Ama benim, durup dururken de, düşmanıarım var. Neden? Öyle işte, Anuşkanın dediği gibi, öyle işte. Kimi insanlar bana düşman, oysa ben onlara düşman değilim. Bir insanın sana düşman ol­ duğunu bilip te ona düşmanlık duymamak, yahut ta «Benim de ona düşman olmam gerek», diye kendini zorlamak, bir süre sonra da bunu unutmak tuhaf
Sayfa 108·Kitabı okudu
Edebiyat
Herkesin kendi yaşamı kendi seçimi, kim nasıl isterse öyle ölür, işte yaratılan bu yasak baskısı beni deli ediyor.
Reklam
Bilanço
Sonuncu namzedin kayıt numarası 9377... Cemiyet kurulurken... Bunlar ilkler... Yani beş yıldır inşa edilmekte bulunan Büyük Doğu ruhunun en taşkın sahipleri... O ruhun kayıtsız ve şartsız dâvetine, kayıtsız ve şartsız bir şitap asaletile koştular. Yarın, inşallah, her muvaffakiyet belirdiği ve dâva, kanun yolunda, muazzam bir silindir gibi görünmeğe başladığı zaman, ölçülerimize uygun olarak bize kim gelirse, şüphesiz ki, başımıza taç edeceğız. Fakat ilklerın mânası, yeniler arasında onları sevk ve idare edecek kabiliyette insanlar bulunsa da, daima başka olacak... Bu arada, bazı hususî şartlar yüzünden sesini yükseltememiş olanların hakkını mahfuz tutuyoruz... Anadolunun doksan küsur yerinden ses aldık. Bazı vilâyet merkezlerinden tek ses gelmezken bazı kaza ve hattâ nahiye merkezleri, bize, milyonluk şehirlerin gulgulesile "Evet!" diye bağırdı. Anadoludan gördüğümüz alâka derecesini, şehir şehir, kasaba kasaba, nüfus nisbetlerine göre sıraya koyduk: Birinciliği Gümüşhacıköy aldı. İkinci Urfa, Üçüncü Tavşanlı, dördüncü Haruniye, beşinci Malatya, altıncı Kayseri, yedinci Samsun, sekizinci Ödemiş... Bunların arkasından, nisbet sırasına konmamış olarak, sadece alâka bolluğu ölçüsile, Eskişehir, Afyon, Bursa, Erzurum, İstanbul, İzmir, Ankara geliyor. Ne gariptir ki, (Büyük Doğu), satış ve okunma alâkası bakımından, nüfus nisbetleri mahfuz, birinci derecede Kayseri ve Tavşanlı; ikinci derecede Urfa, Malatya, Konya, Eskişehir, Bursa; üçüncü derecede de Antalya, Adana, Elazığı vesairede muvattaktır. Demek ki, Cemiyet alâkası (Büyük Doğu)nun satışına tam mutabık zuhur etmemiş ve bazı mıntıkalardaki kuvvetli ve şahsiyetli (Büyük Doğu)cular, büyük bir kalabalığı peşlerinden çekmeyi bilmişlerdir. Öyle ki, bazı yerlerde tek tek istekliler bu gibi yerlerdekilerden birkaç misli
Sayfa 35 - (8 Temmuz 1949, Cuma Büyük Doğu Dergisi s.: 18)·Kitabı okuyor
Alıntı
Dopamin sistemimizi öyle bir hacklediler ki etrafımızda peşinden koşulması gereken tonlarca uydurma ihtiyaç var. O nedenle sürekli koşuyoruz. Hatta bu duruma o kadar alıştırıldık ki artık amaç bir yere ulaşmak değil sadece koşmak olmuş. Kaç yaşında olursanız olun bu kadar yorgun hissetmenizin temel nedeni koşmak. Bu kadar koşup da varış noktasına ulaşamamak gerçekten insanı fazlasıyla tüketen bir durumdur. O nedenle modern toplumun içinde tükenen bir insana dönüşmek istemiyorsanız cidden yavaşlamanız, durmanız hatta bazen geri geri gitmeniz lazım. Işte bunu başarabilmeniz için de dopaminin fizyolojik çalışma mantığını çok iyi anlamanız gerek. İyi öğrenin ki yabancı parmaklar sisteminizi hack leyemesin.
Sayfa 27 - Pdf-·Kitabı okuyor
Sevdazede güzel bir kavramlaştırma
Hah, işte öyle.. Adım başında salkım salkım sevdazedeler... Kimi ağaçların dibine oturmuş... Kimi uzaktan mendil sallar, âh ü vah eder...
Hiç şüpheniz olmasın, Almanların aklına çok şeyler geliyor ama onlar çok ketum adamlar. Hiçbir şey söylemiyorlar. Halbuki ben orada bazı Türklere gizli fikirlerimi söylemiş, Lihtenş-tayn prensliğini istilâ teklifinde bulunmuştum. Prensliğin ordusunu 8 kişilik diye biliyordum. Hem bunları yenmek, hem de tek bir kasaba ile bir iki köyden ibaret olan bu devleti elde tutabilmek için hiç olmazsa 15 kişilik bir kuvvete ihtiyacımız vardı. İstilā tamamlanınca da Moskof dostlarımızın Çekoslovakya istilâsından sonra yaptıkları gibi maksadımızın bu prensliği muhtemel bir İsviçre hücumuna karşı korumak gibi yüksek bir insanî gaye olduğunu, davet üzerine geldiğimizi bildirir, meseleyi kapatırdık. Hafıza-i beşer nisyân ile malul olduğundan biraz sonra da herkes bunu unuturdu. Fakat dedim ya: Münih'te öyle pek Türke rastlamadık. Fakat döneceğime yakın prenslik ordusunun "8" değil de "1" tek kişiden ibaret olduğunu öğrenmeyeyim mi? İşte Baltacı Meh-med Paşa'nın kaçırdığı fırsattan sonraki en mühim tarihi fırsat da böylece heba oldu.
Sayfa 238 - Ötüken, 1969 Sayı 12·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam