Puan vermedi·352 syf.··
2026 74. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 20:09
Neydi Suçun Zeliha! bende tarihî bir roman etkisinden çok, vicdan üzerine yazılmış bir roman hissi bıraktı. Kitabı bitirdiğimde aklımda savaş sahneleri değil, Thomas’ın yaşadığı zihinsel dönüşüm kaldı. Çünkü onun yolculuğu aslında bir coğrafyadan diğerine değil, ezberlerinden şüphe etmeye başlayan bir insanın kendi içine yaptığı yolculuktu. Thomas’ın çocukluğundan itibaren kendisine öğretilen doğrularla yetinmeyip sorgulamaya başlaması, romanın en güçlü tarafıydı bence. Özellikle Foucher’in ona yalnızca din öğretmek yerine düşünmeyi öğretmesi, sonrasında Ben Şimon ve Şeyh Cibril gibi farklı inançlardan insanlarla kurduğu ilişki, karakterin değişimini inandırıcı hâle getiriyor. Hiçbiri Thomas’ı kendi tarafına çekmeye çalışmıyor; aksine ona hakikati aramanın tek bir kapıdan geçmediğini gösteriyor. Bu kısmı oldukça etkileyici buldum. Zeliha ise romanda uzun uzun konuşan ya da olayları yöneten bir karakter değil ama varlığıyla bütün romanın anlamını değiştiren kişi. Onun masumiyetinin, insanların kör inançları ve nefretleri karşısında korunamaması, kitabın ismini de çok anlamlı kılıyor. Thomas’ın “Neydi suçun Zeliha?” diye isyan ettiği an, bana göre romanın en ağır yükünü taşıyan sayfalardı. Roman boyunca en çok hoşuma giden şey, Osman Necmi Gürmen’in tek bir dini ya da tek bir toplumu yüceltmeye çalışmaması oldu. Eleştirdiği şey insanlar değil, bağnazlık. Aynı zamanda farklı inançlardan karakterleri ortak bir vicdan etrafında buluşturabilmesi, kitabı sıradan bir tarih romanının dışına çıkarıyor. Savaşın ortasında bile bilgiye, adalete ve insan olmaya tutunan karakterler görmek bana umut verdi. Kitabı kapattığımda şunu düşündüm: İnsan bazen öğrendiklerini değil, sorgulamaya cesaret ettiklerini hayatı boyunca yanında taşıyor. Neydi Suçun Zeliha! benim için tam da bunu
Neydi Suçun Zeliha!Osman Necmi Gürmen · Everest Yayınları · 201021 okunma
Az Tutunanlar
10/10
·212 syf.·
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Kitap boyunca Ercan'ın bilinç akışıyla, zihninden hızla geçen düşüncelere eşlik ediyoruz. İkinci bölümde ise tanrı bakışıyla, ilk bölümde gözümüzün önünden geçen sahnelerin detaylarına ve diğer karakterlerin tarafına bakıyoruz. Açıkçası bu yapı çok hoşuma gitti. Çünkü ilk bölümde Ercan'ın zihninin hızına kapılıp fark etmediğimiz ya da üzerinde durmadan geçtiğimiz birçok şeyin cevabının ikinci bölümde saklı olduğunu görüyorsunuz. Dil oldukça akıcı. Ancak hızlı geçtiğiniz bazı yerlerin, aslında dönüp tekrar düşündüğünüzde hikâyenin önemli durakları olduğunu fark ediyorsunuz. Kitabın en güçlü taraflarından biri benim için psikolojik katmanlarıydı. Hikâyeden çok karakterlerin iç dünyası, özellikle de Ercan'ın duygusal yoğunluğu, sıkışmışlığı ve arada kalmışlığı bana geçti. Bu yüzden okurken sadece bir hikâyeyi takip etmedim, aynı zamanda bir insanın iç çatışmalarına da ortak oldum. Kitap bittiğinde geriye yoğun bir duygu kaldı. Ve bana şunu düşündürdü; herkesin kendi içinde kaldığı, huzursuz olduğu, çıkmaya çalıştığı bir Araf'ı var ve o yüzden hayata Tutunamayanlar var. Alper Turgay hocam, kaleminize sağlık. Yıllardır okuduğunuz kitapları nasıl hissettiğinizi, o kitapların sizde nasıl izler bıraktığını incelemelerinizden okuyorduk. Bu kez kendi hikâyenizi ve kendi kaleminizi okumak benim için ayrı bir deneyim oldu. Hem hikâyeyi hem de sizin kaleminizi takip etmek çok güzeldi. Kaleminiz daim olsun hocam. Yeni hikâyelerinizi okumayı merakla bekliyor olacağım.
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202627 okunma
Reklam
8/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 20:09
Bol ödüllü olması ve okuyanların cogunluğundan duyduğum güzel yorumlar nedeniyle başladığım bir kitap oldu ‘Muhabbet’. Adı da hoşuma gitti aslına bakarsanız. Kitap, Sybil’ın yazdığı ve kendisine yazılan mektuplardan oluşuyordu. Seksen yıllık bir ömre sığdırılan tüm duyguları, mutlulukları, acıları, ayrılık ve pişmanlıkları okuduk mektuplar sayesinde. Evlatlık olmayı umursamıyor gibi görünen, ama içten içe bu konuda hissettiği acıyı bastıran, buna eklenen evlat acısıyla daha da yaralanan Sybil’in öyküsü oldukça sakin bir tempoda anlatılıyordu kitapta. Başlangıçta kişiler biraz karışık gelse de, kitap ilerledikçe kişi ve olayları daha kolay anlamaya başladım. Bunda yazarın sade dili ve akıcı anlatımının da etkili olduğunu düşünüyorum. Bu sayede, sıkılmadan okuduğum bu kitabın konusunun, arka kapak yazısında çok güzel özetlendigini de belirterek; mektuplardan oluşan akıcı ve duygusal kitaplardan hoşlanan herkese kitabı tavsiye ediyor, konusunu(arka kapak yazısı) aşağıya bırakıyor ve umarım sizler de keyifle okursunuz diyorum. Kitaplarla kalın. (arkakapakyazısı) “Sybil her sabah yazı masasının başına geçiyor ve mektuplar yazıyor. Erkek kardeşine, en yakın arkadaşına, bahçecilik kulübünün üyelerine, En sevdiği derse katılmasına izin vermeyen üniversite dekanına, Favori yazarlarına, editörlere, ajanslara… Bir de O’na… Yazdıklarını bir türlü gönderemediğine... Dünyaya tutunmanın yolunu mektuplarda bulan Sybil Van Antwerp. Onu seven herkesi otuz yıldır kendinden uzakta tutuyor. Ancak inziva sona ermek üzere. Geçmişten gelen mektuplar, onu hayatının en acı dolu dönemiyle yüzleştirecek. Sybil artık o mektubu göndermek zorunda. Yoluna devam edebilmek için önce kendini affetmeli, Sonra tüm dünyaya gerçekleri anlatmalı.”
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 2026114 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 20:00
Muhtelif Evhamlar benim için oldukça içe dönük ve duygusal bir kitap gibi hissettirdi. Kitapta insanın kendi içinde yaşadığı korkular, kuruntular ve sürekli zihnini meşgul eden düşünceler sade ama etkileyici bir şekilde anlatılıyor. Okurken bazen kendimi karakterlerin yerine koydum ve aslında hepimizin benzer evhamlar yaşadığını fark ettim. Bu yönüyle kitap bana hem tanıdık hem de biraz düşündürücü geldi. Genel olarak dili çok ağır değil, bu yüzden okuması kolay ama anlattıkları oldukça derin. Özellikle günlük hayatta fark etmeden büyüttüğümüz küçük kaygıların aslında ne kadar büyük bir yer kapladığını hissettiriyor. Kitap bitince insan biraz kendi içine bakma ihtiyacı duyuyor bence. Benim için sade ama etkisi uzun süren bir okuma deneyimi oldu.
Muhtelif Evhamlar KitabıÖmür İklim Demir · Yapı Kredi Yayınları · 20239,2bin okunma
Martı
10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 19:20
Merhaba hissedenler, bugün size #antonçehov'dan #mart kitabıyla geldim. Daha önce okuyanlar var mı? Okumam için biri vermişti bana bu eseri, onun sayesinde okudum ben de. Kısaltılmış olduğu için pek tat alamadım ben ve ilk başta kim kimdi biraz zorlandım. Kimi yerde ismi, kimi yerde soyadı geçiyor bazı karakterlerin. Sonradan alıştım ve biraz ilerisinde de kitap bitti zaten. Kısaltılmış kitapları pek okumak istemem ama elimde varken de değerlendirmek, okumak isterim tabii ki. Benim de şu an öyle oldu. Normal basımı ne bilmiyorum ama kısaltılmamış halini de okumak isterim kitabın. Siz bu kitap hakkında neler düşünüyorsunuz? Yorumda buluşalım #kitapalıntıları 🪽(Treplev, Nina'nın ayakları dibine bırakır martıyı.) NİNA: Bu da ne demek oluyor? TREPLEV: Bugün bu martıyı öldürmek alçaklığında bulundum. Onu ayaklarınızın dibine bırakıyorum. NİNA: Neyiniz var sizin? (Kaldırıp bakar martıya.) TREPLEV (Bir sessizlikten sonra.): Yakında kendimi de böyle öldüreceğim. NİNA: Sizi tanıyamıyorum. TREPLEV: Doğru ama ben de sizi tanıyamamaya başladıktan sonra. Bana karşı değiştiniz, bakışlarınız yabancı, varlığım sıkıyor sizi.
MartıAnton Çehov · Yediveren Yayınları · 202226,6bin okunma
Anthony Burgess - Otomatik Portakal
10/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 19:40
Otomatik Portakal, modern toplumun en büyük çıkmazlarından birini yüzümüze çarpıyor: İnsanı insan yapan şey, kendi iradesiyle günah işleyebilme özgürlüğü müdür? Yoksa sistem eliyle "kusursuz bir iyiye" dönüştürülen bir robot olmak mı? Benim bu çarpıcı eserle buluşma hikayem ise edebiyat ve müziğin harika bir şekilde kesişmesiyle başladı. Bu kitabı çok sevdiğim bir sanatçı olan Şanışer’in (Sarp Palaur) Ludovico albümünün hikayesini dinledikten sonra okumaya başladım. Ve albümün isminin Ludovico olması çok derin ve anlamlı hissettirdi. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk Rap Müzikali de Otomatik Portakal kitabına bağımlı olarak Şanışer ve bir çok sanatçımızla ortaya çıktı. Otomatik Portakal’ı önereceğim elbette ama hayranı olduğum sevgili Şanışer’in Ludovico albümüne de şans vermenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Yazarın kitapta kurguladığı, insanı mekanikleştiren ve suç işleme dürtüsünü yok ederken aslında "seçme hakkını" elinden alan o meşhur "Ludovico Tekniği", Şanışer’in toplumsal eleştirileriyle muazzam bir paralellik gösteriyor. Kitabı okurken albümdeki o başkaldırıyı, albümü dinlerken de ana karakter Alex'in yaşadığı o korkunç dönüşümü iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Çok beğendiğim bir kitap oldu, tavsiye ederim. Şimdi sıra filmini izlemekte :)
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,1bin okunma
Reklam
Reklam