Kadınlar, heyhat, fazlasıyla
bahtsız ve fazlasıyla zayıf olan kadınlar hiçbir zaman gerçek hamilere sahip olmamıştır. Ta beşikten itibaren yavan bir cehalete mahküm edilen biz kadınlar, çocukluğumuzdan itibaren bizlere tanınmayan rekabet imkanı, doğanın bizleri altında ezdiği sayısız rahatsızlık yüzünden fazlaca bedbaht, fazlaca talihsiziz.
“Fransız Devrimi sırasında kadın hakları için en çok uğraşanlardan biri de Olympe de Gouges’du.1791’de ,yani Devrim’den iki yıl sonra bir Kadın Hakları Beyannamesi yayımladı.Yurttaş Hakları Beyannanesi’nde kadınların doğal haklarına çok fazla yer verilmiş değildi.Olympe de Gouges kadınlar için erkeklerle tam tamına aynı hakları istiyordu. “Ne oldu sonuç?” “1793’te idam edildi.Ve kadınlara her türlü politik faaliyet yasaklandı.” “Rezalet! “
Düşüncemin gücü, adaletsizlik yüzyıllarına kök salmasından kaynaklanıyor, artık kimse onu bu topraktan sökemez. Harekete geçen şeyi durdurmaya kimsenin gücü yetmez. Doğa kadınlara, insanları dünyaya getirme 'gücünü' vermiş; erkekler bu 'gücü' kontrol altında tuttuklarını ve onları hâkimiyet altına almak için teröre ihtiyaç duyduklarını düşünüyorlar.
Tıpkı hayat gibi, sonu da sonuna kadar sevmek gerek. Merhabaları sevdiğimiz gibi, elvedaları da sevmek gerek. Doğru dürüst hoşça kal demeyi hiçbir zaman bilemedim... Tanrım, dünyayı ebediyen terk edeceğini bilmek insanın içini parçalıyor. Kalbimi vatana, doğruluk ve dürüstlüğümü erkeklere miras bırakıyorum, buna ihtiyaçları var. Ruhumu kadınlara, menfaat peşinde koşmamamı aşırı hırslı olanlara, felsefemi baskı görenlere, dinimi ateistlere, içten neşemiyse can sıkanlara bırakıyorum.