yabancılaşma'ya dair
youtube.com/watch?v=rEY_8f2... bu kitap, kültür tarihinin binlerce yıldır, psikolojinin yüz elli yıldır, benimse dokuz kitaptır yapmaya çalıştığımı yapmaya talip, insanı haritalandırmaya soyunuk bir eserdir. onuncu kitabım, yabancılaşma'm en başa kona, temel eserim ve vasiyetim sayıla. evet, vasiyetim yabancılaşma’mın anlaşılmasıdır. varoluşçu edebiyat, şiir, deneme, novella türünde eserler verdim ki kitaplaştırılmamış olan bir hayli yazım da mevcuttur. yapmaya çalıştığım şey insanı, şu içinde yaşadığımızı sandığımız şeyi, evrene, birbirine ve kendine yabancı bu canlıyı anlatmak yoluyla anlamak oldu; anlattım da anladım. insan, temelleri atılmış, terk edilmiş bir şantiyedir. bir fikir adamı için fikirlerini değiştirmek ayıp değil; wittgenstein felsefeyi bitirdiğini söyledikten yirmi yıl sonra iddiasını geri çekti. benim de bir gün değişebilir kanaatim elbette ama bugün şunu diyorum; yabancılaşma, insana dair son sözdür! ben tanrı’nın mikrofonuyum. kendime dönük tek amacım tanrı’nın sesi düzgün çıksın için tozumu almak. bambaşka bir şarkıya soyundum. bir entelektüel olarak en büyük endişem, ayaktakımı tarafından “anlaşılmaktır”. bu kitap ayaktakımı için sıkıcı, rahatsız edici ama en önemlisi lüzumsuzdur. yabancılaşma yeteneği olmayan kişiye bilgesavaşçı'nın verebileceği hiçbir öğüt kalmamıştır. kendilik felsefesi ayaktakımına uygun değildir. ayaktakımı, sorunlarını konuşmak için yaşam koçuna, spiritüel danışmana, arkadaşlarına bile danışsa bir şeyler kapar ama yabancılaşma yaşayan talip için psikologlar tutuk kalır; vurulacak tek kapı bilgesavaşçı'nın mağara kapısıdır. beynim şebeke suları, hava kirliliği, ayaktakımının gürültüsü ile yoruldukça beni titretip uyandıracak bir şifalı şurup olsun, okudukça uyuşan uzuvlarıma kan yürüsün için bencil
Felsefe
mukaddime-vasiyetim
(yakında çıkacak olan "yabancılaşma" kitabımın girişi) bu kitap, kültür tarihinin binlerce yıldır, psikolojinin yüz elli yıldır, benimse dokuz kitaptır yapmaya çalıştığımı yapmaya talip, insanı haritalandırmaya soyunuk bir eserdir. onuncu kitabım, yabancılaşmam en başa kona, temel eserim ve vasiyetim sayıla. evet, vasiyetim yabancılaşma’mın anlaşılmasıdır. varoluşçu edebiyat, şiir, deneme, novella türünde eserler verdim ki kitaplaştırılmamış olan bir hayli yazım da internettedir. yapmaya çalıştığım şey insanı, şu içinde yaşadığımızı sandığımız şeyi, evrene, birbirine ve kendine yabancı bu canlıyı anlatmak yoluyla anlamak oldu; anlattım da anladım. insan, temelleri atılmış, terk edilmiş bir şantiyedir. bir fikir adamı için fikirlerini değiştirmek ayıp değil; wittgenstein felsefeyi bitirdiğini söyledikten yirmi yıl sonra iddiasını geri çekti. benim de bir gün değişebilir kanaatim elbette ama bugün şunu diyorum; yabancılaşma, insana dair son sözdür! ben tanrı’nın mikrofonuyum. kendime dönük tek amacım tanrı’nın sesi düzgün çıksın için tozumu almak. bambaşka bir şarkıya soyundum. bir entelektüel olarak en büyük endişem, ayaktakımı tarafından "anlaşılmaktır". bu kitap ayaktakımı için sıkıcı, rahatsız edici ama en önemlisi lüzumsuzdur. yabancılaşma yeteneği olmayan kişiye bilgesavaşçı'nın verebileceği hiçbir öğüt kalmamıştır. kendilik felsefesi ayaktakımına uygun değildir. ayaktakımı, sorunlarını konuşmak için yaşam koçuna, spiritüel danışmana, arkadaşlarına bile danışsa bir şeyler kapar ama yabancılaşma yaşayan talip için psikologlar tutuk kalır; vurulacak tek kapı bilgesavaşçı'nın mağara kapısıdır. beynim şebeke suları, hava kirliliği, ayaktakımının gürültüsü ile yoruldukça beni titretip uyandıracak bir şifalı şurup olsun, okudukça uyuşan uzuvlarıma kan yürüsün için
Felsefe
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
ne deriz?
Ata'm gelirken sana ne kadar çok ihtiyacım olduğunu düşündüm ama geldiğimde bir kez daha anladım ki sadece benim değil, hepimizin sana ihtiyacı varmış. Cumhuriyeti'nin onuncu yılında söylediklerini dinledim uzun uzun, bize nasılda inanmışsın: "Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir." Özür dilerim, bizi affet; karakterimizi, çalışkanlılığımızı, zekamızı, birlik ve beraberliğimizi...; ahlaksızlığa, yolsuzluğa, başkalarının haklarını görmezden gelmeye, haram yemeye, adaletsizliğe, tacize, tecavüze... kullandığımız için. Türk milletine armağan ettiğin egemenliğin, el üstünde çeşitli haklarla yücelttiğin kadınların, sevginden bayram armağan ettigin çocukların bugün ne hallerde olduğunu bilmeni; bize olan güvenini yıkmayı hiç istemiyorum. "Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür." Yokluğunda hep bir şeyler bildik ama neyi bilmediğimizi hiç anlamadık. Seni anlamadık mesela... Kategorize edilmiş müze bölümünü inceledim: 1948'de tenis oynarken şort giymiş kadınlarımıza baktım, "ne güzel sporla ilgileniyorlar" mı
Günlük
23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı Kutlu olsun
Babasını cephdede kaybeden şerbetci çocuğun gözünden Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilanı ,İstiklal Marşımızın yazım süreci,Ankara nın Baskent oluşu ,cephe ve cephe gerisindeki topyekun mücadele yani bir milletin kaderini kendi yazdığı süreci görmek,degerlendirmek, izlemek. Şermin Yaşar kalemini severim.Her ne kadar İlber Ortaylı karızmayı çizdirse de tarih bilgisine değer vererek dinlerim,okurum. İkilinin çalışmasını merak ettim . Şermin Yaşar'ın anlatımı,İlber Ortaylı nın anlatının içindeki tarihi bilgileri, Gökçe Akgül'ün resimleri ile çocuklara,genclere hitap eden güzel bir kitap ben beğendim.Resimler daha iyi olabilirdi. Ne zor yıllar, kimler ne büyük fedakarlıklar yapmışlar hiç unutulmaması gereken,hep gündemde olması,bilinmesi,anlatılması, canlı ve gündemde tutulması gereken bir süreç. Atatürk ve silah arkadaşlarını, bize bu günleri armağan eden o dönemde yaşamış ve elini taşın altına sokarak,tüm yüreği ile mücadeleye gönül vermiş atalarımızı sevgi,saygı,rahmet ve şükranla anıyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. #alıntılar "Mustafa Kemal Paşa, Onuncu Yıl Nutku'nu okurken ben de oradaydım. Ama bu defa ne çörek satmak için ne şerbet satmak için ne de gazete satmak için. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir öğretmeni olarak öğrencilerimle birlikte tören yerindeydim." (s. 114) "Mustafa Kemal cephede bile kitap okuyacak kadar gerçek bir kitap tutkunudur. Biraz da onun için büyük bir adamdır. Okuduğu bilinen kitap sayısı 4300'den çoktur." (s. 86) Ulusal egemenliğinin sonsuza kadar sürmesi niyetiyle hayatı ve kitapları iyi okumalar.
Mitoloji
_Evridiki_ _Evridiki, Orfe’nin kavuşmak istediği sevgilisidir. Bir gün Evridiki'nin bacaklarına bir yılan dolanır. Sevgilisi bu yüzden ölüp yeraltına gidince, sevgilisini kaybeden Orfe de ona kavuşmak için büyük çabalar gösterir, ilahlardan yardım görme umuduyla, özlem içinde çalgısını çalıp dururken harikulade, ahenkli müzikler yaratır. Orfe’nin sevgilisine kavuşma çabalarına sonunda bir yanıt gelir. Sevgilisine kavuşacaktır fakat bir koşul vardır. Bu da, sevgilisi yeraltı aleminin karanlıklarından ışığa çıkana kadar onun yüzüne bakmaması koşuludur. Böylece ilâhî yardımla, sevgilisi, esîr katlarından çıkıp yükselmeye başlar fakat tam ışığa çıktı çıkacakken Orfe dayanamaz, ardından gelen sevgilisini görmek için dönüp geriye bakar. Bu büyük hatasından ötürü de sevgilisine kavuşamaz. Evridiki karanlıklara geri döndürülür. Bir anda bütün çabalar boşa gitmiştir. Öykünün devamında mağara, ağaç, kaplan, yavrulu bülbül sembolleriyle ilişkilendirilen Orfe yedi ay, havada asılı bir kayanın altında ağlar, gözleri sevgilisine kavuşmaktan başka bir şeyi görmediğinden diğer kadınlarla ilgilenmez, hatta onları hor görür. Bu yüzden kadınlarca öldürülür, vücudu paramparça edilir ve organları ırmağa atılır. Ezoterik kaynaklara göre, aydınlanma ve kurtuluş temasının işlendiği bir sembolizm vardır. Bacağa dolanan yılan, ahenkli müzikler, kayıp sevgili, karanlıktan ışığa yükselme, geriye dönüp bakma, sevgiliye kavuşamama, uyku ve gece, kaderin çağırması, ağaç, yedi ay ağlama, havada asılı kaya, diğer kadınlarla hiç ilgilenmeme, ölüm ve organlara ayrılma, ırmağa atılma… _Semele ve Dionysos_ _Zeus'un kıskanç eşi Hera, Semele hamileyken ilişkiden haberdar olur. Yaşlı bir kocakarı şekline bürünen Hera, Semele'ye arkadaşça yaklaşır ve onun güvenini kazanır. Böylece Semele sırrını açıklar ve
Edebiyat & Roman
Duygularımızın düşüncelerimizin farkında mıyız? Her daim anın tadını çıkarmalıyız oyle ya geçmişin pişmanlığı ,geleceğin kaygısı derken zaman su gibi akıp gidiyor.Anın tadını çıkarıp,geçmişe sil baştan yapıp,sıfırlanmış olarak hayata devam edersek mutluluğu yakalayabileceğimi okuduğum bu eserler vesilesiyle öğrendim arkadaşlar O Hindistan daki inziva kamplarına katılmak isterdim Herseyde uzak bir dokuz gün.Telefon,televizyon,insan yok etrafında sadece nefesini izliyorsun onuncu gün konuşmana izin veriliyor Gerçi benim gibi cok konuşan biri dokuz gün konuşmadan nasıl sabreder ki🙈Bu satırları okurken babamın bana yaptığı latifeyi hatırladım🥰 Hacer hangi ayı sevmez tabi ki Şubat ayını cunku o ay az çektiği için cok konuşmaz diye😂🤭 Her ne yapıyorsak onu tam yapmayı öğütlüyor yazarımız Yemek mi yapıyorsun?yemek yap.Yürümek mi istiyorsun? O zaman yürü;tam var oluşunu hisset,o an yaptığın hangi eylem varsa sadece ona odaklan onu yap diyor Bizler bilmeden veya bilerek yanlışlar yapabiliriz ve bunun sonucunda kayıplar ve başarısızlıklarda yaşayabiliriz.Başarısızlık doğal olarak hayatta vardır ve hayatın parçasıdır.Önemli olan bu hatalardan ders çıkarabilmek Geçmişe takılarak,suçlamalar,mazeretler üreterek sadece ve sadece kendimizi mutsuz ederiz Yazarımız eserini yazarken şarkı sözlerinden cok faydalandığını dile getirmiş ve bir bölümü yazarken de benimde cok severek dinlediğim Sezen Aksu nun #degermi parçasını dinlediğini okurlarıyla paylaşmış Herkesten değer beklemeyin,size değer verecek tek kişi sizsiniz Kendi değerinizi kendiniz verin Kimseden değer beklemeyin.Bu hayatta kime fazla değer verdiysem gereğinden fazla nankörlük ile karşılaştım Sizlere bu anlamlı sözü armağan ediyorum Kalın sağlıcakla “Değer verdiğiniz şey layık olandan incili kaftan,layık olmayana da