Gerçek sevgi, sevdiklerimizi zulümden menetmektir. Susmak, örtbas etmek ve razı olmak ise onlarla bu suça ortak olmaktır. Zaten Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kardeşine ister zalim ister mazlum olsun yardım et.” Ashab: “Ey Allah’ın Elçisi, mazlum iken yardım ederiz, peki zalim iken nasıl yardım edelim?” diye sordular. Şöyle cevap verdi: “Onun elini tutarsın (zulümden alıkoyarsın), işte bu, ona yardım etmektir.”
Sana, doğaya göre güzel ve doğrunun ne olduğunu açıkça söyleyeyim: İyi yaşamak için tutkuları bastırmamak, tersine onların olabildiğince gelişmesini sağlamak; en güçlü oldukları anda onları cesaret ve zeka yoluyla hoşnut kılmak; ve her türlü isteklerini yerine getirmek. Ama bu, öyle sanıyorum ki, herkesin üstesinden geleceği bir iş değil. Bundan dolayı da, tutkularının isteğini yerine getiremeyenler, bu konuda becerikli olanları, sırf utançlarını ve güçsüzlüklerini örtbas etmek için suçlarlar. Bu tür insanlar aşırılığın çirkin bir şey olduğunu söyleyerek doğanın daha zengin niteliklerle yarattığı kimseleri kul köle etmek isterler ve kendi tutkularını hoşnut edebilecek bir biçimde dindiremedikleri için de, kendi korkaklıkları yüzünden ılımlılığı ve doğruluğu överler. Çünkü, kralın oğlu olarak dünyaya gelme şansına sahip olan ya da doğal olarak kendinde bir komutanlık, bir zorbalık, bir hükümdarlık elde edebilecek gücü bulan kimse için ılımlılıktan daha utanç verici, daha kötü bir şey var mıdır? Hiç kimse tarafından engellenmeden yaşamın bütün iyiliklerinden yararlanabilecekken, halkın yasalarına, sözlerine ve alaylarına boyun eğmek durumuna düşecektir. Ve kendi ülkesinin hakimi olan bu adam, dostlarına düşmanlarından daha fazla bir şey veremedikten sonra, doğruluğun ve ılımlılığın şu sözde güzelliği onu nasıl olur da mutsuz kılmaz ki? Aradığını söylediğin gerçek, işte şu Sokrates: Bolluk içinde yaşama, ölçüsüzlük ve özgürlük güçlüyse, erdemi ve mutluluğu oluşturur; geri kalan bütün bu güzel düşünceler, doğaya aykırı olan bu uzlaşmalar saçmadır ve birer hiçtir.
Bedenini terk etmek üzere olduğu bir anda, durugörü yeteneği ona bundan sonra neler olacağını göstermeye başladı... Kendisinden sonra yaşanacak olaylar birer birer gözlerinin önünden geçiyordu... Geleceğin korkunç realitesi tüm açıklığıyla gözlerinin önüne serilivermişti: israil'in ihanetlerini, başkaldıran anarşiyi, Tanrı'nın mabedini kirleten kralların cinayetlerini, kitabının aslından saptırılışını, cahil ve iki yüzlü rahiplerin elinde fikirlerinin nasıl yozlaştırılarak çarpıtıldığını, kralların dinden çıkışını, arı ve saf bilgilerin - kutsal doktrinin nasıl örtbas edeldiğini ve sırlar bilgisine sahip rahiplerin çölde nasıl zulme uğratıldıklarını açık seçik bir şekilde teker teker görüyordu.
"...Yüzleșmekten kaçındığımız korkularımızı örtbas edip kendimizi güvenlikle olduğumuza inandırırken, hayatı ne denli kuruttuğumuzu çoğu zaman göremiyoruz..."