Eser ideal devlet düzeni, mutlu insanların kurduğu bir ada devletini konu ediniyor. Peki gerçekten bu eserdeki gibi anlatılan düzende bir devlet olsaydı içinde yaşayan insanlar gerçekten mutlu olur muydu? Bu ideal devlet düzeni kime göre, neye göre insanları en mutlu edecek düzendi. “İnsanlığın yeryüzü cenneti” olarak nitelendirilen bu eseri okurken benim kanım dondu, içinde boğuldum, ruhum karardı. Bu kadar kısıtlayıcı, renksiz, zevksiz, kuralcı bir düzende insanlar gerçekten mutlu olabilir miydi? Mutluluk neydi? Bütün insanlar aynı yaşam tarzını benimsediklerinde mutlu olurlar mıydı? Yoksa insanlar özünde bir kar tanesi gibi değil midirler? Herkesin farklı yaşam tarzı, farklı zevkleri, farklı yetenekleri, farklı hayalleri olması yaşamı yaşam yapan, hayatı değerli kılan unsurlar değil midirler? Ütopya eserinde bahsedilen konu başlıklarını üç başlık altında işledim: alıntılar, yorum, hayalimdeki ütopya.
Alıntı 1- “Ütopos diye biri orayı fethedip adaya hem şimdiki adını vermiş -eski adı Avamistan’mış- hem de cahil bir vahşiler olan halkını belki de şu an dünyanın en uygar toplumuna dönüştürmüştür.”
Yorum: Bir adanın fethedilmesi sonucu oradaki insanlara zorla bir yaşam benimsetilmesi zoraki uygarlaşmak olarak karşımıza çıkar.
Hayalimdeki Ütopya: İnsanlar bir kişinin baskısı ve zorlamasına maruz kalmadan kendi yaşadıkları hayattan özgür iradeleriyle beraber uzlaşma içerisinde kendilerine yeni bir yaşam tarzı kurmaya çalışmalarını tercih ederdim.
Alıntı 2- “Adada dilleri, yasaları, töreleri ve kurumları aynı olan elli dört mükemmel büyük şehir var. Hepsi aynı plana göre inşa edilmiş.”
Yorum: Bu şimdiye kadar duyduğum en korkunç şeylerden biri. Bütün şehirlerin bire bir aynı olması. Bu mu uygarlaşma, bu mu güzel hayat, bu mu mutluluk? Bu resmen renksizlik, monotonluk,