Sade görünen ama derin duygusal katmanlar barındıran bir eser Altı Harfli Bir Tatlı. İlk bakışta çocukluk, aile ve hatıralar etrafında şekillenecek bir öyküsü gibi görünsede ilerlerken daha fazlasını açığa çıkarır. Küçük detayların, okurun zihninde büyük yankılar uyandırdığı inkar edilemeyecek bir gerçektir. Böylece anlatılan bir hikayeden çok; okurum kendi geçmişiyle, hatıralarıyla ve bastırdığı duygularıyla yüzleştir bir yapıta dönüşür.
Kitap boyunca okur, anlatımını geçmişine doğru bir yolculuğa çıkar. Bu doğrusal bir yolculuk değildir; anıları parçalar halinde, kimi zaman net kimi zaman bulanıktır. Tıpkı zihinlerimiz gibi...Orada da hiçbirşey kesintisiz değildir; kırık döküktür.
Esere adını veren ve merkezinde yer alan "altı harfli tatlı" somut bir nesne olduğu kadar güçlü bir semboldür. Çocuklukla, geçmişle, aileyle kurulan bağın temsilcisidir. Başlangıçta masumiyet ve sıcaklık çağrıştıran bu tatlı zamanla yeni anlamlara evrilir; bilinç gibi. Böylece aslında anılarında sabit olmadığını zamanla yeniden şekillendiğini farkederiz.
Aile ilişkilerini incelikli bir şekilde ele alındığı kitapta özellikle ebeveyn çocuk ilişkisi duygusal omurgayı oluşturmuştur.aile hem bir sığınakta hem de bir çatışma alanı. Sevgi vardır ama her zaman açık ve sağlıklı bir şekilde ifade edilmemektedir. Asıl belirleyiciler suskunluklar, yarım kalmış cümleler ve dike getirilemeyen duygulardır.
Aile içinde yaşanan en büyük kırılmalar tıpkı bu kitaptaki gibi yüksek sesle değil, sessizlik içinde gerçekleşir.