Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Aslında kitaptan ziyade anlatmak istediğim Hz. Mevlana ve Şems'in sıradışı dostluğu. Mevlana Hazretleri Şems'te kendi özünü bulmuştu. Birbirine ayna tutan iki insan, ruhuna dokunanı,onu olduğu gibi seveni bulmak. Her ruh aslında tekamüle ihtiyaç duyar. Hz. Mevlana'nın tekamül yolculuğu da Şems ile karşılaşması ile başlıyor. Saf bir sevgi, aşkla çekilme ve bağlanma. Bu aşk aslında günümüz aşkları gibi değil de ilahi olana duyulan aşkı ifade etmektedir. Bütün zamanını Şems'in sohbetine ayırıyor. Bu gönül, ruhların buluşması o kadar derin oluyor ki Mevlana tüm yaşamını ve heyecanını Şems'in varlığında topluyor. Mevlana Hazretleri bütün birikimine rağmen Şems'in öğrencisi oluyor. Iki hakikat yolcusu...
Mevlâna o dönemin en bilgin, en çok okuyan adamı. Bilinen karşılaşmaları şu şekilde oluyor:
Şems Mevlana'ya: "Bana en önemli, en iyi üç kitabını göster". Mevlana Hazretleri üç kitap gösteriyor ve bunları suya atıyor. Ve Mevlana'ya dönüp "Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın, sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın, aradığın şeyi dünyada arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünyadaki tüm kitaplar, tüm eserler, sayfalarca laflar sevginin yerini tutmaz. Severek anlayacaksın." Bu karşılaşmanın Şems'le Hz. Mevlana arasında geçen ilk ciddî diyalog olduğu rivayet edilir. Bu iki insan mânâ aleminde sohbetlerde birbirine ayna olmuşlar. Konya halkı Şems karşı düşmanlık beslemeye başlamış. Şems bu durum karşısında Konya'dan gidince Hz. Mevlana bu duruma içerliyor. Mevlana'nın oğlu Sultan Veled Şems'i döndürmek için yola düşüyor. Şems geri dönüyor lâkin Konya halkı huzursuzluğa devam ediyor. Şems Sultan Veled'e diyor ki:
" Gördün ya azgınlıkta yine birleştiler, bilginlikte eşi olmayan Mevlâna'nın