Merhaba arkadaşlar. Bir roman bekliyordum, daha iyisiyle karşılaştım. Tam bir vicdan reddi olduğunu söylemek istiyorum. Vicdani ret olarak söyleyemiyorum çünkü o bambaşka bir duruma eviriyor meseleyi. Ama burada bir vicdan ve büyük bir protesto olduğu aşikar. Kendi dini Hristiyanlık olduğu için öğretiler ve emirler üzerinden nasıl yanlış yönlendirmeler yapıldığını özetleyerek kaleme aldığı kitabında bizler özellikle ‘Güç’ unsuruna odaklanıp bunun yanlış yönlendirmesinin nelere sebep olabileceğini görüyoruz. Eğitilmemiş (eğitimsiz değil yani yanlış eğitilmiş), yorgun ve bunalımda gördüğü Hristiyanların öğretilerle kıyaslandığında ne durumda olduğunu göstermesi bakımından çok ilgi çekici bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda benimse tek fikir sahibi olduğum konu, Hristiyan inancını Katoliklerin olabildiğince içten yaşadıkları ve dinlerine aşırı derecede bağımlı olduklarıdır. Hatta bu bağlılıklarına hayranım. Şöyle ki bizim inancımızın gereği olan namaz ibadeti Hristiyanlığın Katolik mezhebinde olsaydı, kalabalıktan sabahları camiye giremezdik. Söylemek istediğimi sanırım en iyi böyle örnekleyebilirim.
Ve muhteşem bir kıyaslama daha bizleri bekliyor. Saf haldeki İsa’nın Dini (gerçek Hristiyan inancı ve öğretileri) ile Yuhanna (kimileri Patnoslu diye söyler kimileri de Elçi Yuhanna olarak) öğretileri kıyaslanıyor. İsa’nın inancının bireylerin inancı olduğunu özellikle vurgular ve gözlemlerini birkaç maddede açıklar. Bunlardan biri de devletin dininin olamayacağıdır. Eğer devlet din adı altında aptalca şeylerle yönetiliyorsa birilerinin çıkarından başka halkı asla düşünmüyorsa kesinlikle aynı fikirdeyim. Ancak dinsiz devleti bu şekilde savunurum. Eğer din ile yönetilen bir devlette adalet, saygı, hoşgörü kısaca insana ait insani ne kadar değer varsa bunlar da