Üç Silahşörler – Alexandre Dumas
9/10
·755 syf.··
2026 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:09
Bazı kitaplar vardır; kapağını açtığınızda ne bulacağınızı aşağı yukarı bilirsiniz. Kılıçlar çekilir, düellolar yapılır, düşmanlar alt edilir ve kahramanlar zafer kazanır. Üç Silahşörler'e de böyle başladım. Karşımda genç, ateşli ve gözü pek bir D'Artagnan; yanında ise maceradan maceraya koşan üç silahşör vardı. Fakat kitap ilerledikçe anladım ki bu hikâye sadece kılıçların değil, insanların da hikâyesiydi. D'Artagnan cesaretiyle, Porthos gösterişiyle, Aramis ise inancı ve zarafetiyle dikkat çekse de benim için kitabın asıl ağırlık merkezi Athos oldu. Çünkü Athos konuşmaktan çok susan, tepki vermekten çok gözlemleyen ve yaşadıklarını omzunda taşıyan bir adamdı. Onun sakinliği kayıtsızlıktan değil, bedeli ağır ödenmiş tecrübelerden geliyordu. Ne zaferler onu sarhoş etti ne de felaketler yıktı. Olacak olanın olduğunu kabul edecek kadar hayat görmüş bir karakterdi. Kitabın en büyük sürprizi ise Milady oldu. İlk ortaya çıktığında onun hakkında kesin bir hüküm vermek istemedim. Belki yaşadıkları onu bu hâle getirmiştir diye düşündüm. Fakat hikâye ilerledikçe gördüm ki Milady'nin meselesi yalnızca kötü talih ya da yanlış seçimler değildi. İnsanları kandırmak, kullanmak ve kendi çıkarları için harcamak onun karakterinin bir parçası hâline gelmişti. Felton'u kendi inançlarıyla vurup bir kuklaya dönüştürmesi, onun ne kadar tehlikeli olduğunu açıkça gösteriyordu. Bu yüzden kitabın sonunda aldığı ceza bana intikamdan çok gecikmiş bir hesaplaşma gibi geldi. Dumas'ın en büyük başarısı ise bütün bunları ağırlaştırmadan anlatabilmesi. Dostoyevski gibi insan ruhunun derinliklerinde kaybolmuyor, Balzac gibi toplumu mikroskop altına yatırmıyor. Ama buna rağmen karakterlerine ruh vermeyi başarıyor. Sayfalar akıp giderken bir macera romanı okuduğunuzu düşünüyorsunuz; kitap bittiğinde
Üç SilahşorAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,4bin okunma
10/10
·180 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:00
Badiou, etiğin tekil ve evrensel olduğu yaygın kanaat ve teorileri reddeder. Tekil ve evrenselliğe dayanan, "Bir"i meydana getiren etik, Kötü üzerinden İyi'yi kuracaktır. Örneğin, siyasette etik, Nazi'lerin olumsuzlaması üzerinden ilkelerini ortaya koyar. Yahut, İnsan Hakları, "kurban" insan figürünün azaplarını baz alarak yasaklar getirir ve ardından İyi'yi kurar. Badiou ise hakikatler etiğini önerir. Hakikatler etiği, çoklu hakikatlerin her birinin kendi içinde öncelikle İyi'yi meydana getirmesidir. Badiou, hakikati meydana getiren şeyin "olay" olduğunu söyler. Bir "olay"ın insanı çağırması ile insan o güne kadarki cesedinden sıyrılır ve olayın çağrısına kulak vererek onun oluşturduğu hakikat sonsuzluğunda sürüklenmeye karar verir. Antigone'nin, erkek kardeşi ölüp "hain" ilan edilince Kral Kreon'a karşı başkaldırısı bu sürüklenmenin güzel bir örneğidir. "Olay" burada öldürülme ya da hain ilan edilme değildir, kardeşinin onurudur ve bu onur Antigone'yi çağırmıştır. Hakikat oluşumu ise hain ilan edilmiş kardeşinin, "hain" sıfatının ötesinde toplumun bastırdığı gerçekliğidir. Hakikat bu gerçeklik içinde sonsuza dek büyür, bu hakikate iştirak edecek insan ise bu hakikatin içinde "sürüklenerek" ve bu sürüklenmeye "sadakat" duyarak özneleşir. Aşk da bu çoklu hakikatlerden birisidir. Aşık olmamız, bir "olay"dır, bakışımız ile olay bizi çağırır ve hakikatin kapısı bize açılır. Etik, ancak bu hakikatlerin sadakati etrafında hakikatlerin farklı farklı gerçekliklerinde ortaya çıkabilir. Badiou'nun hakikat düsturu "Devam et!"tir. Hakikate sadakat, arzudan vazgeçmeden devam etme ile oluşur. Buradaki arzu, Lacancı bir arzuya tekabül eder. Lacancı arzu hiç de insana zevk veren, onun mutluluğunu umursayan bir fenomen değildir. O, Sokrates'in kendisini ölüme kadar götürdüğü
Felsefe
EtikAlain Badiou · Metis Yayınları · 2019144 okunma
Reklam
Iskaladık hayatı
Puan vermedi·84 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 01:00
Onur Özkoparan Onur Özkoparan’ ın, “Her şeyi bırakıp gitmek istiyorum,” isimli romanı Macit karakteri, ailesi ve mahalle arkadaşları üzerinden tutunamayan bir karakterin yaşamını mercek altına alıyor. Romanı okurken sık sık Hamlet’in o meşhur cümlesini işittim: “Ekonomi, Horatio, Ekonomi!” (Macit’in babası da ölü Danimarka kralı kadar tekinsiz.) Eser, Karnavalesk yapısı ve güvenilmez anlatıcısıyla renkli bir okuma deneyimi sunuyor. Macit’in çelişkili doğası ve kirli dili, sokaklarımızın zenginliğini ve yazarın gözlem gücünü ortaya koyuyor. Bu kadar kalabalık bir hikâyede isimleri akılda tutarken zorlansam da karakterlerin sıkışmışlıkları ve benzer dertleri buna takılmamı engelledi. Okurun yaşadığı kafa karışıklığının yazarın bilinçli seçimi olduğunu düşünüyorum. “Hayatım boyunca gerçekle rüyayı ayırt etmekte zorlandım” diyen Macit mi yoksa yazar mı diye düşündüm. Başıma sık gelen bir şey bu, rüyadan uyandığımda fiziksel bedenime alışmam uzun sürüyor. Rüyanın gerçekliği o kadar yoğun ki dünyanın varlığından ciddi anlamda şüpheye düşüyorum. Macit’in babası ve Hakkı Amca karakterleri aynı kişi mi olabilir mi karışıklığına düştüm mesela. Rüyada her şey mümkün çünkü. Sonra bu yaşlı adamların aslında toplumun ebeveyn temsilleri olduğuna karar verdim. Ve onları sembolik anlamda öldürmeden büyümek mümkün değil… Anne figürü üzerinden gösterilen evliliğe bağlı çaresizlik, her kadını toplumun beklentilerini sorgulamaya davet ediyor. Macit’in kadına bakışı hüzünlü. Sanata yaklaştığı, dikey hayata geçebildiği yer aslında ona şaşırarak baktığım yer. Konuşurken kirli bir dil kullanıyor ama öyle şiirler yazıyor ki “Ne çok küfretti” dediğim karaktere başka gözle bakmaya başlıyorum. Güvenilmez bir karaktere güvenme arzusu doluyor içime. “Leş gibi yalnızlık kokuyordum” kitabın en sevdiğim
Edebiyat & Roman
Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi DüşünüyorumOnur Özkoparan · Mahal Edebiyat · 202514 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 17:06
Sıfır Noktasındaki Kadın – Bir Başkaldırının ve Onurun Hikâyesi Sıfır Noktasındaki Kadın, yalnızca acı çeken bir kadının öyküsünü anlatmaz. Aynı zamanda, hayalleri olan, düşünmekten ve sorgulamaktan vazgeçmeyen, ne yaşarsa yaşasın başını dik tutabilen bir kadının hikâyesidir. Romanın başkahramanı Firdevs, hayatı boyunca sömürülür, aşağılanır ve defalarca hayal kırıklığına uğrar. Ancak onu güçlü kılan şey, yaşadığı acılar değil; bu acıların karşısında kendi benliğini koruma çabasıdır. Hayalleri her zaman gerçekleşmez, istediği hayata tam anlamıyla ulaşamaz. Buna rağmen karamsarlığa teslim olmaz ve kendi değerini başkalarının belirlemesine izin vermez. Firdevs’in en dikkat çekici yönü, boyun eğmeyi reddetmesidir. O, toplumun kadınlar için çizdiği sınırları, ikiyüzlü ahlak anlayışını ve güç ilişkilerini cesurca sorgular. Bu nedenle roman, yalnızca bir kadının yaşam öyküsü değil; aynı zamanda özgürlük, onur ve insanın kendi varlığını sahiplenme mücadelesidir. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan en güçlü duygu, insanın her şeyini kaybetse bile kendi onurunu ve benliğini koruyabilmesinin mümkün olduğuydu. Çünkü bazen gerçek özgürlük, hayallerin gerçekleşmesinden değil, insanın her şeye rağmen başını dik tutabilmesinden doğar.
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,3bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2026 391. kitabı
Karantina: Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi - Üçüncü Perde, Beyza Alkoç’un gençlik ve gizem türünde büyük bir okur kitlesine ulaşan popüler serisinin heyecan dolu üçüncü kitabıdır. İlk iki kitapta başlayan ve bir okulda karantinaya alınmalarıyla hayatları tamamen değişen dört gencin hikayesi, bu ciltte de temposunu hiç düşürmeden devam eder. Zeynep, Onur, Burak ve Mert, namıdiğer Mahşerin Dört Atlısı, bu perdede de kendilerini yine gizemli olayların, tehlikeli sırların ve büyük yüzleşmelerin ortasında bulurlar. Birbirlerine olan sadakatleri ve sarsılmaz dostlukları, karşılaştıkları yeni zorluklar, tehlikeler ve geçmişten gelen gölgeler karşısında bir kez daha büyük bir sınavdan geçer. Karakterlerin arasındaki duygusal bağlar, özellikle de Onur ve Zeynep'in ilişkisi bu kitapta daha da derinleşir. Yazarın akıcı, sürükleyici ve merak unsurunu her an canlı tutan anlatım tarzı, okuyucuyu sayfalar arasında hızlı bir yolculuğa çıkarır. Gençlik heyecanlarını, dramı, aşkı ve gizemi bir arada sunan bu üçüncü perde, serinin takipçileri için macera ve heyecan dozunu bir üst seviyeye taşıyan bir devam halkası niteliğindedir.
Karantina: Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi — Üçüncü PerdeBeyza Alkoç · İndigo Kitap · 201817bin okunma
Doğrudan şaşmayan Pyotr Andreyeviç.
8/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 03:00
Rus edebiyatından severek okuduğum bu eserle ilgili tek pişmanlığım, keşke anlatılan döneme daha yakından vakıf olabilseydim. Gerçek tarihi olaylardan yararlanılarak kaleme alınan romanda, Puşkin özellikle Pyotr Andreyeviç'in torunlarından birinin kendisine sunduğu el yazmalarından faydalanmış; bazı isimleri değiştirerek hikayeyi okura aktarmıştır. Roman, emekli bir askerin oğlunu vatanına hizmet etmesi amacıyla orduya göndermesiyle başlar. Askerlik görevi için uzak bir kaleye gönderilen Pyotr Andreyeviç'in, kale komutanının kızı Maşa'ya aşık olmasıyla hikaye farklı bir boyut kazanır. Eserde, kahramanın bir yandan vatanını korumak için verdiği mücadele, diğer yandan sevdiği kadın uğruna verdiği savaş etkileyici bir şekilde anlatılır.
1000Kitap
Yüzbaşının KızıAleksandr Puşkin · Kızıl Panda Yayınları · 036,9bin okunma
Reklam
Reklam