İnsanın ruhunda iz bırakan bir kitap
10/10
·576 syf.··
2026 1. kitabı
Dolunayın Kırık Aynasını biz Cariyenin İkinci Hayatı adıyla okuduk iyi ki de okuduk. O zamanlar wattpadde son yarışmada birinci seçilen beş kitaptan biriydi ve o zamanda bu kitabın hakkının verilmediğini milyonluk kitaplardan, artık sıradan gelen hepsi aynıymış hissi veren o kitaplardan farklı olduğunu düşünüyordum hala da öyle düşünüyorum. Baktım yorumları doğru düzgün yok hesap açıp sırf kitap biraz daha görünsün, farklı kitaplarında sesi olsun hep mafya, zoraki evlilik gibi kitaplar dışında da kitaplar görelim. Bunun içinde yazarı desteklemek gerekir. Gelelim kitap incelemesine oldukça uzun bir inceleme yazacağım. Tarihi kurgu ile fantastik unsurları bir araya getiren Dolunayın Kırık Aynası, okuyucusunu yalnızca farklı bir döneme değil, aynı zamanda kaderin yeniden yazılabileceği bir dünyanın içine sürüklüyor. Bazı yaralar zamanla iyileşir, bazıları ise insanın ruhuna kazınır. Dolunayın Kırık Aynası, tam da bu noktadan hareket eden; ihanet, aşk, güç ve intikam temalarını merkezine alan sürükleyici bir tarihi kurgu romanı. Romanın merkezinde, saraya cariye olarak giren genç bir kadın bulunuyor. Hayatı boyunca sevdiği adama güvenen, onun için fedakârlıklar yapan ve geleceğini onunla hayal eden bu kadın, en büyük darbeyi yine sevdiği kişiden alır. Güvendiği adamın ihaneti sonucunda hayatını kaybetmesi, hikâyenin yalnızca başlangıcıdır. Çünkü ölüm onun sonu değil, ikinci hayatının başlangıcı olur. Kahramanımız gözlerini yeniden açtığında geçmişe dönme fırsatı elde eder. Bu kez kaderin kurbanı olmak yerine onu değiştirmeye kararlıdır. Önceki yaşamında yaptığı hataları bilen, insanların gerçek yüzlerini tanıyan ve gelecekte yaşanacak olaylardan haberdar olan genç kadın, sarayın tehlikeli koridorlarında çok daha güçlü bir şekilde yürümeye başlar. Ancak intikam almak
1000Kitap
Dolunayın Kırık AynasıTuğçe Sarıgül · Dokuz Yayınları · 202615 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 87. kitabı
İSTEDİĞİM İNSAN OLMA YOLUNDA . Zihnin ve bedenin alışıldık reflekslerle devreye girmesi tepki vermek mi yoksa muhakeme edip yanıt vermek mi ? Anlık bir refleks olan tepki, bizi çoğu zaman rahatlatır; fakat uzun vadede değerlerimizden uzaklaştırabilir. Yanıt ise her zaman konforlu olmasa da, daha bilinçli ve uyumlu bir yön sağlama potansiyeli taşır bizlere. Işte, " istediğim insan olma yolunda" atılabilecek en temel adımlardan biri; ne zaman otomatik bir tepkiye kapıldığımızı, ne zaman bilinçli bir yanıt verebildiğimizi fark etmektir! Çünkü bu farkı yaratan, ne yaşadığımızdan çok, yaşadıklarımız karşısında neyi, nasıl seçtiğimizdir. Din de, psikoloji de benzer bir soruya hizmet eder aslinda: " Nasıl yaşamalıyım? "Bu durumda bizimle yol alacak bir psikoloji bilimi, bir de psikoloji bilimine dair tasavvurumuz var elimizde. Ahlaki tercihlere zemin hazırlayan bilgiyi sunan bilim, " Ne olur? " derken; Ahlâk ise " Ne yapılmalıdır? " der. Psikoloji, insanın nasıl davrandığını, hangi koşullarda ne tür tepkiler verdiğini, hangi örüntülerin tekrar ettiğini incelerken, din ise insanın niçin yaşadığını, hangi yöne yürümesi gerektiğini, neyin değerli olduğunu bize bildirir. İnsan, neye sahip olduğu kadar, sahip olduklarıyla ne yaptığı üzerinden de değerlendirilir. Kendisini acıya ve zorlanmaya davet eden deneyimlerden kaçınma eğilimindedir. !! Bizlerin ana besini olan bağ kurma, zayıflık ve korkaklık olarak gösterilerek insanın kendisine yeteceğinin, kimsenin sevgisine ihtiyaç duymadığının, güçlü hissetme beklentisiyle tezat oluşturuluyor. Oysa ki en önemli şey birilerine ihtiyaç duyduğumuzun farkına varmışken bunu bizi değersiz yapmayacağını da anlayabilmek. Ve önemli olan iyi gelen ya da gelmeyen insanlardan ziyade, ilişkilerimizde neye tahammül edip, neye sınır koymamız
İstediğim İnsan Olma YolundaEsra Oras · Timaş Yayınları · 202625 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·88 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 14:24
Okurken beni en çok etkileyen şey, insanın toplum ve ailesi tarafından yalnızca işe yaradığı sürece değer görmesinin ne kadar sert bir şekilde anlatılması oldu. Kitabın başkahramanı Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendisini dev bir böceğe dönüşmüş halde bulur. Ancak hikâyede asıl önemli olan dönüşümün kendisi değil, bu dönüşümden sonra ailesinin ve çevresinin ona karşı değişen tavrıdır. Bana göre Kafka, Gregor’un böceğe dönüşmesi üzerinden insanların yalnızlığını, yabancılaşmasını ve toplumdaki değer anlayışını eleştiriyor. Gregor çalışıp ailesine baktığı sürece sevilen ve ihtiyaç duyulan biriyken, artık bunu yapamadığında ailesi tarafından bir yük olarak görülmeye başlanıyor. Bu durum, insanların bazen bireyi değil, onun sağladığı faydayı önemsediğini düşündürdü. Kitap boyunca Gregor’un yaşadığı çaresizlik ve dışlanmışlık hissi beni etkiledi. Özellikle ailesinin zamanla ondan uzaklaşması, insanın en yakınları tarafından bile anlaşılmayabileceğini gösteriyor. Kafka’nın sade ama yoğun anlatımı sayesinde Gregor’un yalnızlığını ve umutsuzluğunu derinden hissedebildim. Kitabın vermek istediği mesajın günümüzde de geçerli olduğunu düşünüyorum. İnsanlar zaman zaman toplum içinde kendilerini yalnız, değersiz veya anlaşılmamış hissedebiliyor. Bu nedenle Dönüşüm, sadece fantastik bir hikâye değil, insan psikolojisini ve toplumsal ilişkileri sorgulatan güçlü bir eser.
DönüşümFranz Kafka · Yapı Kredi Yayınları · 2020268,1bin okunma
Puan vermedi·176 syf.·
2026 9. kitabı
bağımlılık konusu ele alınmaktadır. Yazar, bağımlılığın ne olduğunu, neden ortaya çıktığını ve insanların nasıl bağımlı hâle geldiğini anlatmaktadır. Kitapta sigara, alkol, uyuşturucu ve teknoloji bağımlılığı gibi farklı bağımlılık türlerinden bahsedilmektedir. Ayrıca çocukluk döneminde yaşanan bazı olayların bağımlılığa etkisi ve bağımlılığın insan beyninde ve psikolojisinde oluşturduğu değişiklikler açıklanmaktadır. Kitap önemli ve güncel bir konuyu ele alsa da okurken bazı eksiklikler hissettim. Yazarın farklı başlıklar altında benzer düşünceleri tekrar ettiği için kitabın zaman zaman kendini tekrarladığını düşündüm. Ayrıca teknoloji bağımlılığına değinilmesine rağmen bu konu üzerinde yeterince durulmadığını hissettim. Genel olarak bağımlılık hakkında bilgi edinmemi sağlayan bir kitap olsa da anlatım tarzı ve tekrarlar nedeniyle kitabı çok beğenmedim.
Bir Kereden Bir Şey OlurAhmet Yılmaz · Cezve Kitap · 202656 okunma
8/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
1927 yılında Avustralya’da yaşayan Zara Dickins, modaya büyük ilgi duyan, hayalleri ve hedefleri olan genç bir kadındır. Katıldığı bir davette geleceğin önemli siyasetçilerinden biri olacak Harry Holt ile tanışır. Aralarında başlayan ilişki yıllar boyunca inişli çıkışlı bir şekilde devam ederken Zara da kendi hayatını kurmaya ve hayallerinin peşinden gitmeye çalışır. Harry ile yaşadığı gelgitler onu farklı kararlar almaya iter. Bu süreçte yolu Hindistan’da askerlik yapan James ile kesişir ve onunla evlenir. Ancak Zara’nın hikâyesi yalnızca aşk ve evlilikten ibaret değil. Kitap boyunca kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, hayalleri uğruna mücadele eden, zaman zaman yanlış kararlar veren ama her şeye rağmen yoluna devam eden bir kadının yaşamını okuyoruz. Zara’nın moda dünyasında kendine yer edinme çabası, farklı ülkelerde geçen yaşamı ve karşılaştığı zorluklar doğrultusunda iyi veya kötü verdiği kararların hayatını ne denli etkiliyor onu görüyoruz. Zara, kitap boyunca beni arada bırakan karakterlerden biri oldu. Bir yandan güçlü duruşu, azmi ve hayalleri uğruna verdiği mücadeleyle takdir ettiğim bir karakterdi. Yaşadığı dönemin şartlarına rağmen kendi ayakları üzerinde durmaya çalışması ve moda dünyasında kendine yer edinmek için verdiği emek hoşuma gitti. Ancak diğer yandan özel hayatıyla ilgili verdiği bazı kararları doğru bulmadım. Evli olmasına rağmen yaptığı seçimler ve kalbinde başka biri varken farklı ilişkilerin içinde olması zaman zaman karakteri sorgulamama neden oldu. Bu yüzden Zara’yı okurken kimi zaman ona hak verdim, kimi zaman da ona kızdım. Kimberley Freeman’ın kalemini zaten çok seviyorum. Şu ana kadar yayımlanan tüm kitaplarını okudum ve bu kitabını da büyük bir keyifle okudum. Yazarın karakterlerin duygularını ve dönemin atmosferini okura
Bir Kadının Saklı MevsimiKimberley Freeman · Arkadya Yayınları · 2025156 okunma
Puan vermedi·356 syf.·
2026 58. kitabı
Berna Moran gibi usta bir eleştirmenden sık sık yararlanmış ve onun düşüncelerini diğer eleştirmenlerle karşılaştırmış kapsamlı ve aslında nitelikli bir iş ortaya çıkarmıştır. “Lüzumsuz Adam” karakterlerini anlattığı kısımda “Ahmet Hamdi Tapınar'a geldiğimizde, "alafranga züppe"den çok, alafranganın kurmuş olduğu hegemonyadan ötürü çaresiz ve dolayısıyla "lüzumsuz" konuma düşmüş karakterlerle karşılaşırız. Sahnenin Dışındakiler'de Muhlis Bey (odasındaki olağanüstü koleksiyonla) bir "haberci" gibidir, ama Huzur'da Mümtaz'ın da bütün yetenekleriyle bir felç ve bir yıkıma doğru gittiğini görürüz. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde Hayri İrdal bir "lüzumsuzluk anıtı" gibidir.” der.. Ben Huzur’u okurken pek çok kısımda kendimi çok sevdiğim bir kitap olan İçimizdeki Şeytan’dan Ömer’le karşılaşmış gibi hissettim. Söylemlerine katılmadığım pek çok nokta olsa da bazı benzetmeleri hoşuma gitti (suç ve ceza ile huzur gibi) bir başka eksende düşünmemi sağladı. Murat Belge kitabın sonuna gelirken Huzur için şu sözlerle kapanış yapıyor: “Dolayısıyla Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’unun “başarısız” bir roman olduğu kanısındayım. Çözmek üzere yola çıktığı sorunları çözemeden bitiyor. Öte yandan, Huzur’un “büyük” bir roman olduğu kanısındayım. Bir yazarın göze aldığı başarısızlık da önemli bir etkendir. “Bitmiş bir sanat eseri” olarak ciddi kusurları olsa da, içerdikleri, verdikleri, düşündürdükleriyle son derece dolgun ve doyurucu bir eser. “Büyük bir başarısız roman” dersek çok mu paradoksal oluyor?” Huzur’un başarısız bir roman olduğunu düşünmüyorum. Belki kaçırdığımız nokta Ahmet Hamdi’nin bir yazar olarak vermek istediği kadarını yazdığını kabul etmekte zorlanıyor oluşumuzdur. Bu titizlikte bir insanın bunu tercih etmesi pek muhtemel. 1948’de yayımladığı tefrikanın yetersizliğini
Edebiyat
Step ve BozkırMurat Belge · İletişim Yayınları · 201624 okunma