Savaşı çıkaran politikacılar, vicdanlarını sorgulamalı bence. Onlara hiçbir şey olmuyor, olan savaşan ülkenin gençlerine oluyor.
Tüm acıyı onlar çekiyor.
“Bu kitap hoşlanma, sevme, sevecenlik, tutku, paylaşma ve bunlarla ilgili çoğu dimsel olan insan davranışları üzerine yazılmıştır. Bu sayılan davranışlar olmazsa çok sağlıklı olsak, en konforlu evlerde yaşasak ya da bankada milyonlarımız olsa bile yaşamımız bomboştur.“
..danışanlarına ''Neden intihar etmiyorsunuz?'' diye sorar.
..kişinin varoluşundan bir anlam ve sorumluluk hissi çıkarmayı başaramamasından..
..sevilen insanların imgeleri, mizah duygusu ve doğanın sağaltıcı güzelliğine atlan birkaç bakış..
Ancak bu rahatlık anları, tutsağın görünürde anlamsız olan ıstırabından daha büyük bir anlam çıkarmasını sağlamadığı sürece yaşama istencini ortaya çıkarmaz.
Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmak demektir. Yaşamın anlamı varsa, ıstırap ve ölümün de anlamı vardır..
Herkes bu anlamı kendi bulmalıdır ve bu cevabın gerektirdiği sorumluluğu kabul etmelidir.
''Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıla katlanabilir.''
..''insan özgürlüklerinin sonunucusu'' olan, insanın ''verili koşullar altında tavrını seçebilme'' özgürlüğüdür.
"Çocuklar ve Elmalar" hikâyesinde hüzne dair şu satırlar var:
Hüzündür bu kafamı bulandıran, bungunlaştıran, ne diyeceğimi unutturan, sözü darmadağın eden: Sormak istiyordum hepinize; kuş cıvıltıları, acaba, bu kadar canlı, bu kadar neşeli midir? Ve insan hüznün bu kadar ağdalısını bir başka şey için duyabilir mi? Kurt elmaya ne zaman düşer, bilir misiniz? Bu canlılıklar, bu neşeler nereye gidecek, bu sesler, bu körpecik sesler ne olacak, bu eşit görünen başlangıçlar hangi yollara, hangi sonuçlar için ayrılacak? Açıların kenarları niçin gitgide birbirlerinden uzaklaşır?