"Bu dünya kaybedenlerin dünyasıdır," diyordu köşede öylece kaldırımları izleyen adam.
Zamanın bir bıçak gibi kestiği bu otuzlu yaşlarda, kendine anlam arayışına çıkmıştı avarece.
Şiirdir bu…
İnan, ölen insanların yasını çok tuttu;
inan, güneş batıyorken çok gözümüz kamaştı geceye.
Bir kitapçıda soluklandık,
asude selamlar bekledik postane önlerinde.
Manolya çiçeğinin kokusunu duymak için
yolumuzu değiştik karanlık sokaklarda.
Kalabalığı sessize almışlar,
bir tek ben konuşuyorum
içimden, otobüsün yansıyan camına…
Şimdi birçok ölen insanın yasını tutuyorum,
en çok da kendi mezarımın başında.
Farsça bir şarkının saçına toka takıyorum,
süslüyorum onu…
Kulağımda başlıyor ağıdı…
Şimdi kendime en çok şarkı söylüyorum,
şimdi en çok kendime konuşuyorum.
Sahi, biz bunca şeye bunun için mi göğüs gerdik?
Otobüs geldi,
bindim
ve gidiyorum
kimsenin gidemediği yere;
yani evime…
Günce
22 Haziran 2026
ümit dediğin gece sigara dumanının altında bitmiyormuş.
bazen sabahın dokuzunda, otobüste zar zor bulup oturduğun cam kenarında açtığın
sait faik abasıyanık, havada bulut sayfa otuz yedide de,
'o gelmemiştir, onu beklemek ne zor,' diyor.
sonra bir dışarı bakıyorsun, bir önüne, bir yanına.
her şey, herkes her zamanki gibi..
yine otobüs şoförü birdenbire önüne çıkan birine küfür ediyor, amcalar siyaset yüzünden sabah sabah kafa ütülüyorlar ve bunların hepsini duyuyorsun; çünkü kulaklığının bir tanesi bozuk, diğerinde de ahmet aslan türküsünde,
'vuruldum, düştüm yere gidemedim uzağa,' diyor.
sonra tekrar bir dışarı bakıyorsun, bir önüne..
sonra yanına bakacaksın ama başın, önünde baktığın alıntıdan bir türlü kalkmıyor:
'o gelmemiştir, onu beklemek ne zor'
zar zor, ellerin titreyerek gri bir kalemle altını çiziyorsun
ve daha durağın gelmemiş olmasına rağmen otobüsten inip, o sigara dumanının altında kalarak
yürüyorsun.
z.
@ruhsalintiharlar
·
umutsuzluk insanı öldürür.
boşa umut etmek ise süründürür. ölmek bir gün, sürünmekse her gün.
Belki de sorun beklemek değildir.
Belki de yanlış durakta doğru otobüsü bekliyoruzdur.
Bazen daha fazla sabretmek değil,
ayağa kalkıp durağı değiştirmek gerekir.
Çünkü bazı yolların gecikme sorunu yoktur;
sadece varış noktası yanlıştır.
Karadeniz
ıssız, karanlık
bir denizdir;
tasalı
kırgın.
Ve bir göl gibi
sıkışıp kaldığı
karaların
kıskacında
bunalmış gibidir.
Kıyılar boyunca
uzanan yamaçlar
bütün mevsimlerinde
yılın
ince bir pusla
örtülüdür.
Ve tütün tarlalarının
fındık bahçelerinin
ormanların
fundalıkların
ve yürek dondurucu uçurumların
kıyısından geçen bir otobüs yolcusu
başta koyu, ıslak ve derin olanları gelmek üzere
yeşilin
bin bir çeşidini görür.
Ataol BehramoğluKızıma Mektuplar