1920’ler… Cazın altın çağı… Yeni zenginlerin bölgesi West Egg ile aristokrat zenginlerin yaşadığı East Egg arasındaki gizli rekabet. Burada bir dipnot düşeyim: West Egg ve East Egg, Fitzgerald’ın yarattığı kurmaca yerleşimler. Amerikan rüyasının simgesi evinde çılgın partiler veren Muhteşem Gatsby… Ve onun, gözünde ulaşılmaz bir yere oturttuğu, ona tekrar kavuşmak için her şeyi göze aldığı ilk aşkı Daisy…. Tüm bunları Daisy’nin ikinci dereceden kuzeni Nick Carraway’in gözünden izliyoruz.
F. Scott Fitzgerald’ın 1923’te yazmaya başladığı ve 1925’te yayımladığı başyapıtı Muhteşem Gatsby, okuyucuya bir devrin panoramasını sunarken, savaş sonrası zenginleşen ama değerler konusunda çözülme yaşayan Amerika’yı gözler önüne seriyor. Bir kadını hayatının tek anlamı haline getirmenin bedeli, bu uğurda yitirilenler ve kazanılanlar, farklı duygular arasında gezdiriyor.
Daisy, Tom Buchanan’la evlidir, üç yaşında bir kızı vardır ve aldatılmaktadır. Kapana kısılmış hisseder kendisini. Tam o sırada, malikanesinde verdiği gösterişli partilerle adından söz ettiren ve servetinin kaynağı hakkında türlü söylentilen dolaşan Gatsby çıkar karşısına. Gatsby, Daisy ile askerdeyken tanışmış, aşık olmuştur. Tek amacı onu yeniden elde etmektir. Bu uğurda hayatını, hatta kimliğini yeniden inşa etmiştir.
Gatsby’nin trajedisi, Daisy’yi gerçekte olduğundan çok daha büyük, çok daha özel bir yere koymasıydı bence. Belki Daisy güzelliği, zenginliği ve ulaşılmazlığıyla Amerikan Rüyası’nı simgeliyordu. Tıpkı dönemin insanlarının “biraz daha para, biraz daha başarı” derken mutluluğun bir sonraki köşede olduğuna inanması gibi. Gatsby’nin peşinden koştuğu şey yalnızca Daisy değil, ulaşınca her şeyin düzeleceğine inandığı bir hayaldi.
Muhteşem Gatsby birkaç defa filme de uyarlanmış. 1974 tarihlisinde Robert