10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
1=Tepe Sarayburnu: (Ayasofya Topkapı sarayı ve Sultanahmet Camii) bulunur. öncesinde Ana tanrıça tapınağı, Artemis tapınağı Ve Mitra Dini izleri burada yer alır .Kutsal tepelerden biridir. Yerebatan sarnıcı da bu bölgede gezgin Petrus Gillius tarafından ortaya çıkarılmış İstanbul’da 60’ın üzerinde sarnıç var. 2=tepe Çemberlitaş: Üzerinde güneş tanrısı bulunurdu. Nuruosmaniye camii ile taçlandırıldı. 3=tepe Beyazıt: dev boyutlu zafer takı bulunurdu. Boğa meydanı Forum Tauri Pluta ve Hera tapınakları yine bölgede yer almıştır. şu anda Beyazıt ve Süleymaniye camii yer alır 4=tepe Fatih camii: on iki tanrı tapınağı on iki havari kilisesi yer alır şu anda Fatih cami süslemektedir. 5=tepe yavuz selim: Maria Pammakaristos kilisesi yer almıştır Fethiye cami ve bir kısmı müze yapılmıştır. Ayrıca bölgede yavuz sultan selim camii bulunur. 6=tepe Edirnekapı: En yüksek tepe Blakhernai sarayı tekfur sarayı ve kariye kilisesi bulunur 7=tepe Koca Mustafa paşa: Mokios sarnıcı ve Acadius sütunu bulunur. Aya Andrea Entikrisi kilisesi yer alır. şu an apartmana dönüştürülmüştür. Önemli bilgi : İstanbul ve Roma Yedi tepe üzerine kurulmuştur. Kehanetlere konu olmuş seçilmiş kutsanmış bir şehirdir.7 kutsal sayı olarak ifade edilir. 1=360 yılında Konstantin’in oğlu Konstantius tarafından inşa edilmiş Megale Ekklesia (Büyük Kilise ) adı verilmiştir. Aziz Yohannes Khrysostomos’un halk üzerindeki etkisine kızan imparatoriçe AElia Eudoxia imparator Arcadius kışkırtmış galeyana gelen halk tarafından kilise yakılmıştır. 2=415 yılında II Theodosius mimar Ruffinos yeniden inşa ettirmiş 13 ocak 532 de Nika isyanıyla yıkılmıştır. Justinyanus kaçmayı düşünmüş eşi kraliçe Theodor’a sayesinde Got süvarileri isyancıların üzerine salınmış tarihçi Prokopius göre 30bin isyancı kılıçtan geçirilmiştir.(Bizans’ta
Ayasofya'nın Gizli TarihiErhan Altunay · Beyaz Baykuş · 20161,669 okunma
Süleyman Askeri Bey
10/10
·352 syf.··
2026 6. kitabı
Süleyman Askerî Bey: Bir Kitabın Ardından Bu kitabı bitirdiğimde aklımda kalan ilk şey, Süleyman Askerî Bey'in artık benim için yalnızca bir isim ya da birkaç satırlık bir tarih bilgisi olmaktan çıkmış olmasıydı. Kitap, onun hayatını kendi notları, mektupları ve dönemin tanıklıkları üzerinden anlatırken okuyucuya oldukça yakın bir portre sunuyor. Bu yönüyle sadece olayları değil, olayların içindeki insanı da görme fırsatı veriyor. Karakteri: Cesaretin Sınırlarında Bir Komutan Süleyman Askerî Bey'in en dikkat çekici yönü şüphesiz cesareti. Sadece emir veren bir komutan değil, gerektiğinde en ön safta savaşan, askerinin yaşadığı tehlikeyi bizzat paylaşan bir cengâver. Kararlılığı, hareket kabiliyeti ve inisiyatif alma gücü hayranlık uyandırıyor. Ancak kitap boyunca dikkatimi çeken bir başka nokta da bu oldu: Onu büyük yapan özellikleri, zaman zaman en büyük zaafına da dönüşebiliyordu. Cesareti ve atılganlığı bazı durumlarda daha uzun vadeli, daha soğukkanlı ve stratejik düşünmesinin önüne geçmiş gibi görünüyor. Özellikle Irak Cephesi'ndeki bazı kararlarında, duygularıyla hareket eden bir savaşçı ile hesap yapan bir komutan arasında kaldığı hissediliyor. Bu durum onu gözümde küçültmüyor. Aksine daha insani ve daha gerçek kılıyor. 31 Yıla Sığan Olağanüstü Bir Hayat Kitabı okurken en şaşırtıcı noktalardan biri de yaşı oldu. Süleyman Askerî Bey yalnızca 31 yıl yaşamıştı. Fakat bu kısa ömre baktığımızda Trablusgarp'tan Balkan Harbi'ne, Garbi Trakya Hükûmet-i Müstakilesi'nden Teşkilat-ı Mahsusa'ya, Birinci Dünya Savaşı'ndan Irak Cephesi'ne kadar olağanüstü yoğun bir hayat görüyoruz. Bugün birçok insanın bir ömürde gerçekleştiremeyeceği kadar çok işe imza atmış olması gerçekten etkileyici. Onun hikâyesini okurken hayran olmamak kolay değil. Kitabın Anlatımı Kitabın
Alıntı
Süleyman Askerî BeySüleyman Tekir · Kronik Kitap · 0235 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi
Kusursuz Kusurlu Serisi’nin on birinci kitabının yorumu ile geldim. Bu seriyi gerçekten çok seviyorum ama seri içinde ayrı favorilerim de var tabii. Tutkulu Kaoslar da kesinlikle favorilerimden biri oldu. Hatta serinin en eğlenceli kitabı bile olabilir çünkü kadın karaktere bayıldım. Hadi konusuna geçelim. Bu kitapta Arturo ve Tara’nın hikâyesini okuyoruz. Sienna ve Asya’nın abileri olan Arturo, yıllardır Ajelli’nin sağ koludur. Tam bir düzen hastasıdır ve dur durak bilmeden sürekli çalışıyordur. Don Ajelli ise bu duruma bir çözüm olarak Arturo’ya bir teklifle gelir. Daha doğrusu emir verir: Drago’nun kız kardeşi Tara ile evlenmesini ister. Arturo, bir gün anlaşmalı evlilik yapacağını zaten biliyordur ama evleneceği kadın, hayalindeki eşe hiç benzemez. Çünkü Arturo her zaman uysal ve itaatkâr bir eş hayal etmiştir. Tara ise bunun tam tersidir. Tara da bu evliliği ilk duyduğunda kabul etmek istemez. Çünkü o, kitaplarda okuduğu gibi ayaklarını yerden kesecek büyük bir aşk evliliği hayal ediyordur. Ancak Arturo bu evliliği kafasına koyunca, Tara’nın kabul etmesi için tüm şartları zorlar. Ama Tara kolay lokma değildir. Arturo’nun hoşlanmadığı ne varsa itinayla yapmaya başlar. Üstelik Arturo, evlilikten önce Tara’ya bir sözleşme hazırlar. Uysal ve saygılı bir eş olması, toplum içinde küfürlü konuşmaması, kıyafetlerine dikkat etmesi gibi maddelerle dolu bir sözleşme… Tara ise bu sözleşmeyi gönül rahatlığıyla imzalar. Çünkü maddelerdeki açıkları bulup sonuna kadar kullanmaya kararlıdır. “Şeytan” diye hitap ettiği kocasının hayatını cehenneme çevirmek için elinden geleni yapacaktır. Arturo da Tara da birbirlerine itiraf etmeseler bile aralarındaki o tutkulu çekim fazlasıyla hissediliyordu. Aşk her türlü kazanacaktı ama önce hangisi pes edecekti? Bu kitabı okurken inanılmaz
Tutkulu KaoslarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 202656 okunma
Kayıp Coğrafyanın İzinde Doğu Türkistan Seyahatnamesi
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Kıymetli yazar, gazeteci Taha Kılınç'ın Doğu Türkistan Seyahatnamesi kitabını okuduktan sonra ve üstüne de konferansına iştırak edince, Doğu Türkistan meselesi beni ciddi manada tesiri altına aldı. Ve yine bu tesir, yazılacak satırların müsebbibi oldu. Yazar, eserinde sadece bir seyahatte yaşadıklarını, gezip gördüğü yerleri paylaşmıyor... Kitapta, seyahat öncesi yaptığı derinlikli araştırmaların incelediği harita ve krokilerin de bu seyahatnamenin yazılmasında payının ve faydasının büyük olduğunu düşünüyorum. Öncelikle Kaşgarya'nın Osmanlı imparatorluğuna ne zaman bağlandığına değinmek istiyorum: 1872'de Yakup Han Töre'nin gönderdiği elçiyle İstanbul'a bağlılığını bildiriyor Kaşgar şehri. Sultan Abdülaziz'in fermanıyla "emir" ilan edilen Yakup Bey, Kaşgarya ve diğer şehirlerin surlarına Osmanlı sancaklarını çekiyor, hutbeleri Osmanlı sultanı adına okutmaya ve basıtırılan paralarda sultanın adı yazılmaya başlanmış oluyor. Bu biat, Doğu Türkistan'daki mazlum müslüman uygur türklerinin meselesine verdiğimiz ehemmiyet açısından da önemli bir biattır bence. Unutmayalım ki müslüman din kardeşlerimiz kominist Çin rejiminin, toplama kamplarında; sözde "aile olmak" programı adı altında türlü türlü işkencelere maruz kalmaktadırlar. Kamplar hakkında fazla malumat geçmesede ben "aile olmak" programına kısaca değinmek istiyorum. 2016 yılında Şincan bölgesinde yürürlüğe konmuş. Yine "Şincan bölgesinde etnik birliği teşvik etmek üzere" Komünist Rejiminin attığı en tehlikeli adımlardan bir tanesidir. Benim daha önce de katıldığım Doğu Türkistan ilgili bir konferansta izlediğim bazı görüntüler atılan bu adımın hiçte masum olmadığını gösteriyor. Kitapta Uygur müslüman kardeşlerimizin evlerine Han Çinlilerinden oluşan kamu görevlilerini ve kominist parti yetkililerinden oluşan
Doğu Türkistan
Kayıp Coğrafyanın İzindeTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20251,127 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 132. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 01:02
"SAKARYA MİTİ" "Tek bir ağaç gölgesi olmayan, bir avuç suya hasret çekilen, bir kaşık sıcak yemek yemeden, bu kavurucu yaz sıcağında, gece gündüz sekiz gün boğuşmasına rağmen Türk askerinde henüz bir çözülme emaresi yoktu." 22 gün 22 gece... Bu süre, dünya savaş tarihinin en uzun meydan muharebelerinden birine sahne oldu . 23 Ağustos 1921'de başlayan ve 13 Eylül 1921'de sona eren Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milletinin "ya istiklal ya ölüm" parolasını tüm dünyaya haykırdığı anların adıdır. Bugün Sakarya denildiğinde, sadece bir nehir, sadece bir coğrafya anlaşılmasın. Sakarya, bir milletin yeniden dirilişinin adıdır. Zor zamanlar... İnsanın içini kemiren, ufku karartan o anlar. Öfkeli rüzgârların, barut kokusunun ve nihayetinde şafak güneşinin adıdır. Bu topraklar, ölümle kalımın burun buruna geldiği, kaderin saatlerini belirleyen o mukaddes köprüdür. Havasında ölüm kokusuyla barut kokusu iç içe geçmiştir. Ve en sonunda, bütün o karanlığı yırtan bir şafak güneşi vardır. Emekli bir komutanın disipliniyle yazılmış, ancak bir romancının hassasiyetiyle akıp giden eser, Türk Kurtuluş Savaşı’nın en kırılgan anına ışık tutuyor. Başkomutan Mustafa Kemal, 27 Eylül 1921’de, Alagöz Karargâhı’ndan Batı Cephesi Ordusu’na şu emri verdiğinde, aslında bir çağın kaderini yazıyordu: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır! Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” Bu sözler, bildiğimiz savunma anlayışını yıkan bir devrimdir. Artık çizgilerle belirlenmiş siperler yoktur. Artık “buraya kadar düşman, ötesi bize” diyecek bir harita çizgisi kalmamıştır. Savunulacak olan şey, bütün vatandır. Her karış toprak, üzerine düşen her damla kana kadar kutsaldır. Kitapta önemli bir yer tutan konulardan biri de Mustafa Kemal'in Sakarya
Edebiyat
Sakarya MitiOsman Pamukoğlu · İnkılap Kitabevi · 014 okunma
10/10
·214 syf.··
2026 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 22:12
!Spoiler içerir! Yaban, bu ülkede herkesin ve özellikle kendini aydın kesimde görenlerin okuması gereken bir kitap. Başkarakterimiz Ahmet Celal, savaşta tek kolunu kaybetmiş bir askerdir. İstanbul işgal edilince oradaki evini satar ve belli bir miktar parayla kendi emir eri olan Mehmet Ali'nin köyüne taşınır. Aslında bu hareketinin altında, fiziksel eksikliğinden duyduğu bir eziklik veya zorbalardan kaçma korkusundan ziyade, Anadolu halkıyla el ele, kol kola verme isteği yatar. Çünkü Ahmet Celal; ortak felaketlerin, savaşların ve acıların bütün bir insanlığı birleştirebileceğini düşünüyordur. Ancak beklediğinin aksine köylü; sadece kendi ekinini ve tavuğunu düşünen, "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığıyla hareket eden, hastalıktan ya da yokluktan beli bükülmüş, dünyaya kapalı bir halktır. Daha da kötüsü, köylü ona bir yabancı, bir düşman gibi bakar; ona "Yaban" lakabını takar. Kitapta, köylülerin ona nasıl bir yabancı gibi baktıkları şu cümlelerle anlatılır: "Bu 'yaban' lafı, beni önce çok kızdırdı. Fakat sonra anladım ki Anadolulular, Anadolu köylüleri —tıpkı eski Yunanlıların kendilerinden başkasına 'barbar' lakabını vermesi gibi— her yabancıya 'yaban' diyorlar." Yakup Kadri'nin Anadolu köylüsü betimlemelerini aslında hafifleterek anlattığımı düşünüyorum; çünkü kitapta bu köylüler, anlattıklarımdan çok daha sarsıcı ve sert şekilde tasvir edilmiş. Öyle ki insan kitabı okurken "Acaba yazar Anadolu köylüsünü bilinçli ve amaçsız olarak mı kötülüyor?" diye düşünmeden edemiyor. Ancak kitapta ilerledikçe anlıyorsun ki Yakup Kadri’nin derdi köylüyü aşağılamak değil; aslında kendine ve kendi sınıfına ağır bir tokat atmaktır. Yazar; kendisine, İstanbul halkına ve aydın kesime şu soruyu sorar: Eğitilmemiş, bakılmamış ve karnı doyurulmamış Anadolu halkından
Edebiyat
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,6bin okunma