaratmamıştır, diye bağırıyordu. Bu dünya zulüm dünyası oldu. Allah istemiyor, Peygamber bunu istemiyor. Biri yiyor, bini bakıyor, Allah bunu istemiyor, diyordu. Kuranı Kerimde Allah, diyor ki, diyordu, zulüm edenler kafirdir. Zulüm görüp de karşı koymayanlar, ölümleri pahasına, açlıkları pahasına da olsa karşı koymayanlar da kafirdir. Zulme şahit olup da karşı koymayanlar, seyredenler, boyun eğenler de kafirdir. Cennet, zulme karşı koyan, kötülüklere, ne için olursa olsun karşı koyan kişinin ayağının altındadır, bunu böyle bilesiniz!
"İnsanlık öldü mü?" dedim. "Yok," dedi, "ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde."
Sayfa 39·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Bırak canım şu çağımızın insanını. Hangimiz ne kadar çağımızın insanıyız? Bıktım şu gerçek denilen şeyden de. Herkes gerçek deyip duruyor. Neyse, bu başka bir konu. Ne diyordum? Ha, evet. Asıl dert ondan sonra başladı. Kendimin, kendi kuşağımın çelişkisini gördüm. Biz düzen diyoruz, toplum diyoruz, insanımız diyoruz ama, aslında hiç biri umurumuzda değil. Beğenmediğimiz bir eğitim düzeninin sokaklara döktüğü öğrencileriz biz. Çabaladıkça çok batan, harcanmış, horlanmış bir kuşağız. Birbirimizi bile sevmiyoruz. Umudun habercisi öfkelerimiz hınç oldu ve bizi nefret küpüne çevirdi. Hiç kimse sevmiyor bizi. Ne üniversite, ne halk, ne de devlet iyi gözle bakmıyor bize. Yolda, otobüste, hattâ evimizde bir garip bakıyorlar. Biz mi yabancılaştık, onlar mı umudunu kesti bizden, anlamıyorum. Ama açıkça görülen bir şey var; biz sevgisizleştik, sevimsizleştik. Fakat bunlar da umurumuzda değil. İnsan bir kere toplumdan kopmaya görsün, inancı da öfkesi de hayat vermez ona. Evet, gerçek olan bu; biz toplumun üstüne çıkmak, ona yön vermek istedik, toplum dışı olduk. Artık ne rindlik, ne bohemlik kurtaramaz bizi...”
Sayfa 32 - elifbe, ketebe·Kitabı okudu
Hipokratik gelenekle ilişkilendirdiğimiz temel ilerleme, hastalıkların doğal nedenleri olduğu fikridir. Aslında Hipokrat, insan vücudunun "humar" adını verdiği dört sıvı (kan, kara safra, balgam ve sarı safra) içerdiğini ve hastalıkların bu humorların dengesizleşmesinin bir sonucu olduğunu düşünüyordu. Bu fikir tıpta 1500 yıldan uzun bir süre hakim oldu ve bugün bile, insanların "huysuz'', "iyimser" veya "ağırkanlı" olduğundan söz ettiğimiz zamanlarda dilimizdeki varlığını korumaktadır.
Sayfa 91 - Ketebe·Kitabı okudu
Alıntı
1905'ten beri Japon - Çin ve Japon - Rus harpleri burjuvalaşmak isteyen Japon fonctionnairisme'ini zaruri olarak bir emperyalizme sevk etmişti. Bu vaziyet kısmen nüfuzun artmasına ve sanayi inkişafa sebep oldu. Fakat bu inkişaf Hakikatte iki sınıf arasındaki tezadı nispetsiz derecede artırdı: taassup ve muhafazakarlık, ananeye müfrit bağlılık; bizim tanzimattan sonra çekmiş olduğumuz Garp - Şark ikiliğinin bütün buhranları kendini gösterdi. Medeniyet ve kültürü birbirinden kati olarak ayırmak ve şekilde Avrupalı, özde ifrat derecede Şarklı kalmak isteyen Japonya'yı bizce katiyen çıkılmaz bir yol olan bu dualizme sırf hususi vaziyetini kurtarmak için başvurmuş dünya yüzünde tek misal olarak görüyoruz.
Sayfa 53 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Sizi seviyorum,hatta alışkanlık oldu sevmek.Yakınlarda olmanız,sizinle her gün onlarca defa karşılaşmak ruhum için ihtiyaç haline geldi.
Sayfa 24 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu