Puan vermedi·149 syf.··
2025 15. kitabı
Eseri okumaya başlamadan önce hocamızın "genç; inancı ve idealleri uğruna fedakarlık yapabilendir" tanımlaması karşılar bizi. Bu tanım bile aslında bize sorumluluğumuzu hatırlatan bizi harekete geçirecek bir tanımdır. Bu kitap Müslüman her genç tarafından okunması gereken bir baş ucu kitabı niteliğinde. Kitap, çok kıymetli dersler ve öğütlerle dolu. İslam davası için canla başla mücadele etmiş dava adamlarının sözlerine yer verilmiş her bir derse geçişte. (Hasan el Benna 'dan, Aliya İzzetbegoviç' e, Necmettin Erbakan'dan Ömer Muhtar'a, Şeyh Ahmet Yasin'dan Malcom X'e...) Her bir dersin içindeki dersler ve öğütler kitabın ana teması. Benim çok hoşuma gitti bu kısım. Sanki bu dava adamlarının izlerini - ufak da olsa - sürüyor gibisiniz eser boyunca. Kitaptaki her cümle eşsiz, her cümle can alıcı, her cümle içinde binbir nasihatı barındıran cinsten. Her cümlenin altını çizmek istedim nerdeyse. Başlangıçtaki "Andımız" bölümündeki her cümle kalbe, akla, ruha nakış nakış işlenmeli. Her eve, her okula, her camiye, her mescide, her avmye, her iş yerine, her restorana, her dükkana, her kurum ve kuruluşa bu bölümün çıktısını alıp tablo yapıp asmak isterdim doğrusu. Şu an bunu ilk burdan yapmaya başlayacağım O bölümün en azından bazı kısımlarını burdan size haykıracağım.. "Ben müslümanım elhamdülillah. Bir dedem Fatihdir. Bir dedem Selahaddin. Kalbim küçük bir kuş gibi merhametli, bedenim koca bir dev gibidir. Bastığım yer Anadolu, gözlerim Kudüs'e bakar, alnım Mekke'ye dönük, kalbim Medine'de atar. Yüreğim Doğu Türkistan'da, Arakan'da ,Suriye'de, Gazze'de, Çeçenistan'da, Afrika'da sızlar. Gözyaşlarım İstanbul'dan, Diyarbakır'dan akar. Taaa Şam'a, Bağdat'a, Kahire'ye, Kandahar'a, Kurtuba'ya Endülüs'e Moro'ya dökülür her sabah. Irak'ta bombalanan benim Akdeniz'de boğulan,
Din
Müslüman GençlereAbdülaziz Kıranşal · MGV Yayınları · 2020684 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2025 16. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2025 14:14
Kadının ‘el kızı’ sayıldığı bir toplumda, en büyük yalnızlık insanın evi olur.. El Kızı, Orhan Kemal’in kadın karakter merkezli nadide eserlerinden biri olarak toplumun ikiyüzlü ahlak anlayışını derinlikli biçimde gün yüzüne çıkartıyor. Roman, hem bireysel trajedileri hem de toplumsal yapının kadına yüklediği baskıyı, ustaca bir anlatımla sunuyor. Nazan karakteri, öksüz büyümüş, geçmişi yüzünden yargılanan ama duyarlı ve kendi doğrularına tutunmaya çalışan bir kadındır. Toplumun “el kızı” diye dışladığı Nazan, evlendiği adamın annesi tarafından hiçbir zaman kabul görmez. Orhan Kemal bu kitabında, kadınların sadece bireysel değil, sistematik olarak da ötekileştirildiğini açıkça gösteriyor. Avukat Mazhar, modern görünse de annesinin ve toplumun baskısı karşısında pasif kalır. Bu da erkek egemen toplumda, sözde “aydın” erkek figürünün bile nasıl zayıf olabileceğini ortaya koyuyor. Romanın dili yalın ama etkisi güçlü. Orhan Kemal’in realist üslubu, olayları dramatize etmeden toplumsal eleştiriye olanak tanıyor. Kitap, bugün hâlâ geçerliliğini koruyan sorunlara ışık tuttuğu için sadece edebi değil, sosyolojik bir metin olarak da çok değerli. Orhan Kemal’in ağlayarak yazdım dediği, benim, siyah beyaz Yeşilçam filmi senaryosu okuyor gibi hissederek okuduğum kitap, özellikle kadın okurlar için, derin izler bırakabilir. Şunu da söyleyebilirim ki; Cumhuriyet’in kadına sadece hak değil, ‘insan’ olma onurunu da verdiği gerçeğini hatırlayarak Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e bütün kadınlarımızın minnettar olduğunu düşünüyorum.
İnsan ve Duygular
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·152 syf.··
2025 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2025 19:28
Çiftlik sahibi Jones' ı ve diğer çalışanları çiftlikten kovarak, kendilerince, artık yaşadıkları sömürgeye bir son veren hayvanlar; çiftlikte tek bir insan bırakmayarak, akıllarda tek bir düşünce ile zaferlerini kutlar: Bütün Hayvanlar Eşittir. Eskiden Beylice Çiftlik olan çiftliğin yeni adı Hayvan Çiftliği olur. Hayvanların önde gelen domuzlarından Napoleon ve Snowball öncü ilan edilir ve çiftlikte bir siyaset rüzgarı esmeye başlar. Aldıkları her kararda ikiye bölünmeler, fikir ayrılıkları ve birbirlerine karalamalar baş göstermektedir. Hayvanlar ikiye bölünmüştür. Bir kısım Napoleon'un fikirlerini, diğer kısım ise Snowball'ın fikirlerini benimsemektedir. Çiftlik bu karmaşa halindeyken, Jones yanına aldığı adamlarla çiftliği ele geçirmeye çalışır fakat başarırız olur. Çok geçmeden Snowball, Napoleon'un planlarıyla kirli siyasete kurban gider ve Snowball, Jones' ın darbesine karşı savaşına ve tutumuna rağmen hain ilan edilerek idam edilmeye mahkum tutulur. Snowball çiftlikten kaçarak kayıplara karışır. Güvercinlerden gelen duyumlara göre güya çevre çiftliklerde yaşamaktadır. Gel gelelim çiftlikte hüküm sürmekte olan Napoleon önder olur ve Jones' ın evinde yaşamaya başlar. Zamanla kurallar domuzlara göre değişir ve eşitlik ortadan kalkar. Hayvanlar ne zaman uyanışa kalksa, Squealer adındaki sözcü domuz, iyi laf yapıyor ve hayvanları uyutmaya devam ediyordur. Çiftlikte yeni bir emir kol gelmektedir: Bütün Hayvanlar Eşittir, Ama Bazı Hayvanlar Öbürlerinden Daha Eşittir! Kitap fabl türünde, yazarın gerçek kişilere ithaf ederek yazdığı aslında acı bir eserdir.
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,5bin okunma
Puan vermedi
Kaybolan Ruhlar Ahmet Karasu Bir kaybolmuşluk hikayesinin kahramanı Seyran Ana, ellerindeki çizgiler emeğin ve acının haritası gibi; her bir kıvrımında bir kayıp, bir hatıra saklı. Kadınların arasında öyle bir dururdu ki, bir çınar gibi kök salmış, dallarında herkese gölge olurdu. Halılara işlediği motifleriyle, iğnesi yalnızca iplikleri değil, geçmişle geleceği de buluşturan bir köprüydü. Acı ve umut iç içeydi onun yaşamında, kaybettikleri yüreğindeki acısıydı, yanındakiler ve buldukları ise umudu. Geçmişi hiç unutmadı ama onunla barışık olmayı öğrendi. Her kaybın ardından, belki de hayatta kalmanın tek yolu, kaybolan her şeyi kabul etmekti. Ölen ablanın yerine on yedisinde onu kurban eden töre... Seyran'ı okurken o güçlü duruşta insan olmanın en derin anlamını sorguluyorsunuz. Ama bu kitap sadece bunu anlatmıyor, Seyran' in yaşadığı Zilan Vadisi ve kanlı topraklar 1920 ler, Cumhuriyet, çoğu zaman halkın farklı kesimlerine, etnik gruplarına eşitlik sunmak yerine, onları baskı altına almak ve asimile etme üzerine politikalar ürettiği ithamıyla ilk şaşkınlığı yaşattı.1925 te Şeyh Said isyanını örgütleyenlerin ne amaçla bunu yaptıklarını her sağduyu sahibi Türk vatandaşı gibi farkındayız, okuduk, öğrendik. İngiltere' nin koca bir halkı manipüle etmek amacını yok sayıp Kürt Halkının Cumhuriyet' e karşı duyduğu öfkeyi dile getiren bir liderdi demek bir kişiye hak etmedigi bir pâye vermektir, kendi dar çevresinde Şeyh Said'in hangi planın parçası olduğunu bilmeyen halkı tarafından bir önder gibi görülebilir ama Cumhuriyet karşıtı halkı kışkırtma amaçlı, en kullanışlı aparat dini kullanarak yapılanları okuduk, biliyoruz. Kaybolan Yıllar kitabı tarihin tozlu sayfalarında unutulmuş, yok olmuş ama kolektif hafızada yer alan, Seyran'ın kişiliğinde can
Kaybolan RuhlarAhmet Karasu · 40 Kitap Yayınları · 20259 okunma
10/10
·214 syf.··
Beğendi
·
2025 142. kitabı
Ahmet Celal, I. Dünya Savaşı sırasında kollarından birini kaybetmiş bir subaydır. Savaşın ardından her şeyden uzaklaşmak ister ve emir eri Mehmet Ali’nin daveti üzerine Anadolu’nun ücra bir köyüne yerleşir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban adlı eseri, Milli Mücadele’nin hemen öncesinde, mütareke döneminde geçen bu hikâye üzerinden, işgal altındaki güzel vatanın saf ama bir o kadar da cahil bırakılmış Anadolu köylüsünün içler acısı durumunu anlatır. Ahmet Celal köye geldiğinde, orada yaşayanlar tarafından “Yaban” olarak anılır. Çünkü o, kitap okuyan, dişlerini fırçalayan, memleketi köylüler gibi düşünmeyen, hayatı onlar gibi tekdüze yaşamayan biridir. Bu farklılıkları yüzünden onların gözünde hep bir “yabancı” olarak kalır. Ancak Yakup Kadri, köylülerin bu durumunu onları küçümseyerek değil; aydın kesimin, devletin, okumuşların, şimdiye dek bu köylere ilim, fen, kültür ve medeniyet götürmemiş olmasının bir sonucu olarak değerlendirir. Asıl sorgulanan, bu ihmaldir. İşte şimdi Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” sözünü daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü ilimi, feni, kültürü ve medeniyeti en ücra topluluklara kadar taşıyabilirsek, işte o zaman bir millet gerçekten uygarlığı iliklerine kadar yaşayabilir. Okuyunuz efendim. Pişman olmazsınız.
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,6bin okunma
Din sömürüsüne dayanan iktidarlar mutlak yıkılmış­tır
9/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2025 19:40
Hilafetin kaldırılması, eğitimin tamamen Milli Eğitim Bakanlığı yetkisine alınması, tarikat ve cemaatlerin yasaklanma­sı, medreselerin kapatılması, bize Diyanet'in kuruluş gerçekliği­ni gösteriyor; dini konularda resmi bir başvuru merkezi ve karar mercii olarak dini doğru anlatmak, tarikat ve cemaatlere fırsat vermemek, laik devlet düzeninin sağlanmasına katkı koymak. Bunlar Diyanet'in esas görevleri olarak önünde duruyor. Peki, bugünün Diyanet yöneticileri, bu görevin farkındalar mı? Diyanet'in, iktidarla iç içe girdiğinin en somut örneklerinden biri 2021'de yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi'ne Melih Bu­lu'nun rektör olarak atanmasıyla başlayan eylemlerin gündemde olduğu sırada Bulu'yu protesto eden Boğaziçili öğrencileri hedef gösterdi. 3 Şubat'ta partisinin Artvin, Bilecik, Çankırı, Gaziantep ve Iğ­dır 7. Olağan İl Kongrelerinde yaptığı konuşmada, "Terör örgütle­rinin üyesi olan bu gençleri biz ülkemizin gerçek manada milli ve manevi değerlere sahip gençleri olarak kabul etmiyoruz. Zira siz öğrenci misiniz, talebe misiniz, yoksa siz rektörün odasını basma­ya kalkışan, orayı işgale kalkışan terörist misiniz?" dedi. Tabii ki bu açıklamayı takip eden Diyanet, iki gün sonra Cuma hutbesinin konusunu "Gençlerimiz: En Büyük İmkan ve Zengin­liğimiz" olarak seçti. "Gençlik iyi değerlendirildiğinde kişiye dünya ve ahiret saa­detini kazandıracak, aksi halde ise pişmanlıkla anılan yıllara dö­nüşecektir" denilen hutbede, tıpkı Erdoğan gibi "milli ve mane­vi değerlere sahip gençler" vurgusu yapılarak, "Aziz Müminler! Gençlerimiz, geleceğimizdir, umudumuzdur. Bizi güçlü kılan en büyük imkan ve zenginliğimizdir. Her bir gencimiz bizim için ayrı bir değerdir; ilgiyi, iyiliği, desteği ve sevgiyi hak etmekte­dir. Onların insanlığa faydalı, milli ve manevi
İktidarın Kılıcı ve Kalkanı: Erbaş’ın DiyanetiSefa Uyar · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202526 okunma