Kendi kendime dedim ki: "Manevî hastalık ortalığı sarmış, doktorlar hastalanmış, insanlar uçurumun kenarına kadar gelmişler; bu saatten sonra uzlet ve halvet senin neyine yarar?" Sonra şöyle dedim: "Karanlığa karşı koymak ve ümmetin tasasını gidermek için ne zaman harekete geçeceksin? Devir fetret devri, devir bâtıl devri. Halkı tuttukları yolları terk edip hakka tabi olmaya çağırsan sana topyekûn düşman olurlar. Onlarla nasıl baş edecek, nasıl birlikte yaşayacaksın? Bu iş ancak uygun zamanda ve güçlü, dindar bir sultanın desteğiyle başarılır." ​Böylece Allah'la aramda "inzivaya devam etme" bahanesine sığındım. Hakkı izhar etmeye gücümün yetmeyeceğini, zamanın şartlarının buna elvermediğini mazeret gösterdim. ​Fakat takdiri ilahî öyle gelişti ki, zamanın sultanının arzusunu , dışarıdan değil, kendi içinden harekete geçirdi ve Sultan, bu fitneyi çözmem için Nişabur'a gitmemi emretti.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Korkuyorum! Devir öyle kötü bir devir ki! Her şey parçalanıp sarsılıyor... yaşam çalkalanıyor!..
Sayfa 49·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"... Pek güzel bilirsiniz ki, sultanlarla halifelerle yönetilmiş ve yönetilmekte olan ülkelerde, vatan için, mil-let için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düş-manlar tarafından satın alınmalarıdır. Bu, ekseriya ko-laylıkla sağlanmıştır." Ve bir yer gelir, 1923'teki konuşmasında, emperyalizmin Osmanlı mülkünü nasıl çökertip teslim aldığını ne güzel anlatır: "... Böyle yönetilen ve egemenlikten vazgeçen bir milletin âkıbeti elbette felakettir. Elbette musibettir. (...) Osmanlı Devleti, gerçekte ve fiilen bağımsızlıktan yok-sun bir duruma getirilmişti. Öyle ya, bir devlet ki kendi uyruklarına saldığı vergiyi yabancılara salamaz. Gümrük işlemlerini, resimlerini, memleketin gereksinmelerine göre düzenlemekten uzaktır. Ve bir devlet ki, yabancılar üzerinde yargılama hakkını uygulayamaz. Böyle bir devlete elbette bağımsız denilemez. Devletin ve milletin hayatına yapılan müdahaleler yalnız bu kadar değildi, daha fazlaydı. Doğrudan doğruya milletin hayati gereksinmelerinden olan, sözgelişi demiryolu yapmak için, fabrika yapmak için, her şey yapmak için devlet serbest değildi. Mutlaka müdahale vardı. Şu halde ha yatını sağlamaktan yasaklanmış bir devlet bağımsız olabilir mi? Arz ettiğim gibi gerçekte devlet istiklâlini çoktan kaybetmişti ve Osmanlı ülkesi ecnebilerin bir sö-mürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı halkı içindeki Türk milleti de tamamiyle tutsak bir duruma getirilmişti. Bu sonuç, arz ettiğim gibi, milletin kendi egemenliğine ve kendi yönetimine sahip bulunmamasından ve bu irade ve egemenliğin şunun bunun tarafından kullanılagelmiş olmasından doğuyordu. O halde kesinlikle diyebiliriz ki, biz milli bir devir yaşamıyorduk ve milli bir tarihe sahip değildik." 'Atatürk milliyetçiliği'ni, ya ırksal, ya da 'soğuk savaşçı bir çerçeve içine sokmaya
Sayfa 92
Alıntı
Öyle bir devir ki bu, gerçek dost olan yok. Ya çıkar, ya da korkudur onları yanına getiren.
devir kötü
Devir öyle bir devir ki insan kalkıp da "Şuyum," diyemiyor; iyi bir şey zannedip "Ben de," diyorlar. Şöyle gönül rahatlığıyla bir içimi döküp "Yahu ben şizofrenim galiba," desem "Aa devir şizofreni devri kim değil ki, sen beni bilsen," diyorlar.
Alıntı
Öyle bir devir yaklaşıyor ki, mal cimrilerin, kılıç korkakların, ve kalem cahillerin ellerinde olacak.