Puan vermedi·212 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:56
Bazıları toplumların yazılı ya da yazısız kurallarına A'dan Z'ye kadar uyarken, bazıları kendi isteklerini A'dan Z'ye yaşamayı seçer. A ve Z... Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe, o alfabenin oluşturduğu binlerce kelime ve yüz binlerce cümle vardır. (s. 180-181) Kitabın ana karakteri Ercan ise tam da bu kurallara canı yana yana uyanlardan biri. Ruhunun nerelere uçtuğunu, kalbinin kime ait olduğunu bile bile bedenini başka bir hayatın içine hapsediyor. Uçurumları olan Beren'e koparamadığı görünmez bir bağla bağlı kalırken, hayatının dizginlerini hep başkalarının ellerine bırakmasının sessiz isyanını yaşıyor. Ercan'ı okurken zihnimde Albert Camus'nün Yabancı , Peyami Safa'nın Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ve Franz Kafka'nın Dönüşüm deki karakterler canlandı. Elbette birebir aynı değiller; daha çok onların günümüz insanına uyarlanmış, modern bir yorumu gibiydi. Toplumsal kurallara uyarken kendi psikolojik dünyasında yavaş yavaş dönüşen Ercan'ın hikâyesinde insan mutlaka kendine ait bir koltuk buluyor. Yazarın dili sade ve akıcı. Buna rağmen öyle cümleler var ki, sanki kendi ruhumun yıllardır susturduğu isyanı kelimelere dökmüş gibi hissettim. "Araf, bazıları için bir mekân değil, bir ömürdür." "Sevmek mi bir lütuf, yoksa sevilmek mi?" "Aslında olmak istediği kişiyle yaşadığı kişi aynı değildir. Bazen kendini tanıyamaz; sanki kendi hayatında başka biri gibi, bir yabancı gibi yürür." "İnsan çoğu zaman hakikati bilir ama onu taşıyacak dili bulamaz. Bildiğini söyleyemez, doğruyu hisseder ama başka kelimelerle konuşur." Bu kitap benim için yalnızca iki kadın bir adam hikâyesi değildi. Toplumsal baskının, seçememenin, sonuçlarına katlanmanın ve insanın kendi hayatında bile bazen bir yabancıya dönüşmesinin romanıydı. "İlk romanında Ercan gibi katmanlı bir karakter inşa etmek cesaret
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202634 okunma
Mazide Kalan Okumalardan
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
FAHİM BEY VE BİZ ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR Abdülhak Şinasi Hisar'ın ilk romanı "Fahim Bey ve Biz", 26 Mayıs - 11 Temmuz 1941 tarihleri arasında Ulus Gazetesi'nde yayımlanmıştır. Muazzam bir eser... Edebi yönü yüksek bir Türk klasiği. Okumadıysanız naçizane tavsiye ederim. Fahim Bey, bende muhabbet hisleri uyandırdı. Ömrüm boyunca unutamayacağım roman karakterleri arasına girdi. Eser, yazarımızın babasının arkadaşı olan Fahim Bey'in ölüm haberi ile başlıyor. Daha sonra yazarın ve Fahim Bey'i tanıyan pek çok insanın onun hakkındaki hislerini ve fikirlerini okuyoruz. Görgülü, bilgili, mütevazı, iyi kalpli Fahim Bey, mali sıkıntılar içinde eşiyle küçük evinde saadet, hülya ve para hayalleri kurar. Abdülhak Şinasi Hisar, hayalleriyle yaşayan, nezaketini hiçbir şartta kaybetmeyen bir insanın dünyasını anlatır. Romanın belirgin bir olay örgüsü yoktur. Fahim Bey'i tek bir kişinin gözünden değil, onu tanıyan insanların hatıraları ve anlatıları aracılığıyla tanırız. Böylece okur, "Gerçek Fahim Bey kim?" sorusunun kesin bir yanıta ulaşamaz. Her insanın hafızasında başka bir Fahim Bey vardır. Bu da romana çok farklı bir derinlik kazandırmış. Ayrıca romanı okurken Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde kaybolan bir İstanbul hayatını ve insan tipini de tanımış oluruz. Fahim Bey, hayallerinin peşinden gitmiş; olması pek de mümkün olmayan isteklerinin sonunda hayata veda etmiştir. (Yazarı çok severim çok sayıda eserini okudum onları da paylaşabilmek temennisiyle) ESERDEN ALINTILAR: ✓ İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. ✓ "Öyle bir adamdır ki ömürdür, Fahim Bey!" diyordu. Emsali dünyada bulunmaz! ✓ Yoksa kütüphanelerine yalnız sahifelerini kestikleri
Fahim Bey ve BizAbdülhak Şinasi Hisar · Everest Yayınları · 20222,440 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·64 syf.·
2026 13. kitabı
Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor, sermaye-i ömrünü bâd-i heva boş yere sarf ettiriyor.
Hastalar RisalesiBediüzzaman Said Nursî · RNK Neşriyat · 20172,609 okunma
Puan vermedi·212 syf.··
2026 9. kitabı
BOZKIR’IN ORTASINDA GEÇEN BEYHUDE ÖMÜR: Kitapta isimsiz bir karakterin kıraç bir tarlada göreni imrendirecek güzellikte hayallerin ötesinde bir bahçe kurmak ister .Onun hayali bu bahçeyi çocuklarına miras bırakmaktır. Hayalinin peşinden gider ama bozkır toprağı öyle kolay kolay vermez kendini .Karakterimiz öncelikle oradan suyu bulmaya uğraşır kimi deli der kimisi önemsemez ama boşadır Anadolu insanı istedimi bir kere peşini bırakmaz. Su hakikate benzer bence bulması zordur ama içindeki o saflık o derinlik tıpkı hakikat gibidir insanın içinde var olan aramayla bulunan o hissiyat gibi. Karakterimiz sonunda bulur suyu artık önündeki birinci engel işılmıştır. Bu yolda zorluklar peşini bırakmaz ama bence asıl zorluk sondadır. Büyüklerine danışıp memleketin çeşitli yerlerinden istediği fidanları bulur çok istediği fidanlar olsa da toprak kabullenmez bazı fidanları. Toprağın her fidanı bağrına basmaması, aslında karakterimize hayatın en büyük derslerinden birini verir: Emek, tek başına yeterli değildir; sabır ve uyum da gereklidir. İsimsiz kahramanımız, tıpkı suyun yolunu bulması gibi, toprağın dilini de öğrenmeye başlar. Bazı fidanlar kurur, bazıları ise bozkırın sert rüzgarına direnir. Bu noktada karakterin verdiği mücadele, sadece bir bahçe kurma çabası olmaktan çıkıp, insanın kaderiyle olan sessiz ama kuvvetli çabasına dönüşür. Bahçe yavaş yavaş yeşerirken, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük mirasın sadece meyve veren ağaçlar değil, o ağaçları yetiştirirken gösterilen 'vazgeçmeme' iradesi olduğunu anlarız. Bozkırın ortasında yükselen bu vaha, imkansıza inanmanın ve hakikati (suyu) bulduktan sonra ona can verme tutkusunun bir anıtı gibidir. Sonunda o kıraç toprak yenilir mi, yoksa karakterimize boyun mu eğer bilinmez; ama Anadolu insanının inadı, en sert bozkırı bile
Beyhude ÖmrümMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201910,2bin okunma
Kadere Karşı Gelmek Mümkün Mü? (İpsizler Kitap İncelemesi)
7/10
·98 syf.··
2026 21. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 17:00
İpsizler kitabında "Karabıçak" adında nam salmış karakterimiz, istemeyerek küçük yaşta birini öldürmüş ve mapushaneye düşmüştür. ​İnsanlar ondan korkar. Adının bir ağırlığı vardır. Oysa gerçek adı Ahmet olan Karabıçak'ın tek isteği iyi bir ömürdür. En büyük korkusu ise bir ipsizin gelip onu öldürmesidir. ​Sahafta karşıma çıkan İpsizler, bizlere yaptıklarımızla bilindiğimizi bir kere daha gösteriyor. Serenay Özkan Sabahattin Engin
1000Kitap
İpsizlerSabahattin Engin · Hisar Yayınları · 19701 okunma
10/10
·144 syf.··
2026 44. kitabı
" ... memleketlerinden sürgün olanlar kaybetti, ölmeden önce memleket toprağını bir kez daha göremeyenler kaybetti." " Onlar gitmeyi de kalmayı da en iyi bilenlerdi. Onlar bizim hikâyemizdi. Onlar bizdi. Biz onlardık." " Ancak o geride bıraktığı ağacın buradaki zeytin ağacının ruh eşi olduğuna inanıyordu. Tıpatıp benzeri... Belki iki ayrı yakada olmasalardı kavuşabilirlerdi. Sahih kavuşabilir miydi ağaçlar birbirine?" 1920 li yıllar... Mübadil olarak gidenler, gelenler ve kalanlar... Gidenler ve sonradan köklerini aramaya gelenler ile ilgili bir çok kurgu okudum bugüne kadar. Aklımda hep gidenleri gözü yaşlı uğurlayıp onlara üzülenler anlatılırken neden hiç evlerinden, topraklarından koparılıp gelenlerin öyküsü anlatılmıyor düşünceleri geçerdi. Benim kökenim de gelenlerden. Onları çok küçük yaşta kaybettiğim için ayrıntılı olarak dinleyemedim maalesef Oysa dinlemeyi ne çok isterdim . #gitmegülyanaklarınsolar kitabı ile yazar #iremuzunhasanoğlu annenesinin izini sürerken mübadil olarak gelen bir ailenin hikayesini anlatıyor. Eşyalarını bırakmak zorunda kalan, yaşayabilecekleri bir kaç eşya ile yola çıkan insanlar... Evleri, anılarınınn yüklü olduğu eşyaları, dostları geride kalırken yeni yuvaları olacak yerlere, zorlu bir yolculuğa çıkarlar. Nafia Hanım ve Ahmet Bey de bu yolculuğa çıkanlardandır. Kucaklarında minik Mediha ile birlikte. Sade taşıyabilecekleri bir kaç eşya alırken anı yüklü olan her şey geride kalmıştır. Bir gün geri dönebilecekler mıdır? Bilinmeyen bir geleceğe doğru adım atarken hem belirsizlik korku yaratır hem de geride bıraktıklarının hüznü kalplerini yaralar. Tarih kitaplarında birkaç cümle ile geçen olaylar on insanlar için bir ömürdür, duygu yüklü ve hüzünlü. Geçmişin izini sürmekten daha zordur izi sürülen geçmişin bir parçası
Gitme Gül Yanakların Solarİrem Uzunhasanoğlu · Doğan Kitap · 2026126 okunma