Örneğin, bir iş başvurusunun geri çevrilmesinde duyulan hayal kırıklığına tepki olarak, iyimserler etkin ve umutlu bir biçimde bir eylem planı yapar, ya da yardım veya öneri isterler; yenilgiyi telafi edilebilir şey olarak görürler. Oysa kötümserler yenilgiye, bir dahaki sefere işlerin daha iyi gitmesi için hiçbir şey yapamayacaklarını varsayarak tepki verirler; dolayısıyla sorunu çözmek için hiçbir şey yapmazlar; yenilgilerini, başlarına her zaman
bela olacak kişisel bir eksikliğe bağlarlar.
sağduyulu bir yönetici, verdiği sözü tutmak zararına olacaksa ve söz vermesini gerektiren gerekçeler ortadan kalkmışsa, sözünü tutamaz, tutmamalıdır da. İnsanların hepsi iyi olsaydı, bu öneri iyi olmazdı; ama insanlar kötü oldukları ve sana verdikleri söze bağlı kalmayacakları için, sen de onlara verdiğin söze bağlı kalmak zorunda değilsin.
Samnit halkından yaşlı bir adamın verdiği iki yanıtı herhalde bilmiyorsunuz: Samnitliler can düşmanları Romalıların tüm ordusunu Caudium Geçidi'nde kıstırıp bunların yazgısını özgürce belirleyebilecek duruma geldiklerinde, bu konuda ne yapmaları gerektiğini gelip bu yaşlı adama sormuşlar. Yaşlı adam onlara tüm Romalıların kılıçtan geçirilmesini önermiş, ama bu öneri çok sert ve çok acımasız gibi görünmüş Samnitlilere; ona yeniden gidip bunun sakıncalarını anlatmışlar. Yaşlı adam bu kez tüm Romalıların hayatlarının kayıtsız şartsız bağışlanmasını önermiş. Verdiği iki öğütten hiçbiri yerine getirilmemiş, ama bunun zararını görmüşler. Önyargılar için de aynı şey söz konusudur; bunların ya tümünü korumalı ya da tümünü kesinlikle ortadan kaldırmalıdır. Aksi takdirde, kurtulduğunuz önyargılar sizi geri kalan düşüncelerinize güvenmemeye iter. Birçok şeyde yanılmış olmanın mutsuzluğu, bilmeden mutsuz olmanın zevki ile karşılanmaz, siz de ne gerçeğin sağladığı bilgilere sahip olursunuz ne de yanlışta tat bulursunuz.
Sen ne kadar yardımcı olmaya, düzeltmeye çalışırsan çalış; insanlar o yanlışlarını yapmaya devam edecek.
Herkesin bir zamanı ve süresi var.
Senin bir şeyi fark etmen birilerinin seni uyarmasıyla olmuyor.
Deneyimler sonucunda oluyor. Başka birine kendi deneyiminden yola çıkarak verdığin öneri onun dünyasında ve sürecinde anlam ifade etmeyebiliyor.
İnsanlar kendi yanlışlarından öğrenebiliyor.
Cemal Gürsel (1895-1966). 1. Dünya Savaşı’na katıldı. 1918 de Filistin’de İngilizlere esir düştü. Bir yıl sonra özgürlüğüne kavuştu. Önce İstanbul’a döndü, kısa bir süre sonra Anadolu direniş hareketine katıldı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Harp Akademisi’nde eğitimini tamamladı. 1946’da generalliğe yükseldi. 1958’de Genelkurmay Başkanlığı’na atandı. 3 Mayıs 1960’ta öneri ve uyarılarda bulunan bir mektubu yüzünden DP hükümeti tarafından emekliye sevk edildi. 27 Mayıs 1960 darbesinin başına getirildi ve darbeden sonra Milli Birlik Komitesi başkanlığını üstlendi. 1961 seçiminden sonra tabii senatör oldu. 26 Ekim 1961’de dördüncü cumhurbaşkanı seçildi. 1966’da görevini sürdürürken, yedi ay komada kaldıktan sonra öldü.