1. "İran Ordusunu Yendik" Masalı ve İç Piyasa Popülizmi Trump’ın "Şimdi ABD, İran ordusunu yendi ya, popülerliğini artırmak için arkadaş olmak istiyor" cümlesi, "Hürmüz krizini" örtbas etme çabasının devamıdır. Sahada Hürmüz Boğazı daha 24 saat önce kapanmış, 17 Haziran İslamabad Mutabakatı ağır yara almış ve İsrail ile İran restleşirken; Trump içerideki tabanına ve seçmene "Biz zaten İran ordusunu yendik, her şey kontrolümüz altında" illüzyonunu satıyor. Kendi yarattığı bu "sahte zafer" üzerinden Meloni gibi Avrupalı liderleri "fırsatçılıkla" suçlayarak, dış politikadaki kırılganlığı muazzam bir narsisizm kalkanıyla gizliyor. 2. Avrupa Sağının "Atlantik" İkilemi ve Meloni’nin Reddi Trump, Meloni’nin İtalya’da popülerliğinin düşmesini çok rasyonel (kendince) bir sebebe bağlıyor: "İran’ı engelleme konusunda ABD’yi reddetmesi (Gerçi NATO da aynısını yaptı ya!)" Jeopolitik Gerçek: Giorgia Meloni, Avrupa’da "sağcı/milliyetçi" bir lider olmasına rağmen, Trump-Vance kliğinin o "izolasyonist", müttefikleri satan ve Rusya/İran ile apar topar maliyet odaklı anlaşmalar yapan çizgisine her zaman şüpheyle yaklaştı. Meloni ve İtalya Dışişleri, bütünüyle AB ve geleneksel NATO (Atlantik) çizgisine bağlı kaldı. Trump, Meloni’nin bu "ideolojik" ve kurumsal direnişini, yani ABD’nin peşine takılıp Ortadoğu ya da Ukrayna’da pervasız maceralara atılmamasını bizzat İtalyan halkının Meloni'yi cezalandırma sebebi olarak sunuyor. Arada NATO’ya da çakarak ("Gerçi NATO da aynısını yaptı ya!"), Temmuz’daki Ankara NATO Zirvesi öncesi ittifaka karşı ne kadar öfkeli ve bilenmiş olduğunu açıkça itiraf ediyor. 3. Diplomatik İntihar: İtalya Dışişleri Bakanı'nın ABD Ziyaretini İptali Bir G7 müttefikinin (İtalya) Dışişleri Bakanı’nın, sırf bu "fotoğraf" ve "yalvarma" hakaretleri yüzünden resmi
Siyaset
Aldanmak ve aldatmak
Namaz, oruç, hac, Kur’an okumak; Allah ile kul arasındadır ve güzeldir. Hiçbir Müslüman bunların değerini küçümseyemez. Ancak hiçbir Müslüman da bu ibadetlerin, çiğnenen bir kul hakkını telafi ettiğini iddia edemez. Mazlumun hakkı, ne kadar fazla namaz kılınırsa kılınsın, ne kadar hacca gidilirse gidilsin, ne kadar oruç tutulursa tutulsun ödenmez. O hak ancak hak sahibine teslim edildiğinde, ancak helallik alındığında, ancak zulüm durdurulduğunda düşer. Klasik fıkhın bu konuda hiçbir tereddüdü yoktur. Masum insanların cezaevine atılması, sayısız düşman hukuku uygulaması, hak edilmeyen mahkûmiyetler, sürüncemede bırakılan dosyalar, uygulanmayan AYM ve AİHM kararları; bunların hiçbiri namazla, oruçla, hacla, Kur’an tilavetiyle örtbas edilemez. Dini, bir vicdani arınma yolu olmaktan çıkarıp bir vicdan uyuşturucusu hâline getirmek, bizzat dine yapılmış en büyük haksızlıktır. Ayrıca bu sadece aldanmak değil; aldanmaya devam edebilmek için kendini ve başkalarını sürekli yeniden aldatmaktır. Aldatmanın en tehlikelisi dinin diliyle yapılanıdır; çünkü o dil, kendisine inananı ikna ettiği gibi, başkalarının da uyanmasını geciktirir. Sayın Özkaya doğru söylemiştir. “Midede haram lokma olursa ne takva ne de fetva kurtarır.” “Haram ile abat olanın sonu berbat olur.” “Gönül gözü gerçeği göremez.” Bu cümleler bir vaaz olarak değil bir teşhis ve uyarı olarak okunduğunda, ilk muhatabı bizzat o sözlerin söylendiği bütün zemin olmalıdır. Bu sözleri söylemek kolaydır; bu sözlere göre yaşamak ise, bugün Türkiye yargısında, sahiden bir cesaret meselesidir. Alıntılanan sözler geriye dönüp bakıldığında iki yönlü bir belge olarak okunacaktır. Bir yandan, yıllardır giderek kötüleşen tablonun en üst düzey yargıçlar tarafından da açıkça tekrar edilmesi bakımından bir kayıttır. Öte yandan,
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
27 Mayıs 1960 İhtilali ve sonrasındaki Yassıada Yargılamaları, Türkiye’de sadece bir siyasi iktidarın devrilmesini değil, o iktidarın gölgesinde büyüyen yeraltı ve "arka sokak" ilişkilerinin de dökülmesini sağladı. Lüks Nermin’in mahkemelere konu olan ilişkileri, nüfuz ticareti ve dönemin kudretli isimleriyle olan bağları, siyasetin ahlak ve güçle imtihanını gözler önüne seren cinstendi. Langa Fatma: Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Galata ve Langa hattında nam salmış, dönemin kabadayılarına kafa tutan ilk figürlerden. Çanakkaleli Melahat: Lüks Nermin ile hemen hemen aynı dönemlerde (50'ler ve 60'lar) fırtına gibi esen, lüks arabaları, mücevherleri ve yine bürokrasideki "tanıdıklarıyla" bilinen bir başka aktör. Ayşe Nimet ve Matmazel Zurnik: Sektörün kurumsallaşma ve azınlıklar/yerliler arasındaki geçiş dönemlerinin ünlü işletmecileri. Matild Manukyan: İşin sadece "sektör" boyutunda kalmayıp, kazandığı parayı gayrimenkul imparatorluğuna dönüştüren ve vergi rekortmeni olarak bizzat devletten ödül alan en son ve en büyük figür. Bu isimlerin hiçbiri sadece kendi "ticari zekalarıyla" o devasa güç ve dokunulmazlık zırhını kuşanmadılar. Siyasetin ve bürokrasinin kirli işlerini örtbas eden, onlara alan açan veya finansman sağlayan birer enstrüman olarak görüldüler. Ne zaman ki arkalarındaki siyasi irade (Menderes dönemi ve Lüks Nermin örneğinde olduğu gibi) çöktü, devlet o "yolu" anında geri aldı ve onları birer suçlu ya da ibretvesikası olarak kamuoyunun önüne attı. Tarihin bu gölgede kalmış, lüks ve sefaletin, güç ve çöküşün iç içe geçtiği sayfaları, toplumsal hafızanın en sarsıcı parçalarından biridir.
Siyaset
Trump’ın Truth Social üzerinden paylaştığı son mesaj, tam anlamıyla bir "büyük kriz sonrası hasar tespit ve manipülasyon" klasiğidir. 15 Haziran’da atılan o kritik imzalardan sonra İsrail sağından ve "Deep USA" içindeki şahinlerden yükselen o "hain, ezik, pislik" çığlıklarına karşı, Trump kendi tabanını tahkim etmek için en iyi bildiği silahı çekiyor: Bilanço popülizmi. Trump, kendisini "İran'a fazla taviz vermekle" ve "on yılların en büyük dış politika hatasını yapmakla" suçlayan şahin kanada ideolojik ya da jeopolitik bir yanıt vermiyor. Çok rasyonel bir tüccar gibi doğrudan iki rakamı masaya koyuyor: Borsanın rekor kırması ve petrol fiyatlarının gerilemesi. Hürmüz Boğazı'nın yeniden deniz trafiğine açılması, küresel enerji koridorundaki o büyük "risk primini" bir gecede ortadan kaldırdı. Petrol fiyatları %3'ten fazla çakıldı. Bu durum, enflasyon sarmalıyla boğuşan Amerikan iç piyasası ve Wall Street için kısa vadede muazzam bir nefes alma koridorudur. Trump, bu hamlesiyle küresel finans çevrelerine şunu söylüyor: "Siz neo-konların ve lobilerin bitmek bilmeyen savaş fantezileri yerine rasyonel davrandım; piyasaları rahatlattım, şirketlerinizin değerini uçurdum." Kendisini eleştirenlere "aptallar" derken kastettiği şey, maliyet-fayda hesabından anlamayan, körü körüne ideolojik savaş isteyen kliklerdir. Anlaşma kapsamında İran limanlarına yönelik ablukanın kalkması ve 300 milyar dolarlık "yeniden inşa" fonu gibi maddelerin müttefikler nezdinde yarattığı "satış" hissini örtbas etmek için Trump, paylaşımını yine o meşhur "America First" (Önce Amerika) ve "MAGA" sloganlarıyla bitiriyor. Bu, Amerikan taşrasındaki milliyetçi seçmene gönderilmiş net bir sinyaldir: "İsrail'in veya Avrupa'nın güvenliği için Amerikan parasını Ortadoğu bataklığında çarçur etmeyeceğim. Ben
1000Kitap
Yaşamın Izdırabı
​Varoluş, insanın alnına kendi rızası dışında basılmış karanlık ve mühürlü bir damgadır. Bizi bu dar ve klostrofobik dünyaya fırlatan güç, adımıza kararlar alırken dürüstlükten tamamen uzaktı. Şimdi herkes, sanki bu sahneye kendi istekleriyle çıkmış gibi sahte ve yapmacık tebessümlerle dolaşıyor. İnsanlığın o kibirli, her şeyi bildiğini iddia eden silüeti, aslında derin bir hiçliğin perdesidir. Toplum denilen o muazzam kitle, kendi acizliğini örtmek için icat ettiği kuralların kölesi olmuş durumda. Sokaklar, birbirinin gölgesine basarak yükselmeye çalışan, maskeli ve sığ kalabalıklarla çalkalanıyor. Her köşe başında adalet çığlıkları atılırken, arka odalarda zayıfların sessizce harcandığı bir düzen işliyor. Tarihin sayfalarını geriye doğru çevirdiğimizde gördüğümüz tek şey, hiyerarşinin kanlı dürüstlüğüdür. Zeka ve farkındalık, bizi diğer canlılardan ayıran bir ayrıcalık değil, göğsümüze saplanmış paslı bir çividir. Çünkü etrafındaki her şeyin solarak yok olacağını bilmek, yürürken sürekli kendi mezarını kazmaya benzer. İnsanlar bu soğuk gerçeği örtbas etmek adına kendilerine yapay cennetler ve meşgaleler yaratıyorlar. Günün ilk ışıklarıyla birlikte başlayan o mekanik ve anlamsız telaş, aslında bir kaçış çabasıdır. Zaman, avuçlarımızın arasından akıp giderken, arkasında sadece hayal kırıklıkları ve sönmüş umutlar bırakıyor. Evrenin bu dilsiz ve sağır sessizliği karşısında, insanın anlam arayışı trajik bir tiyatrodan öteye geçemez. Yukarıda ya da aşağıda, bizi bu amansız dehlize mahkum eden her neyse, çaresizliğimizle besleniyor. Kendi yarattığı dogmaların ve korkuların gölgesinde titreyen insan, yeryüzünün en büyük tezatıdır. Medeniyet denilen o süslü vitrin, ilk büyük sarsıntıda un ufak olacak kadar kırılgan ve temelsizdir.
Edebiyat
Suriye'nin Yeniden Dizaynı: Stratejik Sessizlikten Kurumsal Rehabilitasyona I. Giriş: Yanlış Soruların Esareti Buckingham Sarayı'nın altın yaldızlı salonlarında iki adam el sıkışıyor. Biri İngiltere Kralı III. Charles. Diğeri, bundan yalnızca bir yıl önce üzerine 10 milyon dolar ödül konmuş, ABD'nin terör listesinde adı geçen Ebu Muhammed el Şara. Bu fotoğraf bir soruyu zorunlu kılıyor: Bu nasıl mümkün oldu? Ortadoğu coğrafyası üzerine yapılan analizlerin büyük çoğunluğu bu soruyu sormaz. Bunun yerine daha güvenli, daha sığ sorularla yetinir: "IŞİD neden bu kadar güçlendi?" veya "Esad neden düştü?" Oysa doğru sorular çok daha rahatsız edicidir: IŞİD kimin işine yaradı? Şara'yı kim, ne zaman ve hangi araçlarla rehabilite etti? Ve tüm bu kaosun sonunda kim kazandı? Bu makale, Suriye'de yaşananların ne bir tesadüf ne de öngörülemeyen bir "blowback" mekanizmasından ibaret olduğunu savunuyor. Ortada, adım adım ve çok aktörlü biçimde inşa edilmiş bir bölgesel dizayn var. Ve bu dizaynın mimarlarını bulmak için komplo teorisine değil, yalnızca sonuçlara bakmak yeterli. II. Blowback'ten Öte: IŞİD ve Güç Boşluğu 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgali, sadece bir rejimi devirmenin çok ötesine geçti. Ordular lağvedildi, devletin kurumsal hafızası silindi, onlarca yıllık güvenlik bürokrasisi bir gecede yok edildi. Geriye devasa bir güç boşluğu kaldı. IŞİD bu enkazdan beslendi, büyüdü ve zamanla Suriye iç savaşının yarattığı ikinci boşlukta gerçek bir devlet gibi hareket etmeye başladı. Buna "blowback" deniyor: Bir müdahalenin, müdahale edenin öngöremediği yıkıcı sonuçlar doğurması. Daha önce de görülmüştü; 1980'lerde Sovyetlere karşı CIA tarafından beslenen Afgan mücahidleri, zamanla El Kaide'ye dönüşmüştü. Ancak blowback teorisi, IŞİD söz konusu olduğunda kritik bir soruyu
1000Kitap