Bir Ölünün Defteri;edebiyatımızın ilk büyük ustalarından,ağdalı Türkçesiyle çoğu okurun Kubbealtı Lügatı'yla tanışmasına vesile olan Halid Ziya Uşaklıgil'in ilk dönem romanlarından biri,kendisinin üçüncü romanı.Kitap,esasında 20. yüzyılın Ali Cabbar'ı Osman Vecdi'nin, sevdiği kadının eşine ölmeden önce bir günlük bırakmasıyla başlıyor ve biz Türk edebiyatının ikinci Zavallı Necdet'i Osman Vecdi'nin bu günlüğünü okuyoruz kitap boyunca.Burada bir şerh bırakmak istiyorum ki ben bu tarz kitaplara "anlatı edebiyatı" diyorum.Damızlık Kızın Öyküsü kitabının yazarı Margeret Atwood da bu şekilde isimlendiriyor bu tarz kitapları.Yani kitap boyunca biteviye bir kimsenin mektubunu, günlüğünü okuduğumuz bu eserler kendi başlarına yeni bir literatür oluşturacak kadar çoğaldılar artık.Anne Frank'ın Günlüğü, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu,Elif Oya'nın Güncesi,Ahitler...Bir Ölünün Defteri de bu anlatı edebiyatının Türk edebiyatındaki kolunu oluşturuyor işte.
Osman Vecdi;tüm Türkiye'nin okuduğu ve çok satanlardan inmeyen,kimilerinin Madonna'nın hayatını anlattığını sandığı,kimilerinin kahve fotoğraflarının vazgeçilmezi olan Kürk Mantolu Madonna'nın başkarakteri Raif Efendi'den sonra Türk edebiyatının en bahtsız,en bedbaht,en bikes karakteri olabilir hatta bu "zavallı çocuk"luk açısından Raif Efendi'yi bile sollayabilir.Ulan Halid Ziya,insan böyle bir karakteri nasıl yazar?Ben okurken bile yüreğime kıymıklar battı,vücuduma ve nesicime acıdan bir şırınga enjekte edildi,üzüntü çıtam Allah-u Ekber dağlarına kadar yükseldi de bir daha inmedi,tüm mesamelerimden keder fışkırdı be adam!Sen nasıl yazdın peki bu satırları,yüreğin nasıl el verdi de gencecik Osman Vecdi'yi kitap boyunca o acıdan bu acıya sürükledin?Körpecik çocuğu önce annesi terk etti,yetmedi sonra babası terk etti.Tüm bu müessif