Yahudi bayramları
Yahudi takvimi, dinî tarihindeki olayları anan birkaç bayram barındırır. Fisih (Hamursuz), Mısır’dan Çıkışı ve özellikle de Tanrı’nın onuncu belasının Mısır’da ilk doğan çocukları öldürdüğü zaman Yahudi çocuklara “aldırılmamasını” kutlayan haftalık bir bayramdır. Şavuot (Haftalar Bayramı), Tanrı’nın Musa’ya emirler armağan etmesini anar. Sukot (Mişkan Bayramı), Mısır’dan kaçışları sırasında İsrailoğullarını koruduğu için Tanrı’ya şükran sunar. Yahudi Yeni Yılı, Kefaret Günü Yom Kippur’a giden on günlük bir anma ve tövbe dönemi olan Roş Aşana şeklinde kutlanır.
Sayfa 216·Kitabı okuyor
“Yunanistan tarihi jest yaptı... Pembe Ev’i Mustafa Kemal’e armağan etti. Ali Rıza bey’le Zübeyde hanım’ın ortak tapulu malıydı, Mustafa Kemal’in dünyaya geldiği, çocukluğunu yaşadığı evdi. Selanik elimizden çıkınca, terkedilmiş mallar listesinde tescillenmiş, tapusu Yunanistan milli bankasına geçmiş, mübadele sırasında Rum göçmenlerin barınma ihtiyacı için kullanılmış, 1928 yılında 197 bin drahmiye bir Yunan tüccara satılmıştı. 1933 yılında, Cumhuriyet’in onuncu yılı vesilesiyle, Selanik belediyesi tarafından 650 bin drahmiye tekrar kamulaştırıldı, Mustafa Kemal’e armağan edildi. Ancak, armağan edilen evi boşaltmak hiç kolay olmadı. Çünkü, evsahibi tüccar, pembe evi oda oda kiraya vermişti. Kamulaştırma sırasında yedi ayrı aile kiracı olarak oturuyordu. Boşaltıp teslim etmeleri iki yıl sürdü. Evin anahtarları 1937’de Türkiye’ye verildi. Atatürk bedavaya kabul etmedi. Prensip olarak ömrü boyunca parasını ödemediği hiçbir mal ve hizmeti almamıştı, sembolik bile olsa ödeme yapmak istedi. Yunanistan sembolik fatura çıkardı. Türkiye Cumhuriyeti devleti Mustafa Kemal’in şahsi hesabından Selanik belediyesine 10 bin drahmi ödedi. “Armağan” bu şekilde teslim alındı.”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Türkiye'de bir hayalet dolaşıyor -Muhafazakarlık hayaleti. Yeni Türkiye'nin bütün güçleri bu hayaleti ete kemiğe büründürmek üzere kutsal bir ittifak içine girdiler: Diyanet ve Başbakanlık, Erdoğan ile cemaat liderleri, iliştirilmiş profesörler ve basındaki polis ajanları... " "Yeni muhafazakarlar, görüşlerini ve amaçlarını gizlemeye tenezzül etmezler. Hedeflerine, ancak şimdiye kadarki tüm toplum düzeninin zorla yıkılması yoluyla ulaşılabileceğini açıkça ilan ederler. Varsın eski egemen sınıflar bu yeni muhafazakar devrim karşısında titresin " Veya söze şöyle de başlanabilir: "Türkiye'deki geleneksel toplumun çökmesiyle oluşan yeni muhafazakar toplum, sınıf karşıtlığını ortadan kaldırmış değil. Yalnızca, eskilerin yerine yeni sınıflar, yeni ezme koşulları, yeni mücadele biçimleri getirmiştir." "Ne var ki, dinselleştirme dönemi olan çağımızın başlıca özelliği, sınıf karşıtlıklarını basitleştirmiş olmasıdır. Giderek toplumun tümü birbirine düşman iki safa, birbirine doğrudan karşıt iki büyük safa ayrılıyor: Muhafazakarlar ile diğerleri. Bugüne dek üstün değer verilen ve sofuca bir ürküntüyle bakılan ne kadar eylem varsa muhafazakar iktidar bunların hepsinin üstündeki kutsallık örtüsünü çekip atmıştır. Doktoru da, hukukçuyu da, müftüyü de, şairi de, iktisatçıyı da kendi ücretli emekçisi haline getirmiştir." "Mevcut muhafazakar iktidar, aile ilişkilerinin yürek titreten duygu dolu peçesini yırtmış ve onu düz para ilişkisine indirgemiştir." "Yeni muhafazakarlık, Kemalist Türkiye'de statükoculuğun öylesine hayranlığını uyandıran kaba kuvvet gösterisinin maskesini indirip, ona nasıl hantalca bir ayı postunun yakıştığını açığa çıkarmıştır. Lider iradesinin neleri başarabileceğini ilk kanıtlayan bu muhafazakarlık olmuştur. İstanbul'un gökdelenlerinden, Artvin'in su
...Yukarıda değindiğimiz gibi 28 Şubat'tan sonra "Cumhuriyet Marşı" yapılmak istenen Onuncu Yıl Marşı'nın şairi Faruk Nafiz Çamlıbel de 27 Mayıs darbesinden sonra apar topar tutuklanıp Yassıada'da hapse atılmamış mıydı? Anayasa yapmak da cezadan kurtaramamıştır sahibini.
Sayfa 133·Kitabı okudu
Tarih
�RUVA SAVAfi'NIN N E DENi Tarihteki Onlü Çatışmanın Açıklanması Truva Savaşı olarak bilinen Akalar (çeşitli Yunan kabilelerinin ordu­ larına verilen ortak isim) ile Truvalılar arasındaki on yıllık çatışma klasik mitolojideki en ünlü olaydır. Bu, sayısız trajedilere yol açan uzun, kanlı ve yıkıcı bir savaştı. Bu savaş çeşitli savaşçıların kahra­ maniıkiarını sergilemelerine ve tanrıların gözdelerine yardım et­ melerine olanak tanıdı. Birbiriyle bağlantılı görünmeyen çeşitli olaylar bir yapboz oyu­ nu gibi bir araya gelerekTruva Savaşı'nın başlamasına neden oldu. Her şey Yunanlı kahraman Akhilleus'un anne ve babası Peleus ile Thetis'in düğününde başladı. BAŞ A R I S I Z B i R E V L i L i K Ölümlü bir kral olan Peleus ile Deniz Tan rıçası Thetis'in düğünü çok görkemli oldu. Hemen hemen tüm tan rı ve tanrıçaların yanı sıra çok sayıda ölümlü de törende hazır bulundu. Fitne ve Uzlaşmazlık Tanrıçası Eris düğüne daveti i değildi. Hat­ ta Zeus Hermes'e, Eris kapıya gelirse içeri almamasın ı emretmişti. Girişi engellenen Eris kalabalığa üzerinde "en güzele" yazılı olan altın bir elma fırlattı. En güzelin kendisi olduğuna inanan Athe­ na, Afrodit ve Hera elmayı kapmaya çalıştılar. Tanrıçalar arasında tartışma başladı. Öbür tanrılar olaya karışmak istemiyordu; birisini seçerlerse diğer ikisinin kızarak öç almasından çekiniyorlardı. Bu yüzden Zeus bu olayın çözümlenmesi için Hermes'e tanrıçaları genç prens Paris'e götürmesini emretti. Paris kendisine dünyanın en g üzel kadınını vermeyi vaat eden Afrodit'i seçti; söz konusu ka­ dın Truva lı Helen'di. 2 1 7 Mitoloji 707 T R U VA L I H E L E N Zeus ve Leda'nın kızı olan Helen'in birçok tali bi vardı ve üvey baba­ sı Sparta Kralı Tyndareus bu rekabetin Yunan prensleri arasında bir savaşa yol açmasından çekiniyordu. Bu nedenle
Cemal Reşit Reyin bu marşı da üçüncü veya beşinci derecede bir kompozitör olan Jean Jacques Rousseau'nun "Le devin du village" adlı operasından ve bu operanın "bütün saadetimi kaybettim - hizmetçimi kaybettim" manasına gelen "J'ai perdu tout mon bonheur - J'ai perdu mon serviteur" misralarının bestesinden alınmıştır. Onun için bu eserde de pek çok prozodi ve sair teknik hatalar vardır. O da dilimizin ve şiirimizin bünyesini ve tekniğini anlamış değildir. Ve işte esası Garptan alınmış olan bir bestenin aruz veya hece ölçüleri ile yazılmış olan şiirimize giydirilmesi böyle hatalar doğurur... Onuncu Yıl Marşı'nı tamamiyle unutmalıyız. Buna "bizimdir" demekle ancak gülünç oluruz.
Sayfa 38·Kitabı okudu
Tarih