VAAT
‘’Astrid korkularla dolu bir insandı. Başka şeylerin yanı sıra, karanlıktan, yoksulluktan, gök gürültüsünden, şişmanlamaktan, depremlerden, gelgitlerden, timsahlardan, siyahlardan, gelecekten, toplumun düzenli yapısının bozulmasından da korkardı. Sevilmemekten. Hep böyle olmaktan.’’
Henüz ergenlik çağında bulunan bir kızın, duyguları üzerinden ayrımcılığın ruhlara ne denli derin işlediğinin itirafını okuyoruz bu satırlarda.
İnsanların, hakların, sevginin, duyguların, hayatın siyah ve beyaz diye ikiye ayrıldığı yıllarda bir Güney Afrika kasabasında beyaz bir aile olan Swart ailesinin –kaderin bir cilvesi ise Swart kelimesinin Afrikaanca siyah anlamına gelmesiydi- yavaş yavaş çözülmeye ve yok olmaya giden aile öykülerini anlatıyor Vaat.
“Burası Güney Afrika, mucizeler ülkesi.”
Kitap 4 bölümden –Anne, Baba, Astrid, Anton- ve bu dört bölümle beraber her bir karakterin ölümüyle başlayan hayat hikayeleriyle devam ediyor.
İlk bölüm olan Anne bölümünde; Anne Rachel, ağır bir hastalık döneminin ardından genç denebilecek bir yaşta büyük acılardan sonra hayata veda ediyor. Geride bir eş, biri erkek ikisi kız 3 evlat, bir de evlerindeki yardımcı siyah kadın Salome’yi bırakıyor. Annenin ölümü ailenin çözülmesi önündeki ilk ve en büyük adım oluyor. Bu noktada anne ölümü seçilmesi tesadüf olamaz, elbette.
Anne’nin en küçük kızı Amor, Anne’nin öldüğü gün regl oluyor. Anne ölümü ile beraber erginleşen kız, çok güçlü ve çok kadınsı bir metafordu.
‘’Dışarı çıkıp kapıyı arkasından kapattı ve Amor’u tek başına bıraktı. Dünyada tek başına. Anne nerede? Şimdi, tam da şu anda burada olması, bana yardım etmesi gerekiyordu. Ama o gitti, hem de ben yokken.’’
Abla Astrid, kız kardeşi Amor’a yeterli ilgiyi gösterecek karakter ve olgunlukta olmadığı için Amor o korkunç deneyimden sonra