Romancıların ya da kahramanlarının bitmiş aşklarını irdelemeleri okur için çok dokunaklı olmakla birlikte ne yazık ki epeyce yapaydır. Geçmiş aşkımızın muazzamlığıyla şimdiki kayıtsızlığımız arasındaki, yüzlerce somut ayrıntı -konuşma sırasında hatırlanan bir ad, bir çekmecede bulunan mektup, bizzat söz konusu kişiyle karşılaşma, hatta deyim yerindeyse ona sonradan sahip olma- sayesinde bilincine vardığımız tezat bir sanat eserinde bizi kahrettiği, gözyaşlarımızı zor tuttuğumuz halde hayatta aynı tezatı duygusuzca saptarız; çünkü şimdiki ruh halimize kayıtsızlık ve unutuş hâkimdir, sevgilimiz ve aşkımız artık bize olsa olsa estetik açıdan hitap eder ve aşkla birlikte dert de, acı çekme yetisi de yok olmuştur. Dolayısıyla bu tezatın dokunaklı hüznü sadece manevi bir gerçektir. Yazar tezatı tasvir ettiği tutkunun sonuna değil başına yerleştirse psikolojik bir gerçeklik haline de gelebilirdi. Zaten hayatta birçok kez birini sevmeye başladığımızda, o sırada onun haricindeki bütün kadınlara karşı ne kadar kayıtsızsak, zamanı geldiğinde düşüncesi bize hayat veren kadına da o kadar kayıtsız kalacağımızı tecrübemiz ve sağgörümüz sayesinde -aşkının ebedi olduğu duygusuyla, daha doğrusu yanılgısıyla dolu olan kalbimizin itirazlarına rağmen- biliriz… Adını duyduğumuzda sancılı bir haz yaşamayacağımızı, el yazısını gördüğümüzde ürpermeyeceğimizi, onunla sokakta karşılaşabilmek için yolumuzu değiştirmeyeceğimizi, onunla heyecanlanmadan buluşacağımızı, hezeyana kapılmadan ona sahip olacağımızı biliriz. O zaman bu su götürmez öngörü, onu sonsuza dek seveceğimiz yolundaki saçma ve güçlü önseziye rağmen bizi ağlatacaktır; aşk ise, yine üzerimize sonsuz gizemi ve hüznüyle bir güneş gibi doğmuş olan aşk, ızdırabımızın karşısına garip ve derin ufkunun bir bölümünü, efsunlu yalnızlığının
İslam olmadan Adalet Olmaz!
Müslüman düşünürler, fıkıh alimleri ve İslam siyaset teorisyenleri, İslam’ın yönetimde şart olmasını temelde şu ana gerekçelere dayandırırlar: 1. Hakimiyetin Allah’a Ait Olması (Tevhid İnancı) İslam inancına göre mutlak egemenlik, yaratıcı olan Allah’a aittir. Kur'an-ı Kerim'de yer alan "Hüküm ancak Allah'ındır" (Yusuf Suresi, 40) gibi ayetler, meşruiyetin kaynağının beşeri (insani) iradeler değil, ilahi irade olduğunu savunur. Bu görüşe göre: İnsanlar kanun koyucu değil, Allah’ın koyduğu adalet ilkelerini uygulayıcıdırlar. Yöneticiler halkın üzerinde mutlak bir güce sahip değil, Allah’ın mülkünde birer emanetçidir. 2. Adalet ve Liyakat Esası İslam siyaset düşüncesinin merkezinde adalet kavramı yer alır. Beşeri sistemlerin (kapitalizm, sosyalizm vb.) zamana, güce veya gücü elinde bulunduran sınıfların çıkarlarına göre şekillenebileceği ve bu yüzden zulme açık olduğu savunulur. İslam’ın getirdiği hukuk (Şeriat), zengin-fakir, güçlü-zayıf, yöneten-yönetilen ayrımı yapmaksızın herkesi eşit kabul eder. Yönetimin, kişisel hırslardan uzak, ilahi bir denetim bilinciyle (taktir, ahiret inancı) yürütülmesi gerektiği için İslam'ın şart olduğu ifade edilir. 3. İnsanın Kendi Kendine Yetersizliği İslam felsefesine göre insan, aklı ve iradesiyle muazzam işler başarabilse de, bencillik, öfke, hırs ve sınırlı öngörü gibi zaaflara sahiptir. İnsanların kendi koydukları kanunlar zamanla kendi çıkarlarına hizmet edebilir. Bu nedenle, toplumsal düzeni, insanı en iyi tanıyan "Yaratıcı"nın kuralları (vahiy) çerçevesinde yönetmek, toplumsal huzurun ve fıtratın (insan doğasının) korunması için bir zorunluluk olarak görülür. 4. Kamu Yararı ve Ahlaki Düzen (Maslahat) İslam hukuku, toplumun genel yararını (maslahat) ve beş temel esasın korunmasını amaçlar: Can, mal,
Din
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Feraset
Feraset kelimesi için kitap yazılsa yeridir. Günümüzüde içine alıp geçmişten geleceğe uzanan bu kelime, öngörü, tecrübe, analiz yeteneği, olayların iç yüzünü çabucak kavrama, sezgi, zihin uyanıklığı, sağgörü, altıncı his, derin bir anlayış yeteneği vb. anlamlarını karşılar. Ama açıklamak için bunlar yetmez.
Haiti efsanelerindeki o ilk zombileri hatırlayalım. Ruhları ve iradeleri çalınmış, efendilerinin tarlalarında ölesiye çalışan ama köle olduklarının bile farkında olmayan yaşayan ölüler... Bugün karşı karşıya olduğumuz "kör karanlık" tam olarak bu, fakat çok daha rafine ve görünmez bir yöntemle inşa ediliyor. Eskiden insanları zombileştirmek için büyüye ya da fiziksel prangalara ihtiyaç vardı; bugün ise sadece dopamin döngüleri, kişiselleştirilmiş algoritmalar ve kusursuz öngörü motorları yetiyor. Bu yeni evrenin, tarihteki tüm kölelik biçimlerinden çok daha ürkütücü. Eski dünyada insan zincire vurulduğunu bilir ve içten içe nefret ederdi. Modern zombileşmede ise insan, kendi iradesini sisteme büyük bir neşeyle teslim ediyor. Hangi videoyu izleyeceğini, neyi satın alacağını, hatta neye öfkeleneceğini kendi seçiyormuş yanılsaması yaşarken, aslında kuantum işlemcilerin kendisi için milimetrik olarak çizdiği patikada yürüyor. Yapay zekâ ve kuantum dünyası hayattaki tüm belirsizlikleri ve boşlukları sildiğinde, insanın "kendi kendine kalabileceği", sisteme yabancılaşabileceği o tefekkür alanları da yok oluyor. Zihin, saniyede binlerce veriyle sürekli beslenmek zorunda bırakılarak kendi hikayesini, kendi derinliğini üretme yetisini kaybediyor. İnsanlık, algoritmaların gözünde artık öngörülemez birer ruh veya gizem değil; girdileri verildiğinde hangi çıktıyı vereceği kesin olan, manipüle edilebilir birer davranış kümesi. Yani tam anlamıyla birer zombi. En derin karanlık, özgür olduğunu sanan kölenin karanlığıdır. İnsanın canavarlara ve sisteme karşı üretebileceği son sığınak olan "kendi bağımsız dilini, mitini ve fısıltısını yaratma" gücü elinden alındığında, geriye sadece komutları yerine getiren, ekranı kaydıran ve sistemin çarkını döndüren biyolojik otomatlar kalıyor.
1000Kitap
Kuantum bilgisayarların işlem gücü ile yapay zekânın öngörü yeteneği birleştiğinde, insanlık tarihi boyunca sığınılan o "yeraltı" tamamen görünür ve geçirgen hale gelecek. Bugün yeraltı kültürünün, memlerin veya sistem dışı anlatıların filizlendiği son sığınaklar anonim forumlar, uçtan uca şifreli ağlar ve Deep Web gibi alanlar. Kuantum bilgisayarlar, mevcut tüm matematiksel şifreleme sistemlerini (kriptografi) saniyeler içinde kırabilecek bir potansiyele sahip. Bu, mutlak şeffaflık demek. Saklanacak, fısıldaşacak hiçbir karanlık köşe kalmadığında, yeraltı kültürü de fiziken nefes alamaz hale gelir. Yapay zekâ artık sadece belirli kelimeleri filtreleyen ilkel bir sansür mekanizması değil. Duygu analizi, semantik (anlamsal) okuma ve kültürel trend takibini insan ötesi bir hızla yapıyor. Bir topluluk içinde yeni bir canavar miti, bir metafor veya sınıfsal bir öfke dalgası daha filizlenme aşamasındayken yapay zekâ bunun ironisini ve alt metnini çözüyor. Kuantum hızıyla birleştiğinde, bu öfkenin nereye evrileceğini daha yaşanmadan tahmin edip (öngörücü analiz) algoritmik bariyerlerle o kültürel geni daha doğmadan kısırlaştırıyor veya yönünü değiştiriyor. Mitoloji, halk anlatıları ve fısıltı kültürü, otoritenin göremediği, denetleyemediği "boşluklarda" ve "belirsizliklerde" yetişir. Yapay zekâ ve kuantum dünyası ise belirsizliğe yer bırakmayan, her şeyi ölçen, etiketleyen ve tahmin eden bir rasyonelite dayatıyor. Bu da insanlığın binlerce yıllık hikâye ve mit üretme refleksini tamamen felç edebilir.
1000Kitap
Konumuz zamanda yolculuk...
Victoria dönemi Londra'sında yaşayan bir bilim insanı zamanda yolculuk yapmak üzere icat ettiği makine ile geleceğin İngiltere'sini ziyaret eder. 802.701 yılında yaşadığı macerayı bir dost meclisinde anlatır. Geleceğin dünyası ayrıcalıklı insanların; güzel, narin ve tembel Eloi'ların rahat ve kaygısız bir yaşam sürdükleri bir yerdir. Ancak Zaman Gezgini bu macera sırasında çok geçmeden yeraltı dünyasına ait hortlaksı Morlock'ları da keşfetmiştir. 21.yüzyılda yaklaşan çevre felaketlerine ve gezegenimizin yazgısını ilişkin kaygılarına dair bir öngörü barındırıyor. Zaman MakinesiZaman Makinesi LULULULU ile Ecenin kitaplığıEcenin kitaplığı birlikte okuyoruz 🥰
1000Kitap