Goldziher, İslâm dini, Kur'an-ı Kerîm ve sevgili peygamberimiz konusunda ilmi yaklaşımını tamamıyla yitirmiş bir kimsedir. Eserlerinde devamlı olarak hadis-i şeriflere güvenilemeyeceği algısını vermektedir. Kur'an-ı kerimin ilahi vahiy olduğuna dair şüpheler or-taya koymaktadır. İslâm'ın kılıç zoruyla yayılan bir din olduğu, İslâmî hayatın pratiğinin realiteyle uyuşmadığı, bu yüzden de şeriatın dogmatikliğinin görmezden gelinmesi gerektiği fikrini ısrarla savunmuş biridir. İslamiyet'le ilgili hemen her görüşünde hatalar bulunacak bu kişilerden beslenmek ilahiyatçılarımızı iflah olmaz noktalara taşımıştır.
“Tam zamanında yetiştin Ali İhsan. Bir kardeşim olduğunu çoktan unutmuştum ben. Sağol kardeşim. Kardeşim! Ne kadar tuhaf geliyor bana bu kelime, tuhaf ve iğreti. Birbirlerine hep «kardeş» diyen arkadaşları yadırgayışım, sonunda «kardeşim»e bile yabancılaştırmış beni. Üff, neler de düşünüyorum, sırası mı şimdi? Ne yani, sen bunlara düşünce mi diyorsun? Hah ha ha, bunlara sayıklama derler, sayıklama yahut gevezelik. Ne yapmalı? Yapmalı mı, yapmamalı mı? To be or not to be? Shakespseare, şekerpâre yahut şeftali? Hah hah ha!.. Allah kahretsin...”
That’s the cruel fact about time. It’s going to keep passing, whether you slow down or not. The time that you have with the people that you love is like a melting ice cube.
"I could never stop you from loving anything. I don't have the right. Nobody has the right to tell you who to love or who not to love, and equally nobody's obliged to love you. If you were forced into loving them, it wouldn't be love..."