Bir kitap düşünün... Henüz okumadığınız, Kapağını dahi açmadığınız bir kitap... Ne kadar yabancı geldi değil mi? Şimdi bu kitabı okumadığınızı düşünün. Belki de gerçekten okumadınız. Kapağını dahi açmadınız. Uygulamada en çok okunan şiir kitabı olduğunu unutun bir süreliğine. O halde yabancı gelmesi gerek! İşte orada durun! Okumasanız da okuttu kendini size Ahmed Arif! Var mı içinizden "Terk Etmedi Sevdan Beni"yi duymayan? Birçoğunuz aşinadır "Üşüyorum, kapama gözlerini" dizesine. Ya da dinlemiştir Oktay Kaynarca'nın sesinden "Akşam Erken İner Mapushaneye" şiirini. Dinlemediyseniz de hemen dinleyin, eşsizdir. Ay Karanlık, birçok kez çıkmıştır karşınıza. Yani diyeceğim o ki, hayata anlam katan birçok yerde Ahmed Arif'in dizeleri vardı. Okumasak da yabancı değiliz esere, birçok dizesi yer edindi yüreğimizin en derininde. "Terk etmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım, Hayın, karanlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça... Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz, uykusuz kaldım, Terk etmedi sevdan beni..." Eseri Metis Yayınları, 40. yıl özel basımından okumanızı öneririm. Diğer basımları bilmem ama bir şiir kitabına göre dolu dolu hazırlanmış. Eseri okuyunca yalnızca şiirleri değil, Ahmed Arif'i de okumuş kadar oluyorsunuz. Hayatı, hayatı hakkında diğer değerli insanların görüşleri, kitap olarak basılmamış şiirleri ve daha birçok şey eserde yer edinmiş kendine. Lise 1. sınıftayken yazmış olduğu şiir bile.
​[Mucize İsminin Gerçekleşmesi İçin Gereken Yedi Şart]: Özetle (vehasıl); tahkik ehli alimler, bir olağanüstü hâle 'mucize' denilebilmesi için yedi şartın bulunmasının zorunlu olduğunu belirtmişlerdir: ​ Birincisi: Doğrudan Allah Teâlâ’nın fiili olması yahut O’nun tarafından (mucize iddia eden kişinin doğruluğunu) tasdik ettiğini göstermesi için fiilin terk edilmesi (mesela ateşin yakmaması gibi bir durumun yaratılması) şeklinde olması gerekir. ​İkincisi: Âdete aykırı (olağanüstü / hârikulâde) bir durum olması gerekir; çünkü âdete aykırı olmayan şeylerde aciz bırakma (i'caz) vasfı yoktur. ​ Üçüncüsü: Nübüvvet (peygamberlik) iddiasında bulunan kimsenin elinde zuhur etmesi gerekir ki, Allah Teâlâ’nın onu tasdik ettiği bilinsin. ​ Dördüncüsü: Hakikaten veya hükmen, peygamberlik davasına (iddiasına) bitişik / eş zamanlı olması gerekir; çünkü iddiadan önce şahitlik söz konusu olamaz." ..Bazı alimler, bir anlık da olsa sonradan gelen olağanüstü durumun mucize olacağını söylemiş ve 'Onun (peygamberin) durumu zaten bilinmektedir' demişlerdir. Evet, bazı müteahhir (sonraki dönem) alimler, mucizenin iddiadan çok uzun bir zaman sonra gelmesi durumunda, bunun (iddia sahibinin) yalanına bir delil teşkil edeceğini belirtmişlerdir. Diğer bazı alimlere göre ise böyle bir durumda açığa çıkan harikuladelik keramet sayılır. Bu iki görüşün arasını uzlaştırmak (cem etmek) ise şöyle mümkündür: İlk alimlerin sözü peygamberliğin ilk dönemlerine, diğer alimlerin sözü ise peygamberliğin sonraki dönemlerine hamledilir. ​Ben derim ki (Kultu): Bir kimsenin peygamberlik iddiasında bulunup da risaletinin (ileriki bir zamanda gelecek olan) sonraki bir vakitle sınırlandırılmadığı asıl durum göz önüne alındığında, sözün akışı buna hamledilmelidir; nitekim bu husus ileride gelecektir. ​ Beşincisi:
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur
Şimdi korkunç bir haykırma - bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla inleyen boş kubbe, sen söyle! Sen ki her sesi yankılayansın, söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde, daha yukarılardaki şu tanrı katına hangi sesin yankısı varabilmiş ki? Hangi dua kabul olmuş bugüne dek? Dinlerim seni, göklerin tanrısı, din ulularından dinlerim seni: "Ne benzer var, ne noksanı, canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce. Odur veren yiyeceği içeceği, düşleri gerçek yapan o, bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan, açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan, el uzatan yoksullara ve çaresizlere, her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..." Seni böyle övüp duruyorlar işte. Oysa senin en üstün özelliğin ne, "Ortaksız" oluşun değil mi? Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak. Topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden. Ve topu ortaksız ve tek. Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var, ve topunun yukarılarda bir gökyüzü. Bütün ordan gelir yüreğe doğan. Topunun güneşi, ayı, yıldızları var, ve topunun görünmez bir tanrısı. Topunun adanan bir cenneti var,
Bir bakışın, bir kelimen hatta sadece orada oluşun bile çok fazla şeyi değistirebiliyor. Sıradan olanı özel ve güzel yapıyor benim için. Sanki dünya daha az gürültülü oluyor seninleyken. İçimdeki karmaşa biraz olsun diniyor.
Çöl bir insanın yalnızlığı gibi Çöl hayata küsmüş bir bakış, bir tuzak, hesaplaşması, insanın kendisiyle, Oralarda yok oluşun izleri… Aşkın, hayat ile yeniden yüzleşmesi Ben seni sevmeyi göze alamıyorum, Bir çöl gibisin. Geçemiyorum Necmettin Can
Şiir