Basit insanlar icinde geçen ve ilerisi, geleceği olmayan bu iş ona utanç ve acı veriyordu. Durumunu değiştirmek ve düzeltmek umudunun olmayışı da bu hassas genci, vaktinden önce ihtiyarlayan ve az konuşan öfkeli bir insan yapmıştı. Boş saatlerinde boyuna okuyor, ama bu manevi gıda onu ne yükseltiyor, ne de huzura kavușturuyordu. Çünkü artık onda her șey buruk bir tat bırakıyordu. Mutsuzluk, yalnızlık ve acıları gözünü açmış ve zihnini birçok noktada inceltmiști. Ama en güzel düșünceler, en değerli bilgiler ona umutsuzluk ve acı vermekten başka bir işe yaramıyordu. Çünkü hayattaki başarısızlığını, küçük kasabadaki geleceğini daha açık bir biçimde gösteriyordu.
"Yüzü burușur, dudakları bükülür. Hemen ağlamak üzeredir. Başkalarının kendisiyle meşgul olmasına o kadar alışmamış ki, bunu bir işkence telakki ediyor."
"O güne kadar bir başkası için hiç bu kadar üzülmemiş, sırtında sarsıla sarsıla ağlayan ve tam bir güvenle ona sarılan küçüğün, eline asılan büyük çocuğun acılarına böylesine katılma isteği duymamıştı. İçini dolduran ağrıdan, üzüntüden bar bar bağırmak geliyordu içinden..."