kırıldığım yerden çiçek açmadı
Haklısın Nisera... İnsan bazen düşünmediği şeyleri düşündüğü sanılarak suçlu olur. Ne kadar anlatsa da, ne kadar kendini ortaya koysa da, karşısındaki çoktan kendi hikâyesini yazmıştır çünkü. O hikâyede senin ne söylediğinin bir önemi yoktur artık; sana ayrılan rol bellidir. Cümlelerin değişir, niyetlerin değişir, zaman değişir ama hakkındaki hüküm değişmez. Bir insanın kendini anlatmaktan yorulması işte böyle bir şeydir. Çünkü bir noktadan sonra konuştuğun kişi seni dinlemiyordur, yalnızca kafasında kurduğu kişiyi doğrulamaya çalışıyordur. Ben sana kendimi anlatmaya çalışırken aslında kendimi savunmuyordum. Bir insan sevdiği birine kendini anlatmayı savunma olarak görmez. İnsan sevdiğine içini açar, yaralarını gösterir, korkularını emanet eder. Ben de öyle yaptım. Bazen kırgınlığımı anlattım, bazen özlemimi, bazen de gecenin bir yarısı içime çöken o tarifsiz boşluğu. Fakat zamanla şunu öğrendim; insanlar seni dinlemez, seni kendi korkularının yankısıyla duyar. Sen "gitmek istemedim" dersin, onlar "kalmak için savaşmadı" diye duyar. Sen "canım yandı" dersin, onlar "suçluluk hissettiriyor" diye anlar. Sonra ne söylersen söyle, her kelimen başka bir dile çevrilir. Belki de bu yüzden artık açıklama yapmak istemiyorum. Çünkü insan kendini sürekli açıklamak zorunda kaldığı yerde sevilmiyordur, yalnızca yargılanıyordur. Sevgi bazen anlamaktır derler ya, bence sevgi biraz da yanlış anlamak için fırsat kollamamaktır. Bir insanı gerçekten seviyorsan onun cümlelerinin arasına suç saklamazsın. Onun sessizliğinde bile iyi bir neden ararsın. Ben sana bunu yaptım. Kırıldığım zamanlarda bile seni kötü biri ilan etmedim. Kalbimin içinde senin için hep bir mazeret bıraktım. Belki de en büyük hatam buydu. Şimdi dönüp geriye baktığımda ne kazandığımı değil, neyi kaybettiğimi
İlkokul çocuğuna anket ödevi ve biraz da sistemin gerçekleri
Bugün bizimkiler dışarıya dağılırken ilkokula giden kuzenim kapıyı çalmış "Merhaba, benim ödevim var. Anket yapmam lazım, bir şeyler yapacağım. O yüzden buradan -listeyi gösteriyor- en sevdiğin yemeği seçer misin?" dedi. Listeye bakarken "Nasıl bir şey yapacaksın, yoksa seçtiğimi mii?" deyip onunla uğraşırken "Öyle değil, sadece çoğunluğu bulmak için." dediğinde güldüm. "Hmm, şimdi burada patates var kızartma mı yoksa haşlama mı ya da sarma etli mi yoksa zeytinyağlı mı?" diye biraz sıkıştırıp tepkisine bakarken "Kızartma da haşlama da patates, onların da ikisi sarma. O yüzden isteğine göre seçebilirsin." deyip rolümü çalarken "Ben tost diyorum. İçinde malzemesini bilmediğim için önüme ne geleceği belli değil ama neredeyse her çeşidini severim." deyip birlikte gülerken "Seçim yaparsan açık ve net olsun tamam mı, değilse seçme. Ben sen sordun diye seçtim birini. Yoksa o kadar yüzeyde kalmış bir şeyi seçmem." deyip ona tatlı bir bakış atarken "Haklısın, onlar öğrencilere öğretecek kadar bile bilmiyor. Nasıl kitap çıkarıyorlarsa?" demişti. Her çocuk gibi o da ödev yapmaktan fırsat bulunca yakınıp bir şekilde laf sokacak. Çünkü arada benle takılıyor: Önüne eğitim diye konulanı da sorgulayacak. Artısını ve eksisini ölçecek. Nasıl bir sistem içinde olduğunu anlayacak vs. Onlar ilkokul için yüzeyde tutup alıştırma yapıyor ama kim her çocuğun aklının gittiği sınıfa uygun olduğunun garantisini verebilir? Ve sana getirdiğine tabi ki bir şeyler katıp sonraki seviyelere hazırlamalısın. Armut piş ağzıma düş yok: O armut hangi toprakta yetişmişti, şekli nasıldı, rengi nasıldı, tadı, dokusu, kokusu, sana gelene kadar hangi yollardan geçti, nasıl gübrelendi, nasıl ilaçlandı vs. "Doğru" ona, algı olarak değil, gerçek ve değişmez olarak işlenmeli ki kuzu kürkü giymiş kurtlara kanmasın:
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hani çok güçlü bir akıntıya karşı yüzmeye çalışırken birden vazgeçip kendini akıntıya bırakırsın ya,öyle birşeydi işte..
Bir yerlerde okumuştum; 'İnsan, kalbi kırık doğar, hayatı boyunca o kırıkları birleştirecek birini arar' diyordu. Ama bazen öyle bir an geliyor ki, o kırıkları bir araya getirmeye çalışırken parmakların kanıyor. Bakıyorsun, ne yaparsan yap dikiş tutmuyor o eski kumaş. İşte tam o eşikte, elindeki o keskin parçaları öylece yere bırakmayı öğreniyorsun. Varsın eksik kalsın, varsın tamamlanmasın bu hikaye. Çünkü bilirsin; bu hayatta en çok enkazı tek başına kaldıranlar anlar gecenin dilini. Bir şarkı çalar uzaklarda bir yerde, senin hiç gitmediğin bir sokağa yağmur yağar, bir çocuk hiç bilmediği bir oyuncağa küser... Hepsi gelir, senin o yıkık dökük odanın ortasındaki sessizliğe eklenir. Yalnız değilsin bu buruklukta, sadece çok kalabalık bir sessizliğin parçasısın."
Deneme yazıyorken akla gelen güzel bir konu sizlerle:)
​Aile; bakmakla yükümlü olduğu hane halkı anlamına gelir. Peki bakmak sadece yiyip içmekten ya da ihtiyacını karşılamaktan mı ibarettir? Ya da ihtiyaçlar, bir aile olmanın getirdiği sorumluluklar mıdır? Biz aile oluyoruz ama ailenin içinde olamıyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki: "Aile oluyorsak nasıl içinde değiliz ki?" Aile olmak demek emek demek, fedakarlık demek... İçinde olmak için de bu duyguları hissetmemiz ve hissettirmemiz gerek... ​Şöyle düşünelim: Bir beyaz kağıda ip baskısı yapıyoruz. Sen o ipi hangi renge boyarsan kağıda o renk çıkar ve şekli için uğraştığın kadar bir görsel kendini gösterir. Aile de bunun gibidir. Rengini ve şeklini boyalardan alan resim, ailesinin terbiyesini de karakterini de yine kendi kumaşından alır. Atalarımız şöyle demiş, çok da güzel demiş: "Armut dalının dibine düşer." Eee, portakal dibine düşecek değil ya... İşte aile de böyledir, o yüzden yetiştirmek bir o kadar önem arz eder. ​Haydi gelelim yetiştirmeye... Yahu ağaca su verirsen o da yetişir... Yetiştirmek öyle "su vereyim de bırakayım" demek değildir... Hepimize düşen görevler, sorumluluklar vardır. Bazen hatta görünmez pelerinleri giymemiz gerekebilir. Çünkü aile demek fedakarlık demektir. Yetiştirmek; "güzel okullarda okutayım, iyi yerlerde çalıştırayım" demek de değildir... O da gereklidir ama toplumumuz o kadar yobazlaşmış ki çocuk yetiştirmeyi sadece okutmaktan ya da iyi üniversitelere, iyi mesleklere yönlendirmekten ibaret sayıyor... Yapamayınca da olmayınca da "Sen de çok beceriksizsin" tabiri takılıyor... Ne kötü bir kelime! Her çocuğun bir becerisi vardır. ​Peki sen hiç çocuğunun hayallerini sordun mu? Ya da hayallerine ortak oldun mu? Ben söyleyeyim: Hayır. Sen sadece çevreden gelen sözlere kulak kabartttın. Ve başarısıyla övünen, başarısızlığıyla kendini kaybeden bir
Kimseye Anlatamadığım Yer..
Bir yer var içimde. Ne haritalarda bulunur, ne de uzun yollar sonunda varılır ona. Bir yer var içimde; Kalabalıkların ortasında sessizleşen, kahkahaların arasında eksilen, geceleri ise büyüyen bir yer… Kimse bilmiyor. İnsan bazen derdini anlatamadığı için değil, anlatırsa eksileceğini düşündüğü için susar. Ben de sustum. Öyle çok sustum ki, bir süre sonra içimdeki kelimeler bana yabancı gelmeye başladı. Bir yağmurun altında yürürken, bir otobüs camından dışarı bakarken, bir şarkının tam ortasında dalıp giderken… Hep aynı yere vardım. Kendime.
Duygular