"... Pek güzel bilirsiniz ki, sultanlarla halifelerle yönetilmiş ve yönetilmekte olan ülkelerde, vatan için, mil-let için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düş-manlar tarafından satın alınmalarıdır. Bu, ekseriya ko-laylıkla sağlanmıştır."
Ve bir yer gelir, 1923'teki konuşmasında, emperyalizmin Osmanlı mülkünü nasıl çökertip teslim aldığını ne güzel anlatır:
"... Böyle yönetilen ve egemenlikten vazgeçen bir milletin âkıbeti elbette felakettir. Elbette musibettir. (...) Osmanlı Devleti, gerçekte ve fiilen bağımsızlıktan yok-sun bir duruma getirilmişti. Öyle ya, bir devlet ki kendi uyruklarına saldığı vergiyi yabancılara salamaz. Gümrük işlemlerini, resimlerini, memleketin gereksinmelerine göre düzenlemekten uzaktır. Ve bir devlet ki, yabancılar üzerinde yargılama hakkını uygulayamaz. Böyle bir devlete elbette bağımsız denilemez. Devletin ve milletin hayatına yapılan müdahaleler yalnız bu kadar değildi, daha fazlaydı. Doğrudan doğruya milletin hayati gereksinmelerinden olan, sözgelişi demiryolu yapmak için, fabrika yapmak için, her şey yapmak için devlet serbest değildi. Mutlaka müdahale vardı. Şu halde ha yatını sağlamaktan yasaklanmış bir devlet bağımsız olabilir mi? Arz ettiğim gibi gerçekte devlet istiklâlini çoktan kaybetmişti ve Osmanlı ülkesi ecnebilerin bir sö-mürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı halkı içindeki Türk milleti de tamamiyle tutsak bir duruma getirilmişti. Bu sonuç, arz ettiğim gibi, milletin kendi egemenliğine ve kendi yönetimine sahip bulunmamasından ve bu irade ve egemenliğin şunun bunun tarafından kullanılagelmiş olmasından doğuyordu. O halde kesinlikle diyebiliriz ki, biz milli bir devir yaşamıyorduk ve milli bir tarihe sahip değildik."
'Atatürk milliyetçiliği'ni, ya ırksal, ya da 'soğuk savaşçı bir çerçeve içine sokmaya