Ulu Hakan’a Arz-ı Hâl
Sen gittin, öksüz kaldı koca bir coğrafya, Çakallarla sarıldı her köşede önümüz. Satıldı parça parça asırlık o harita, Öyle bir devir ki bu, belirsiz yönümüz. Kurt postu giyen hain, her tarafta kol gezer, Kimin kimin uşağı olduğu bilinmez oldu... 🇹🇷🌹🇹🇷 Kudüs’ün gözü yaşlı, Siyonist bağrını ezer, Gittiğin günden beri Filistin gülmez oldu. Suriye duman duman, kan ağlıyor şehirler, Doğu Türkistan’ımda dinmiyor işkenceler. Seni mumla arıyor, kuruyan o nehirler, Gündüzü esir aldı, bitmek bilmez geceler. 🇹🇷🌹🇹🇷 Sen ki Nebi incinmesin, ruhu muazzep olmasın diye, Demiryolu rayına "Keçe serilsin!" dedin. Ümmetin her derdini aldın cana hediye, Mübarek topraklara hürmeti can eyledin. Şimdiyse Kâbe resmi, gökdelenler gölgesi, Kâfirin arzusuyla şehirler yükselttiler. Unutuldu Hakan’ım, o incelik, o nefes, Mukaddes emaneti maddiyatla örttiler. 🇹🇷🌹🇹🇷 Dört bir yanımız feryat, her yanımız hicran, Toprak utandı bugün, bayrak boynunu büktü. Yarım kaldı bıraktığın o büyük, kutsal devran, Seninle koca bir asır, tarih önünde çöktü. Uyan Ulu Hakan’ım, bak ümmetin haline, Sen gittin gideli, coğrafyamız yetim kaldı...
İzmir Fuarı (Doksanlar)
Yaz aylarının en güzide günlerinde İzmir'de bir telaş başlar. Sanki bu şehrin bütün vatandaşlarının ortak düğün yeri sayılabilecek bir davete çağrıldıkları mekân oluverir... Bir birinden renkli ışıklar, oyuncak silüetletlerini ütopya gibi aydınlatır, insanların birbirlerini zor duydukları bu alanda ara verilmeden mezdeke türü şarkılar çalardı. Renk cümbüşü, çizgileri zebra sırtını andıran helyum balonları, çocukların bileklerine bağlanır, iki yana sallanarak yürüyen her tıfıla refakat eden bu ruhsuz nesneler, şimdiki çoğu insanlardan daha zararsız ve sadık birer arkadaş olmayı başarırlardı. Basmane kapısı, diğer adıyla dokuz Eylül kapısı olarak bilinen fuarın girişinde sizi mükemmel bir palmiye persfektifli yol bekler. Bu ağaçların muntazam dizilişi ve aynı zamanda parke döşeli uzayıp giden alanda tam karşılıklı olması, sizi selamlamak üzere bekleyen bir asker kıtasına benzer. Kahve tonu gövdenin tepede başlayan yeşilinin de aynı hizada oluşu bu yolun görenleri hayran bırakmasına yeter. İç kısımlara gidildikçe yayılıp büyüyen koruluk alanlar sizi ufakta olsa bir orman gezintisine çıkarır. Günümüzde luna parkın bulunduğu yer öncesine göre biraz daha içeride kaldığından çocukluğumun verdiği o heyecanı artık orada görememek beni üzse de bunu fuarın eski zamanlardaki hâlinden çok yaşımın kemâle erdiği için bana böyle geldiğini düşünürüm. Nerede o eski bayramlar sözüyle mukayese edildiğinde hiç de kötü bir örnek olmayacak derecede çocuklara hâlâ bayramlar aynı ise, fuar içinde bunu söylemek mümkün. Fuar bir hâyâl alemi gibiydi. Neredeyse her yerden görülen ege güneşi, bu âleme kuş bakışı bir imkân sağlıyor, herhangi bir sepetine bindiğinizde içinde bulunduğunuz zamanda yükseldikçe, aşağıda başka başka uğraşlarla meşgul olan insanlar sanki size usta bir fotoğrafçı
İnsan ve Duygular
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
AYNA GÜNEŞİ İNCİTMESİN!..
İmam-ı Rabbânî (r.a) Mektubat'tan "Melikin atiyyelerini ancak matıyyeleri taşır." Size de böyle olmuş mudur bilmem: Namaza başladığım ilk dönemlerde kendimle şu "al-ver"i çok yaşardım: "Şu hayatına bak, amellerine bak, arkadaşlıklarına bak. Şu boş sohbetlerine, kemliklerine, serseriliklerine bak. Şu, şu, şu... Bak, bak, bak..." En nihayet bu "al-ver"ler sonunda kendimi "namaz kılmaya layık olmaktan" öyle uzak görürdüm ki seccadeyi bırakırdım. Derdim: "Namaz kılmak için onu kılmaya lâyık bir hayat yaşamak lâzım. Sende böyle bir hayat yok. Kusurun bini bir para. O hâlde beynamazlığa devam." Elbette bugünden bakınca yaşadığımın bir "şeytan hilesi" olduğunu farkediyorum. (Elhamdülillah.) Çünkü buna ayılabiliyorum: Allah'a ibadet etmek, benim ibadet etmeye layık olmamla değil, Onun ibadet edilmeye lâyık olmasıyla ilgilidir. Allah Allah'tır. Ve dahi Rahman'dır, Rahîm'dir, Kerîm'dir, Rabbü'l-Âlemîn'dir. Tabiî ki koşulsuz ibadete lâyık olandır. Şükrüm Rabliğinin hakkıdır. Hukukullahtır. Ben ister öyle olayım, ister böyle, ister daha başka bir şekilde, bu beni ibadet etme ihtiyacımdan/borcumdan kurtarmaz. Çünkü Allah'ın Allahlığı değişmez. İltifatın sahibi ister bülbül olsun, ister karga, ister çekirge, gülün iltifatı haketmesi önemlidir. Gülün güzelliği gül yüzünde durdukça iltifatı da sesten sese bürünüp ona ulaşır. Ulaşmalıdır. Sesin çirkinliği gülün haketmişliğine zarar vermez. Kıbleyi göstermek parmağı kıble etmez. [...] Efendim, şöyle-böyle İslâmî konularda konuşmayı-yazmayı bir vazife olarak edinen herkesin, eğer haddini bilen birisiyse, şöyle bir vesveseye düştüğü olur: **Bir yanına kirli hayatını koyar. Diğer yanına hakkında kelâm edeceği hakikatlerin pir u pâklığını yerleştirir. Ve kara kara düşünmeye başlar: "Benim haddim mi bunlar hakkında söz
Tefekkürât
Züleyha
Ben de İsterdim Size İçinde Züleyha’nın Adının Geçtiği Güzel Şiirler Yazmak. Anlatamam Size Züleyha’yı, Lakin Denerim Züleyha’yı Yazmayı. Deniz Kıyısı Gibi Züleyha’nın Yüzü, Rüzgar Okşarken Saçlarını, Dudaklarının Kenarından Düşer Tel Tel. Bir Aşk Şarkısı Değildir Züleyha, Değil Bir Güzellik Abidesi. Ölünmezdi Züleyha İçin, Hatta Yaşanırdı Fazla Fazla. Gözlerinin Altında Olabilmek Yeterdi. Züleyha Bir Şiir Değildir, Fakat Tüm Şiirlerden Güzeldir. Züleyha Bir Devri Kapatabilir, Yeni Bir Devir Yazabilir. Öyle ki; Züleyha Biraz Çaba Verse Kader Bile Yazabilirdi. Aşık Olunmazdı Ona, Bir Kere Görmek Yeterdi Her Yarayı Sarardı. Giriverirdi Sessizce Koynuma. Ah Züleyha! Bir Yangın Sen Benim İçimde.
Edebiyat
Öyle bir devir ki; iyi davranırsan zayıf derler, kaba davranırsan saygı gösterirler. Gücü kabalıkta arayan bir çağın ortasındayız...
Psikoloji
Allahın kuranda ki emirleri , kafirlerin zoruna gideceğine müslümanların zoruna gider oldu....Öyle bir devir.
Din