Arap milliyetçiliği yükselen diğer siyasal güçlerin niçin bu kadar kolay avı oldu? Bir zamanlar o denli güçlü olan bir ideoloji birkaç başarısızlıkla nasıl çöker ve çözülür? Yoksa yenilmez gibi görünen Arap milliyetçiliği özünde güçlü olma ve hayatta kalma özeliklerine sahip değil miydi? Bu sorular çok soruldu ve pek çok da cevap verildi. R. Stephen Humphreys’in cevabı en ikna edici olandır.
"Arap milliyetçisi düşünürler... kendilerinin ve halklarının önündeki hayati problemleri kurumlarla ilgili bir problem olmaktan çok bir kimlik problemi olarak gördüler. Cevabı aranan soru, Arapların nasıl ortak bir siyasal hayat veya etkin devlet kurumları kurabileceği değil, kimin Arap olduğuydu?... [Öngörülen Arap] devletinin nasıl oluşturulacağını, onun farklı bölgeleri arasındaki ilişkilerin nasıl tanımlanacağını ve siyasal sistem içinde farklı sosyal grupların nasıl temsil edileceğini ciddi biçimde çok az yazar sordu."
Her ne kadar Humphreys telaffuz etmese de, burada Arap milliyetçiliğinin küçük siyasal başarısızlıkların ardından eski gücüne kavuşamamasının nedeninin, onun muhafızlarının işleyen demokratik kurumlar yaratmaya ilgi duymamaları olduğu ima edilmektedir. Demokrasilerde en üst yönetici, yetkiyi siyasal sisteminin anayasal meşruluğundan alır; ancak otoriter sistemler, kendi siyasal liderlerini, yasal kurumsal yapı üzerinde yer alan bir kontrol mevkisine taşır ve böylece siyasal sistemin meşruluğunu ve onun değerlerini yalnızca liderin güvenilirliğine bağlı kılar. Başka bir deyişle, otoriter bir lider düştüğü zaman, sistemin ideolojisi ve değerleri, liderden bağımsız olarak anayasal düzenlemelerle desteklenmeyişleri nedeniyle, tamamıyla tehlikeye açık hale gelir. Diğer taraftan, demokratik sistemler ve onların değerleri, onların siyasal liderlerinin kişiliğini,