Maskelenmiş red, bazen koruyucu davranışlar biçiminde ortaya çıkabilir. İticiliğin yarattığı bilinçdışı suçluluk duyguları, çocuğun hastalanacağı, öleceği ya da kötü alışkanlıklar edineceği korkularına dönüşebilir. Böyle ana-babalar, çocuklarıyla nedenli ilgilendiklerini kendilerine ve çevrelerine kanıtlamak istercesine bir çaba içindedirler. Öte yandan, aşırı koruma her zaman çocuğun istenmeyişinin bir belirtisi olmayabilir. Özellikle anne ve çocuk ilişkisinde ortaya çıkan bazı koruyucu davranışların gerisinde annenin duygusal yalnızlığı bulunur. Bu gibi anneler, evliliklerinde bulamadıkları doyumu çocuklarında ararlar.
sadece yürüyüş bizi mecburiyet yanılsamalarından kurtarmayı başarır. Öte yandan yürüyüş hatırı sayılır gerekliliklerin hakimiyetindedir.Onca mesafeyi katetmek için onca adım anlamına gelen onca saat yürümelidir insan...
Bir başka baskı, “her an ulaşılabilir olma” kültüründe büyür. E-posta, anlık mesajlaşma uygulamaları, akıllı telefonlar... İş ile dinlenme arasındaki sınırlar erir. Beynin kendini toparlaması, deneyimi işlemesi, yeni fikirler üretmesi için ihtiyaç duyduğu Varsayılan Kip Ağı geçişleri çoğu zaman yarıda kesilir. Zihin dışsal taleplerle sürekli meşgul tutulur.
Bu durum, beynin restoratif “boş vites”ini elinden almak gibidir. Dinlenme anı, sahiden dinlenme olmaktan çıkar; dinlenme, “yarım bekleme”ye dönüşür. Sonuçta kronik stres, tükenmişlik (burnout) ve yaratıcılıkta belirgin bir azalma ortaya çıkar. İnsan, bir yandan durmadan üretmeye zorlanır; öte yandan üretimi mümkün kılan içsel alanı koruyamaz hale gelir.
Verimlilik söylemi de bu gerilimi büyütür. Odaklanmayı ölçen uygulamalar, zaman yönetimi teknikleri —özellikle yanlış anlaşıldıkların- dabeynin doğal kopuşlarını kusur gibi göstermeye meyleder. Mola vermeden, hayale dalmadan, pencereden dışarı bakmadan geçen bir çalışma günü “ideal” diye sunulur.
Öte yandan yine hepimiz biliyoruz ki bir ülkede, toplumun büyük bir çoğunluğunun eğitim düzeyi düşükse, o ülkede gerçek anlamda demokrasi gerçekleşemez. Varmış gibi yapılır, o kadar. Seçim, ortalamanın üzerinde bir bilinç düzeyini gerektirir. Hem bireysel hem toplumsal anlamda bir başka deyişle, gerçek anlamda demokrasi, muhakeme süreçlerine sahip toplumların işidir. Aksi taktirde kaos olur.
Erkeklerin, "Lolita merakı"nı, gençlik ve körpeliğe duyulan arzu ile açıklamanın yetersizliğine dikkat çekmeye çalışmış, bundan öte düpedüz bir iktidar sorunu olduğundan söz etmiştim.
"Bence, onları küçük kız çocuklarının saf dünyalarına yönlendiren şey, bilinci uyanmış, dikkatleri bilenmiş kadınlara karşı duydukları korkuydu aslında. Erkeklerin, kendileriyle ilgili yanılsamalarını besleyecek, zayıflıklarını görmeyecek, numaralarını yutacak, her yalanlarına inanacak kadınlara ihtiyaçları vardı. Bu yüzden tercihan kıt deneyimli, uzakgörüşsüz kadınların yanlarında rahat ediyorlardı.