Hepimiz yavaş koşmayı öğrenmeliyiz.
Bazı anlar vardır ki bizim için durur; bazı anlardaysa zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamayız. Hatta öyle bir an gelir ki, hayatın getirdiği ağır yükler ve sorumluluklar yüzünden güneşin doğuşundaki o harika mavileri, sarıları fark edemez hale geliriz.Geçenlerde otobüsle eve dönerken tam olarak bunu düşünüyordum. Gökyüzünde muazzam bir gökkuşağı vardı ama otobüsteki hiç kimse ona dikkat etmiyordu. Kimisi uyuyor, kimisi telefonda bir şeyler izleyerek vakit öldürüyor, kimisi de sohbet ediyordu. Dışarıda akıp giden o eşsiz güzellikten kimsenin haberi yoktu.Binlerce Mavi de tam olarak bu noktaya değiniyor: Hızlı akan zamana yetişme çabası, bir şeyleri kaçırma korkusu ve diğerlerinden geri kalmamak için teknolojiye zoraki uyum sağlama telaşı... Oysa bizim biraz yavaşlamaya ihtiyacımız var.Kitabın hissettirdiği duyguları, kalbimizde bıraktığı o derin izi kelimelerle anlatmak çok zor; sanırım okumadan ne demek istediğimi tam olarak anlamak mümkün olmayacak."
...Biraz yavaşlamamız lazım. Kitap bunu bize sadece insan karakterler üzerinden değil, şahane bir üçlü üzerinden anlatıyor:Üretim hatası sanılan ama aslında dünyaya kalbiyle bakabilen Coli, sistemin hız çarklarında sakatlanan yarış atı Today ve onları hurdalıktan çekip çıkaran Yeon-jae. Coli’nin o mekanik gövdesine rağmen gökyüzündeki binlerce maviyi fark etmesi, Today’in canı yanmasın diye kendini feda etmesi tam da bu yüzden. Robotların bile yavaşlayıp göğe baktığı bir dünyada, biz insanların bir otobüs camından dışarıdaki gökkuşağını göremeyecek kadar hızlanması ne acı..."
Şimdiden kitabı okuyacak olan okurlara iyi okumalar dilerim. Umarım her sayfasında kendinizden bir parça bulursunuz. Sağlıcakla kalın..