BATI DÜŞÜNCESİNDE İNSANIN "TABİATI-ÖZÜ"
Batı düşüncesinde “insan doğası” veya “insanın özü” (essence of the human being-insan varlığının özü) olarak tartışılan bir mevzu vardır. Bu mevzuda Antik Yunan’da, Hıristiyan düşüncesinde ve modern dönemde çeşitli yaklaşımlar sergilenmiştir. Ancak Marksizm ve Varoluşçuluk cephelerinden gelen saldırılarla, bu tartışmalar askıya alınmıştır. Varoluşçular, “varoluş özden önce gelir” diyerek, insanın bir masa veya sandalyeden farklı olarak seçimleriyle kendini oluşturduğunu dile getirmiş, Marksizm ise soyut ve değişmez bir cevher yerine, insanın emeği ve sosyal ilişkileri içinde tanımlanması gerektiğini öne sürmüştür. Bu tanımların ortak problemi, insanı ya kendi başına kapalı bir varlık olarak ele almaları ya da onu tamamen tarihî ve içtimaî şartların ürünü hâline getirmeleridir. Dolayısıyla Batı’daki temel problem, özcülük ile özsüzlük arasında gidip gelmesidir. Ancak Marksizm ve Varoluşçuluk tarafından askıya alınan “insanın özü” tartışması, İBDA düşüncesinde yeniden açılır. İBDA’nın yaklaşımı, Marksizmin ve Varoluşçuluğun haklı itirazlarını bütünüyle reddetmez; fakat onları kendi yerlerine yerleştirir. Bu yazıda, İslâmî bir tarih anlayışına bağlı İBDA düşüncesi çerçevesinde bir karşılaştırma yapacağız. -REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -Giriş -I-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
İnsana Bakış
BİLİNÇ: Kitaplarla Bir Analiz
Bilinç Problemi Üzerine Beş Kitabın Ardından: Bir Okur Olarak Vardığım Kanaat Adam Zeman'ın Bilinç Kullanım Kılavuzu, Sultan Tarlacı'nın Bilinç, Saffet Murat Tura'nın Histerik Bilinç, Türker Kılıç'ın Yeni Bilim: Bağlantısallık - Yeni Kültür: Yaşamdaşlık ve İsmail Hakkı Aydın'ın Frekansa Büründüm Beyin Diye Göründüm adlı eserlerini okuyup incelemelerini yazdıktan sonra.. #306074760 #305868796 #304908089 #304509986 #303378558 ..zihnimde giderek netleşen bir kanaat oluştu: Bilinç problemi, bugün hâlâ çözülmüş değildir. Fakat daha önemlisi, bilinç probleminin çözülememiş olması onun yok olduğu anlamına da gelmemektedir. Bu yazarların hiçbiri bilinci açıklamış değildir; fakat hiçbirisi de bilinci yok saymamaktadır. Çağdaş bilinç tartışmalarında asıl ayrım burada ortaya çıkmakta sanırım. Aslında bu beş kitabın ortaklaştığı temel nokta tam olarak budur. Uzun yıllar boyunca modern bilim, özellikle de nörobilim, insan zihnini açıklama konusunda büyük başarılar elde etti. Beynin hangi bölgesinin hangi işleve karşılık geldiği, hafızanın nasıl oluştuğu, duyuların nasıl işlendiği, nöronların nasıl iletişim kurduğu ve düşünmenin hangi biyolojik süreçlerle ilişkili olduğu konusunda muazzam bir bilgi birikimi ortaya çıktı. Ancak bütün bu başarıların ortasında hâlâ cevaplanamayan bir soru durmaktadır: Beyin faaliyetleri neden öznel deneyim üretmektedir?
Bilim/Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
sayın okul müdürüm, saygıdeğer veliler ve sevgili öğrenci arkadaşlarım İnsan hayatta acısıyla, tatlısıyla ; bazen hüzün, bazen sevinçlerle dolu bir çok an yaşar ve bu yaşadıklarının büyük bir kısmını hatırlamaz. Hatta bazı anılarını unutmak için çaba sarfeder. Fakat insanın aklında yer eden bazı özel anlar vardır. İşte bu gün sizlerle bu anlardan biri için toplanmış bulunmaktayız. Bugün sadece bir liseden değil, Türkiye'nin en nitelikli meslek liselerinden birinden mezun oluyoruz. Dört yıl boyunca burada yalnızca ders görmedik; aynı zamanda mesleki bilgi, disiplin, dostluk ve hayata dair önemli değerler kazandık. Okulumuz ve öğretmenlerimiz bize güçlü bir temel ve geleceğe açılan sağlam bir kapı sundu. Unutmayalım ki "Borusanlı olmak bir ayrıcalıktır." Bu ayrıcalık sadece okulumuzun adıyla değil, taşıdığımız sorumlulukla, sahip olduğumuz bilgiyle, temsil ettiğimiz değerlerle ve sahip olduğumuz vizyon ile anlam kazanır. Eminim ki hepimiz bundan sonraki hayatımızda Borusanlı olmanın gururunu taşımaya devam edeceğiz. Bugün burada bir dönemin sonuna gelirken aslında yeni bir hayatın da ilk adımını atıyoruz. Bundan sonraki süreçte kimi arkadaşlarımız eğitim hayatına devam edecek, kimilerimiz ise çalışma hayatına başlayacağız. Hangi yolu seçersek seçelim, hepimizin ortak bir sorumluluğu var: Ülkemize, milletimize ve insanlığa faydalı bireyler olmak. Yarın bir çalışan, bir yönetici, bir işveren ya da farklı alanlarda görev alan insanlar olacağız. Ancak sahip olacağımız unvanlardan daha önemli olan şey; dürüstlüğümüz, çalışkanlığımız, adalet duygumuz ve ahlakımız olacaktır. Çünkü insanı değerli kılan yalnızca yaptığı iş değil, o işi nasıl yaptığıdır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (sav) “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” hadisi bizlere önemli bir
İzleyen ve İzlenen
Varlık,tarafından izler dünyayı, İzler hem kendini hem de olayı. Varlık üzerinde olan taraflar, İzler,izlenir ve tat alırlar. Böyledir yaşam:İzlenir,izler, Kendinden bakarak,kendini izler. Hem içten,hem dıştan yeri bilinir, Hiç gizlenemez ne yapsa bilinir. İnsanlar söyledi eskiden bize, Dediler:"Bir soru soralım size." Kim bir iş yapabilir gizlice? Anlaşılmadan,izlenmeden,habersizce? Hep cevaplar bulduk kendimizce. Hepimiz söyledik:"Bu iştir bence." Biz hep düşündük olayları, Ama anlamadık biz hiç onları. Biz hep dıştaydık,onlarsa içte, Onlar yaşamdaydı,biz ise hep işte. Farkımız buradaydı onlarla bizim, Hep dışa odaklıydı kafamız bizim. Vurgular yaptılar,biz de görelim, Yaşamı anlayıb biz de bilelim. Biz ise topluma kanarak öyle, Onlar ne sözlerse yapardık öyle.
Soru: Bazı büyük marketlerin “kurban hissesi” adı altında et satmaları dinen sahih midir? Bu uygulamadaki sakıncalar nelerdir? Cevap: Kurban ibadeti, sıradan bir et satın alma işlemi değil; belli şartlarla yerine getirilen mali bir ibadettir. Bu sebeple kurbanın sahih olabilmesi için sadece et elde edilmesi değil, ibadete dair şartların da yerine getirilmesi gerekir. Günümüzde bazı büyük market ve şirketlerin “kurban paketi”, “hisse et satışı” veya kilo üzerinden kurban eti verme şeklindeki uygulamalarında ise fıkhî açıdan ciddi problemler bulunabilmektedir. Öncelikle kurban ibadetinde esas olan, belirli bir hayvanın kurban niyetiyle kesilmesidir. Yani kişi, satın aldığı etin değil; kesilen belirli bir kurbanın sahibi veya hissedarı olmalıdır. Eğer mesele sadece “şu kadar kilo et teslim etmek” haline dönüşürse, bu kurban ibadetinden ziyade normal bir et ticaretine benzemeye başlar. Çünkü kurbanda maksat yalnızca et elde etmek değildir; Allah’a yaklaşma niyetiyle belirli bir hayvanın ibadet kastıyla kesilmesidir. Bu sebeple “kilo garantili kurban” mantığı, ibadetin ruhuna aykırı görülmüştür. Ayrıca büyük organizasyonlarda hayvanların birbirine karışması, hangi etin hangi hayvana ait olduğunun bilinmemesi, hisse sahiplerinin belirli olmaması veya kesimlerin vekâlet ve niyet açısından düzgün yürütülmemesi gibi problemler de ortaya çıkabilmektedir. Özellikle büyükbaş kurbanlarda her hissenin ibadet niyeti taşıması gerekir. Eğer hissedarlardan biri sadece et almak niyetiyle girerse, Hanefî mezhebinde bu durum diğer hissedarların kurbanını da etkileyebilir. Bu yüzden hissedarların niyeti önemlidir. Bunun yanında bazı yerlerde kesimden önce belirli bir hayvanı hisse sahiplerine tahsis etmek yerine, genel havuz sistemiyle kesilen etlerin karıştırılıp sonradan kilo ile
Din İslam
Ebeveynlikte doğru mesafeyi ayarlamak: Ne kadar yakın-uzak?
👨‍👩‍👦‍👦İnternet çağında ebeveynlik zor. Çocuklarıyla aralarında açılan uçurumu kapatmak için uğraşan, İngilizce kursuna giden, dijital zorbalık vb konuları öğrenmeye çalışan ebeveynlerdenseniz bu yazı size. Ne yapabilirsiniz? Ebeveynlik zor bir zanaat. Hele de internetin içine doğmuş bir kuşağa internetle sonradan tanışan bir kuşak olarak ebeveynlik yapmaya çalışıyorken. İnternet kuşaklar arasındaki uçurumu hızla açıyor. Çocuklar, gençler ebeveynlerinin hiç de tanımadığı bir dünyanın derinliklerine doğru koşar adım giderken, ebeveynler olarak onların bu temposuna yetişmekte zorlanıyoruz. Artık dizimizin dibinde büyüyen çocuklardan bahsetmek mümkün değil. Çünkü yan odamızda olsalar dahi internet aracılığıyla bambaşka dünyalarda bambaşka kafadaki kişilerle, derinliğini bilemediğimiz ve kontrol edemediğimiz etkileşimlere girebiliyorlar. Geçen sene izlediğimiz Adolescence dizisi bu gerçeği suratımıza tokat gibi çarpmıştı. “Bizim toplumda böyle şeyler olmaz” diye kendimizi avutmaya çalışırken geçtiğimiz haftalarda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları tehlikenin bizden o kadar uzakta olmadığı gerçeğini bize hatırlattı. Hiçbir toplum internetin olumsuz etkilerine bağışık değil. Bazı ebeveynler çocuklarıyla aralarında açılmaya başlayan bu uçurumu kapatmak için İngilizce kurslarına gidiyor, siber güvenlik, dijital zorbalık gibi konuları öğrenmeye çalışıyor. Bu çaba, dünyası hızla değişen çocuklarımızın dünyasına yabancı kalmamak ve onları hiç tanımadığımız tehlikelerden korumak için yapılan son derece anlaşılabilir bir çaba. __Fakat burada önemli bir konuyu atlamamak gerektiğini düşünüyorum: bazen çocuklarımızın ne yaptığını anlamaya o kadar odaklanıyoruz ki, onların ne yaşadıklarını kaçırabiliyoruz. Onların dünyasını tanıma ve o
Makale|Yazı