...
Ey Adam!
Sana ne hazır bir yüz nede özgün, doğuştan gelen bir özellik verdik, ta ki kendi yerini, biçimini, yeteneklerini kendin seçesin, onları kendi yargın, kendi kararın ile edinebilesin. Bütün öteki yaratıkların doğası bizim koyduğumuz yasalarla belirlenip sınırlanmıştır. Oysa senin önünde böyle sınırlamalar yok, kendi yüzünün çizgilerini sana koruma görevini verdiğimiz özgür isteğinle çizebilirsin. Seni dünyanın tam ortasına koyduk, baktığın yerden dünyadaki her şeyi daha kolay görebilesin diye. Seni ne yersel ne göksel, ne ölümlü ne ölümsüz olarak yarattık; özgür, olağandışı bir yontucu gibi kendini, kendi seçiminle biçimleyebilesin diye. Aşağıya, yaşamın kaba biçimlerine inmek de tanrısal yaşam sürenlerin düzenine çıkmak da senin elinde.”
Türk Kadınlar Birliği, belediyelerde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmasını* kutlamak üzere büyük bir mitingi düzenlemiş, kentin en büyük meydanında toplandıktan sonra, öteki en büyük meydan Taksime yürümüştü.
Kadınlar belediyelerde 1930, muhtarlıklarda 1933, milletvekilliğinde 1934 yılında seçme ve seçilme hakkını kazandı.
Öteki insanların bunu nasıl göremediğini merak ediyordum.
Onu nasıl göremediklerini. Sanki hepimiz aynı tabloya bakıyorduk, ama başka herkes asıl noktayı kaçırıyordu.