Bir çölün ortasında, kuma kazdığım bir çukurun içinde uyuyor olsaydım, acaba ben neler düşünürdüm? Ne adını anacak bir Yurdanur var hayatımda ne de saçma sapan inanacağım bir dava. Dava da ne kasvetli, ne kasıntı bir kelime yahu bu arada, kimine göre de pek ciddi... Bayramın ilk günü takımını giymiş de yakasında boynu kırık bir karanfille kerhanenin kapısında bekliyormuş gibi ciddi... Her ne haltsa, yok bende onlardan. Sanırım ben aslında, insanların yaşadığı maceralardan çok, o insanların o maceralar karşısında hissettikleri, hissedebildikleri heyecanı seviyorum. Sevmek mi!? Kıskanıyorum ulan, kıskanıyorum.
(...)
Avcı ormandan sıkıldı; bir kütüğün yanına oturdu, bir hayvan ya da kuşu öldürme arzusuyla -karşısına hangisi çıkarsa- tüfeğini hazır vaziyette bacaklarının arasına sıkıştırdı. Bilimlerden bihaber olduğu, elektrikli trenlere binmediği, Lenin'in mozolesini görmediği ve sadece bir kez onuncu çift-hat geçidi müdürünün hanımına ait şişesinden parfüm kokladığı için öfkeliydi. Lüks trenler uzaklara koşarken kendisi sisli ormanda haşereler, bitkiler ve kültürsüzlük ortasında dolanmaya mecburdu. "Hayvan mı olur kuş mu, ne denk gelirse öldürürüm!" diye verdi kararını avcı. Oysaki çevresinde yine sadece küçük, çelimsiz, vurmaya elverişsiz mahluklar gürültü ediyor, vızıldıyordu. Avcının ayağının dibinde, ağır iş altında ezilen gayretli karıncalar küçük edepli insancıklar gibi geziniyordu: Melun, kulak * karakterli mahluklardı bunlar doğrusu - bir ömür çarlıklarına pılı pırtı sürüklüyor, başa çıkabildikleri tüm küçük ve büyük yalnız hayvanları sömürüyor, evrensel çıkardan anlamıyor ve kendi açgözlü, pürdikkat refahları uğruna yaşayıp gidiyorlardı.
* Irgat çalıştıran zengin köylü --ç.n.
(...)
“ Benim kız kardeşim. Gerçek olamayacak kadar güzel, sarp kayalıklarda bir avuç topraktan fışkıran çiçeğe benzeyen kardeşim. Direnmeyi ondan öğrendim. Birbirimize benzemesek de ikimizin de bu dünyada varoluş sebebimiz aynı. Birbirimize ömür boyu arka çıkmak. “