Puan vermedi
Sanat Tolstoy’a göre "İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı"2 der. Gerçektende insan, yaşadığı bir duyguyu ya da o an hissettiği bir duyguyu kendi becerilerine göre ortaya koyar. İnsanın yaşadığı bu özgün duyguyu(taklit etmeden), belirli bir estetik ölçülerine göre, sanat eserini oluşturması, onun sanatçı dediğimiz karaktere bürünmesini sağlar. Çünkü; milyarlarca insanın yaşamış veya yaşadığı dünyamızda, her birey kendi duygularını bir şekilde ortaya döker. Fakat biz bu ortaya koyulmuş şeylerin çoğundan haberimiz dahi olmaz. Belki de o insanların yazmış olduğu bir şiir ya da bir hikaye ya da bir resim; o öldükten sonra hiçbir işe yaramayıp ya bir çöpe bırakır kendini ya da yanan bir ateşin içine. Çünkü sanat eserinin belirli bir ölçüde saygınlık kazanması için belli bir estetik değerine sahip olması gerekir. Sanat eserlerinin -büyük bir çoğunluğunun- insanlar üzerinde birçok etkide bulunabilir. Kişi mesela bir sanat eserinin içinde gezerken-tarihi bir cami gibi- o an onun o muhteşem güzelliği karşısında etkilenip, kendini çok mutlu hissedebilir. Bu tarz olumlu veya olumsuz örnekleri çoğaltabiliriz. Şu bir gerçektir ki sanat eserleri insanı anlık ta olsa birtakım duygusal etkilere maruz bırakabilir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu da sanatın insan üzerinde birtakım etkiler içine aldığını gösterir.
Sanat Nedir?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,595 okunma
Yalnızlık
Puan vermedi·75 syf.··
2026 40. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 09:44
Peter Handke'nin Mutsuzluğa Doyum'u, yalnızca bir annenin yaşam öyküsü değil; insanın fark edilmeden nasıl silinebileceğinin acı bir anlatısıdır. Çocuklukla başlayan, gençlikte daralan ve yetişkinlikte ev işleri, sorumluluklar ve toplumsal roller arasında sıkışan bir hayatın sessiz çığlığıdır bu. Kitap boyunca anne, bir insan olarak değil; sürekli çalışan, üreten ve katlanan bir makine gibi görülür. Oysa insan yalnızca nefes alıp vererek yaşamaz; anlaşılmaya, görülmeye, sevilmeye ve kendi varlığını hissedebilmeye ihtiyaç duyar. Günler birbirinin aynısına dönüşürken, yaşam da yavaş yavaş anlamını kaybeder. Herkes onun yaptıklarını görür, ama kimse içindeki yalnızlığı göremez. Kitaplar sayesinde ilk kez kendini keşfetmeye başlayan bu kadın, başkalarının hikâyelerinde kendi hayatını bulur. Ancak bu fark ediş aynı zamanda gecikmiş bir uyanıştır; çünkü karşısında artık yaşanmamış yılların ve kaçırılmış ihtimallerin ağırlığı vardır. Handke'nin anlattığı trajedi, bir insanın ölümü değil; ölmeden çok önce görünmez hâle gelişidir. İntihar ise ani bir karar değil, sevgisizliğin, anlaşılmamışlığın ve yıllarca taşınan görünmez yüklerin son noktasıdır. Bu yüzden kitap bittiğinde geriye bir ölüm hikâyesi değil, yaşayamamış bir hayatın derin hüznü kalır.
İnsan ve Duygular
Mutsuzluğa DoyumPeter Handke · Ada Yayınları · 1985435 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mahur Beste: Bir Medeniyetin Sessiz Vedası
5/10
·160 syf.··
2011 7. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2011 00:00
Yazarın doğum günü olması sebebiyle yıllar önceki incelememi buraya taşımak istedim. Bazı kitaplar bittiğinde geriye olaylar kalır, bazılarıysa yalnızca hisler bırakır. Mahur Beste benim için ikinci gruba giren romanlardan biri oldu. Sayfalarını çevirdikçe bir hikâyeyi takip etmekten çok, değişen bir dünyanın sessizce dağılışına tanıklık ettiğimi hissettim. Ahmet Hamdi Tanpınar bu romanda okuru büyük olayların peşinden sürüklemiyor; aksine zamanın, hatıraların ve değişimin insan ruhunda açtığı izleri göstermeyi tercih ediyor. Belki de bu yüzden Mahur Beste, ilk bakışta sakin görünen ama üzerine düşündükçe derinleşen romanlardan biri. Roman, Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan bir zaman diliminde geçiyor. Ancak bu dönem, tarih kitaplarında alışık olduğumuz büyük olaylarla değil; insanların hayatındaki küçük kırılmalar, aile ilişkileri ve değişen yaşam biçimleri üzerinden anlatılıyor. Tanpınar, bir medeniyetin dönüşümünü meydanlarda değil, evlerin içinde, sohbetlerde ve insanların iç seslerinde görünür kılıyor. Romanın merkezindeki Behçet Bey, Tanpınar'ın en etkileyici karakterlerinden biri. İlk bakışta kararsız, içine kapanık ve hayata tutunmakta zorlanan bir insan gibi görünse de zamanla onun yalnızca bireysel bir karakter olmadığını fark ediyoruz. Behçet Bey, eski ile yeni arasında sıkışmış bir toplumun sembolü hâline geliyor. Geçmişe ait değerlerle yetişmiş ama geleceğin gerçekliğiyle yüzleşmek zorunda kalmış bir kuşağın sessiz temsilcisi gibi. Roman boyunca karşılaştığımız diğer karakterler de keskin çizgilerle çizilmiş kahramanlar değil. Hepsi kendi kırgınlıklarını, özlemlerini ve hayal kırıklıklarını taşıyan insanlar. Tanpınar'ın en güçlü yanlarından biri de burada ortaya çıkıyor. Karakterlerini yargılamıyor; onları bütün çelişkileriyle
Mahur BesteAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20198,3bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2026 102. kitabı
Bazı kitaplar büyük olaylar anlatmaz ama insanın içine sessizce yerleşir. "Mutfak" benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Banana Yoshimoto'nun sade ama duygu yüklü anlatımı, kayıp, yas ve iyileşme üzerine unutulmaz bir okuma deneyimi sundu. Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk iki bölüm olan "Mutfak" ve "Dolunay", aynı hikâyenin devamı niteliğinde. Bu bölümlerde ailesini kaybeden Mikage ile tanışıyoruz. Hayatta yapayalnız kalan Mikage'nin yolu Yuichi ve onun sıra dışı ama sıcacık ailesiyle kesişiyor. Özellikle Yuichi'nin annesi Eriko (Trans birey), kitapta en çok aklımda kalan karakterlerden biri oldu. Yoshimoto'nun karakterleri öyle doğal yazılmış ki sanki bir roman kahramanını değil de gerçek insanları okuyormuş gibi hissettim. Mikage'nin mutfaklara duyduğu bağlılık da çok etkileyiciydi. Mutfak onun için sadece yemek yapılan bir yer değil; güvenin, huzurun ve yeniden başlayabilmenin sembolü gibiydi. Kayıpların ardından insanın tutunacak küçük şeyler aramasını çok güzel anlatıyordu. "Dolunay" bölümünde ise karakterlerin yaşadığı acılar ve değişimler daha da derinleşiyor. Yasın herkeste farklı izler bıraktığını ama insanların birbirlerine tutunarak ayakta kalabileceğini görmek beni etkiledi. Kitap boyunca büyük dramatik sahnelerden çok, küçük anların yarattığı duygular ön plandaydı. Üçüncü bölüm olan "Ay Işığının Gölgesi" ise tamamen farklı karakterlere sahip bağımsız bir hikâye. Burada da sevdiği insanı kaybetmenin ardından yaşamaya çalışırken geçmiş ile bugün arasında sıkışıp kalan Hitoshi'nin hikâyesini okuyoruz. Kısa olmasına rağmen en az diğer bölümler kadar dokunaklıydı. Özellikle kaybın ardından gelen kabullenme sürecini anlatış biçimini çok sevdim. Kitabı okurken Japon edebiyatının o sakin ama derin atmosferini sonuna kadar hissettim. Büyük olaylardan
1000Kitap
MutfakBanana Yoshimoto · Beyaz Baykuş Yayınları · 2026804 okunma
8/10
·325 syf.··
2026 34. kitabı
Severek okudum akıcı , etkileyici güzel bir roman. Ana karakter Charlie zeka seviyesi düşük bir birey geçirdiği ameliyat sonrası dahi oluyor ve hikaye onun ağzından kaleme alınmış bu süreçte yaşadıkları uygulanan bilimsel deneyler dahiyken ve zeka seviyesi düşükken olan düşünceleri çok etkileyici . Algernon ise zekileştirilmiş bir fare Charlie den önce onda benzer deneyler yapılmış
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma
8/10
·208 syf.··
2026 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 12:37
"Bir ölümü anlatmak, onu yaşamaktan daha kolay değil." "Babam öldü. Ne yapacağımı bilmiyorum." Nerden bilebilir ki insan, bir kaybın ardından ne yapması gerektiğini? Özellikle bu kayıp anne-baba ise. Çaresiz, kökünden sökülmüş ağaç gibi kalır. Georgi Gospodinov kansere yakalanan babasının son günlerini anlatırken en çok onun acı çekmemesi için dua eder. Çünkü bu acılar bizim tahmin edemeyeceğimiz kadar zorlu acılardır. Fakat babası her zamanki gibi onları rahatlatmak için "Korkacak bir şey yok" diyor. Babasının bu zorlu günlerini, ölümünü, geçmişte yaşadıklarını, ölümünden sonraki günleri anılara yolculuk halinde anlatıyor. Bir kitap için çok ağır bir konu ölümü anlatmak. Ölüme giden yolda yaşananları anlatmak. İyisiyle kötüsüyle, acısıyla kahkahasıyla geçen bir yaşamı yad ederken sona yaklaşan birini anlatmak... Bahçesine bağlı bir bahçıvanken artık onun da bahçenin bir parçası haline gelmesi, toprak olması... Topraktan gelen insanın nihayet gideceği yer de topraktır elbet. Yazar babasını anlatırken belki de birçok kişinin yarasına basmış, belki kabuk bağlayan yarasını kanatmış oluyor. Bu acıları yaşamamış birisi olarak ben de geleceği düşünüp bazı sayfaları yutkunarak okudum. Bu acıyı yaşayanlar kim bilir ne kadar zorlanmıştır. Bu yüzden sadece buna dayanabileceğine emin olan insanların okuması gerek kitabı bence. Yazar kendi babasını anlatmış belki ama aslında hepimizin ebeveynlerimizin de başına gelebileceklerden, bizim de başımıza gelebilecek şeylerde bahsediyor. Ama insan ne kadar ölüm ile ilgili şeyler okusa da asla hazır olamaz o günlerin geleceğine.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma