Türk modernleşmesi, Tanzimat, I. & II. Meşrutiyet dönemleri, 1. D. S. Türk Kurtuluş Savaşı, Atatürk'ün Cumhuriyeti ile ilgilenir(1839- 1938)Kendi halinde yazar.
Kuramcı olmayan insanın, modern insan açısından inanılmaz ve şasılası bir şey olduğunu, böyle yabancılaştırıcı bir yaşam biçimi kavranabilir, hatta bağışlanabilir bulmak için bir Goethe'nin bilgeliğinin gerektiğini sevimli bir naiflikle anımsatmıştı
"Güneşin çocukları olabiliriz belki. Türkler ise birer yıldıza benziyor. Üstelik gökyüzündeki yıldızları kadar çoklar... Her geçen gün tabyalarda, siperlerde bizi beklerken sayıları durmadan artıyordu.
Kaybedilen her toprak parçası, gönlümüzde derin yaralar açıyordu. Düşman çizmesinin bastığı bir karış yer için bin kere ölmeyi tercih ederdik. Bütün bu düşünceler bizi hırslandırıyordu. Düşman ile karşı karşıya gelmeyi canı gönülden istiyorduk. Bazı yerlerin kaybedildiği haberini aldıkça Harbiye'nin sıralarına matem havasının o kurşun ağırlığı cökerdi. "Vatan!" diyorduk, başka bir şey demiyorduk... "Vatan, vatan!" Hepimizde vatan için çarpan tek bir aşk, tek bir yürek vardı sanki.
Büyük liderler, sahip oldukları tutkuları kitlelere aşılmasını bildikleri gibi askerleri ve sivilleri kendi hayatlarından bile daha önemli bir gayeye hizmet ettiklerine inandırırlar. Bunun "büyüleyici bir beceri" mi, yoksa "şeytani bir deha" mı olduğunu bırakalım ahlak bilimciler tartışsın ancak savaş zamanlarında başarılı bir lider olabilmenin sırrı işte budur.
Savaş, Carl von Clausewitz'in de belirttiği gibi politikanın diğer araçlarla devam ettirilmesidir. Bu yüzden savaş liderlerinin politikaya ilişkin bir altıncı hisse sahip olması da büyük önem arz eder.